Spor


Halil KASAPOĞLU

İlk anda bunu garipsedim.

Adı spor ödülü olan, ödüllerin sporculara verildiği bir törende spor basınının bu kadar az temsil edilmesi tuhaftı.

Sonra kendi kendime sordum: Bu davetli listesini ben hazırlıyor olsaydım, spor basınından kimleri çağırırdım?

Aklıma pek çok isim geldi.

Ancak her birini düşündüğümde çeşitli gerekçelerle tereddüt ettim.

İsimleri birer birer elediğimde geriye iki elin parmaklarını geçmeyecek sayıda insan kaldı.

Onları da gönül rahatlığıyla seçtiğimi söyleyemem.

Aslında bu tereddüdüm, davetli listesinden çok daha büyük bir meselenin üzerinde düşünmeme neden oldu.

Türk spor basını bugün ne kadar gazetecilik yapıyor, daha da önemlisi ne kadar sporla ilgileniyor?

EKRANLARDAKİ TRİBÜN 

Televizyon ekranlarında saatlerce süren programların önemli bir kısmı, izleyicinin zaten izlediği maçın yeniden anlatılmasından ibaret.

Üstelik bu programlar çoğu zaman dedikoduyla, kişisel hesaplaşmalarla ve doğrulanmamış iddialarla iç içe geçiyor.

Bazı yorumcular için hakem, futbolun bütün meselelerini arka planda bırakan bir konuya dönüşmüş durumda.

Gazetecilik ile taraftarlık arasındaki mesafe giderek kapanıyor.

Kulüp aidiyeti, çoğu zaman gerçeğin önüne geçiyor.

Oysa spor medyası, milyonlarca insanın sporun içindeki aktörleri nasıl algıladığını belirliyor.

Sürekli düşmanlık üreten, her kararı bir komplo ihtimali üzerinden okuyan ve karşı tarafı itibarsızlaştırmayı tartışmanın doğal bir parçası hâline getiren dil, tribünlerdeki gerilimi de besliyor.

ETKİLEŞİMİN BEDELİ

Dijital medyada kendisini gazeteci olarak tanımlayan, fakat faaliyetini büyük ölçüde hedef gösterme ve kulüp propagandası üzerine kuran hesaplar da aynı sorunun parçası.

Haberin doğruluğundan çok ne kadar etkileşim alacağı önemseniyor.

Youtube ise bu düzenin bir başka yüzü.

Finansman ilişkilerinin, bilgi kaynaklarının ve editoryal sorumluluğun yeterince şeffaf olmadığı kanallarda günün her saatinde ahkâm kesen birilerine rastlamak mümkün.

İstifaya davet edilen yönetimler...

Atanan teknik direktörler...

Suçlanan futbolcular...

Şahsi hesaplara hizmet eden kulis bilgileri...

Dijital mecralarda gerçekten emek veren, araştıran ve nitelikli içerik üreten isimler de var.

Ancak hız ve etkileşim uğruna editoryal denetimin giderek zayıfladığı da ortada.

FUTBOLUN GÖLGESİNDEKİ SPOR

Meselenin bir başka boyutu daha var.

Spor basını denildiğinde neden neredeyse yalnızca futbol konuşuyoruz?

Üstelik futbolun kendisini de çoğu zaman birkaç kulübün günlük tartışmalarına indirgiyoruz.

Türkiye’de farklı branşlarda yıllarca emek veren, uluslararası başarılar kazanan, olimpiyatlara ve paralimpik oyunlara hazırlanan sayısız sporcumuz var.

Bu sporcuların önemli bir kısmı ancak madalya kazandıklarında veya olağanüstü bir başarıya imza attıklarında gündeme gelebiliyor.

Oysa bir sporcunun hikâyesi yalnızca kürsüye çıktığı gün başlamıyor.

Yıllar süren hazırlıklar, ekonomik güçlükler, ailelerin fedakârlıkları, antrenörlerin emeği ve çoğu zaman kimsenin haberdar olmadığı mücadeleler var.

Gazeteci sorumluluğu, gündemde olmayanı da görünür kılmayı gerektirir.

Spor basınının görevi, izleyicinin zaten bildiği tartışmaları tekrar etmekten ibaret değil.

Bazen kimsenin tanımadığı bir sporcunun hikâyesini anlatmak, saatlerce süren bir hakem tartışmasından çok daha kıymetlidir.

MEDYANIN GÜCÜ, SPORUN GELECEĞİ 

Nitelikli bir spor medyası, federasyonların ve kulüplerin kararlarını sorgular.

Yöneticilerin hesap vermesini sağlar, sporun yapısal sorunlarını gündemde tutar.

İyi gazetecilik, ihmal edilen branşlara sponsorların ve yatırımcıların ilgisini çekebilir.

Her meseleyi günlük polemiklere indirgeyen bir medya düzeni ise yapısal sorunların görünmez kalmasına hizmet eder.

Bu nedenle mesele yalnızca spor gazetecilerinin mesleki itibarı değil, sporun nasıl bir kültür içinde gelişeceği.

Bu tablonun bütün sorumluluğunu basın mensuplarına yüklemek de kolaycılık olur.

Televizyon kanallarının yayın tercihleri, kulüplerin medya üzerindeki etkisi, dijital mecraların ekonomik modeli ve izleyicinin talebi de birbirinden bağımsız olmayan etkenler.

Öfke, çoğu zaman sakin bir analizden daha fazla izleniyor.

En sert eleştiriyi yapan yorumcu, meseleyi bütün yönleriyle açıklamaya çalışan bir uzmandan daha kolay gündem oluyor.

Bu koşullarda nitelikli gazetecilik yapmak giderek zorlaşıyor.

Fakat gazeteciliği değerli kılan, tam da bu baskılar karşısında gösterilen mesleki direnç.

Türk sporunun daha iyi yönetilmesini, daha fazla branşta uluslararası başarı elde etmesini ve sporcuların hak ettikleri değeri görmesini istiyorsak spor medyasının durumunu da tartışmak zorundayız.

Çünkü sporun yalnızca kazananlara değil, onların hikâyelerini hakkıyla anlatacak gazetecilere de ihtiyacı var.

patronlardunyasi.com