Doğa


Toygun ATİLLA

Sabah gazetelerini açtım. Karşımda Nepal’den gelen ürkütücü fotoğraflar vardı. Himalayalar’da buz, kaya, su ve çamurdan oluşan dev bir kütle vadiden aşağı inmiş, önüne çıkan yerleşimleri, yolları ve köprüleri sürüklemişti. İlk anda deprem olduğu sanılmıştı. Sonraki incelemeler ise sismik hareketin dağdan kopan dev buz ve kaya kütlesiyle ilişkili olduğunu gösteriyordu.

Doğa birkaç dakika içinde bütün gücünü göstermişti. İnsanlık Nepal'de yeni bir felaketle karşı karşıyaydı. 

HİMALAYALAR’DA NE OLUYOR?

Bilim insanları bu tek felaket için henüz, “Nedeni küresel ısınmadır” demiyor. Ancak yıllardır "Küresel ısınma Himalayalar’ın dengesini değiştiriyor" diyor. 

Sıcaklık yükseliyor, buzullar geri çekiliyor. Dağların yüksek kesimlerinde binlerce yıldır donmuş halde bulunan toprak, yani permafrost çözülüyor. Buzun desteklediği kaya yüzeyleri açıkta kalıyor, su çatlaklara giriyor.

Bütün bunlar yüksek dağlarda kaya düşmesi, heyelan, çığ ve ani sel risklerini artırabilecek bir ortam yaratıyor. Dağın kendisinin de dengesi değişiyor.

Rakamlar da ürkütücü. Nepal’in kar ve buzla kaplı dağları yaklaşık 30 yılda buz örtüsünün neredeyse üçte birini kaybetti. Hindu Kush-Himalaya bölgesinde buzulların kayıp hızı 2011-2020 döneminde önceki on yıla göre yüzde 65 arttı.

Himalaya ve Hindu Kush sistemlerinin beslediği nehirler, Asya’da yaklaşık iki milyar insanın yaşamına doğrudan ya da dolaylı biçimde dokunuyor.

Gazetelerde o fotoğraflara bakarken aklıma bir gün önce çektiğim başka fotoğraflar geldi. Nepal’den binlerce kilometre uzaktaki İstanbul’a döndüm.

Doğanın başına ne geldiğini görmek için Himalayalar’a bakıyoruz. Ben bugün size yarın benzer felaketleri yaşamadan önce otomobilimizin camından dışarı bakmanızı öneriyorum.  Ben baktım bakın ne gördüm. 

DÜN ÇAMLICA’YA BAKTIM

Bir gün önce İstanbul’da otomobille giderken gözüm Çamlıca Tepesi’ne takıldı. Defalarca geçtiğim bir yol, defalarca gördüğüm bir manzara.
Nedense bu kez başka türlü baktım. Telefonumu çıkardım, fotoğraflarını çektim.

Çamlıca’nın yeşil dokusunun hemen altında yamaçlara doğru yayılan yapılar…
Evler…
Apartmanlar…
Villalar
Beton…

Biz ne zaman bu görüntülere alıştık? Bence asıl tehlike burada başlıyor.

Bir orman bir gecede yandığında ayağa kalkıyoruz, bir koy kepçelerle kazıldığında kızıyoruz, yüzlerce ağaç aynı anda kesildiğinde tepki gösteriyoruz.

Şehirler yıllar boyunca parça parça betonlaştığında gözümüz alışıyor.

Çünkü ortada tek bir felaket anı yok, değişim sessiz ve yavaş geliyor.

ÜÇ YIL ÖNCE BODRUM’DA AYNI ŞEYİ SORMUŞTUM

Çamlıca’nın görüntüsü bana üç yıl önce Bodrum’da gördüklerimi hatırlattı.

2023 yazında Bodrum’u dolaşmıştım.

Cennet Koyu’ndaki manzarayı görünce Patronlar Dünyası’nda şu başlığı atmıştım: “Cennet Koyun katili kim?”

Cennet Koyun katili kim?

Ağaçların kesildiğini, dağların delindiğini, doğanın içine dev yapıların yerleştirildiğini yazmıştım.

Sonraki günlerde Bodrum’un başka noktalarındaki tahribatı da anlatmaya devam ettim.

Mesele yalnızca birkaç bina değildi. Bir anlayıştı.

Doğayı önce arsa olarak görmek…

Sonra metrekareye çevirmek…

Ardından o metrekarenin fiyatını hesaplamak…

Aradan üç yıl geçti.

Dün Çamlıca’ya bakarken aynı duyguyu yaşadım.

Bu kez karşımda Bodrum’un bir koyu değil, İstanbul vardı.

SONRA GÖZÜMÜ BİRAZ DAHA UZAĞA ÇEVİRDİM

Çamlıca’ya bakarken mesele yalnızca tepenin eteklerindeki yapılar da değildi. Başınızı karşı yakaya çevirdiğinizde İstanbul’un siluetinin yıllar içinde nasıl değiştiğini görüyorsunuz. 

Bir zamanlar bu şehrin tepeleri vardı, koruları vardı, minareleri vardı.

Boğaz’dan bakıldığında birbirini takip eden sırtları, yeşil çizgileri vardı. Şimdi o çizginin arasından beton ve cam kuleler yükseliyor.

Bazıları tek başına da değil. Üçü yan yana… İstanbul’un siluetine saplanmış üç hançer gibi.

Şimdi size sormak istiyorum. Lütfen her sorumda durun ve düşünün...

Bir şehrin silueti kime aittir?

Arsayı satın alana mı?

İnşaatı yapana mı?

Oradan milyonlarca dolara ev satın alabilene mi?

Yoksa o siluet İstanbul’da yaşayan milyonlarca insanın ortak mirası mıdır?

BAŞKALARININ FELAKETİNİ GÖRMEK DAHA KOLAY

Nepal’deki görüntülere baktığımızda üzülüyoruz, Amazonlar yanınca endişeleniyoruz, alpler’de buzullar çekildiğinde iklim krizini konuşuyoruz, okyanusların yükselmesini, kuraklığı, orman yangınlarını tartışıyoruz.

Doğru da yapıyoruz.

Sonra gazeteyi kapatıyoruz, otomobilimize biniyoruz. İstanbul’un içinden geçiyoruz.

Çamlıca’nın yanından geçiyoruz.

Boğaz’a bakıyoruz.

Değişimi ise görmüyoruz.

Neden mi ?

Çünkü;

Önce bir gecede olmadı.

Bir bina geldi, sonra bir başkası.

Bir zeytin ağacı gitti, sonra yanındaki.

Bir tepe biraz kazıldı, bir koy biraz dolduruldu.

Bir kıyıya biraz daha beton döküldü.

O “birazlar” yıllar içinde koca bir şehri değiştirdi.

ÇEVRE FELAKETİ HER ZAMAN GÜRÜLTÜYLE GELMEZ

Bizim anlamakta zorlandığımız tam da bu. Çevre felaketinin mutlaka bir buzulun kopması gerekmiyor.

Her zaman sel gelmiyor, orman yanmıyor.

Değişim sessiz geliyor.

Bir imar kararıyla, ruhsatla, kazmayla, ağacın kesilmesiyle, sonra bir başkasıyla…

Ta ki bir gün eski bir fotoğrafı elinize alana kadar.

O zaman şaşırarak “Burası gerçekten böyle miydi?” diye soruyoruz. 

Şimdi Çamlıca’nın 30 yıl önceki fotoğraflarına bakıyorum.

Hafıza insana oyun oynayabilir ama fotoğraf oynamaz.

1990’ların Çamlıca’sını bugünkü Çamlıca’nın yanına koymak istiyorum.

Bakalım 30 yılda neyi kazanmışız.

Daha önemlisi, "Neyi kaybetmişiz?"

HİMALAYALAR’A ÜZÜLÜRKEN ÇAMLICA’YI UNUTMAYALIM

Nepal’de yaşananlarla İstanbul’daki yapılaşmayı elbette aynı şeymiş gibi anlatmıyorum. Birinde küresel iklim değişikliğinin etkilediği devasa bir doğal sistem var.

Diğerinde bizim şehirleşme tercihlerimiz ama ikisinin bana sordurduğu soru aynı: "İnsan doğayla ilişkisini nereye kadar değiştirebilir?"

Himalayalar’daki buzulları İstanbul’dan kurtaramayabiliriz ama Bodrum’daki bir koyun yok edilmesine itiraz edebiliriz.

Çamlıca’daki yeşilin azalmasını sorgulayabiliriz, İstanbul’un siluetine ne yaptığımızı tartışabiliriz.

Çevreyi korumak yalnızca dünyanın öbür ucundaki felaketlere üzülmek midir ? Türkiye'de sessiz kaldığınız doğa katliamları ile Nepal'deki veya dünyanın bir başka ucundaki doğa katliamlarına, felaketlere üzülerek günahlarınızı affettirebilir misiniz ? 

Sanmıyorum...

Önce kendi penceremizden dışarı bakalım...

Himalayalar bize doğanın dengesi değiştiğinde neler olabileceğini gösteriyor. Çamlıca ise başka bir şeyi…

Doğanın değişmesine yavaş yavaş alıştığımızda, bir gün dönüp baktığımızda kaybettiğimiz şeyin ne kadar büyük olduğunu.

Kızılderililere atfedilen, yıllardır anlatılan bir söz vardır: “Son ırmak kuruduğunda, son ağaç yok olduğunda, son balık öldüğünde; insan paranın yenmeyen bir şey olduğunu anlayacak.”

Belki bu sözü yeniden hatırlamanın zamanı.

Nepal’e bakıp dünyanın geleceği için endişelenirken Çamlıca’ya baktığımızda kendi geleceğimizi de düşünmeliyiz.

Parayla yeni binalar yapabilirsiniz, yeni kuleler dikebilirsiniz, metrekarelerin değerine milyonlarca dolar ekleyebilirsiniz.

Kaybettiğiniz doğayı ve kaybettiğiniz İstanbul'u, Bodrum'u ve diğer cennetleri satın alamazsınız.

Parayla yeniden de yapamazsınız.

patronlardunyasi.com