Isparta Yalvaç’ta bulunan Pisidia Antiokheia’nın 18 yıldır kazı başkanlığını üstlenen Süleyman Demirel Üniversitesi’nden Prof.Dr. Mehmet Özhanlı, antik kentlerde yaşadıklarını kurgusal bir dille hikâyeleştirerek kaleme alıyor. “Yaşlı Rahip’in Kehaneti” adlı romanı ile Antiokheia’daki Men Tapınağı’na ışık tutan Özhanlı, “O Mezarlar Açılmamalıydı (Bir Lanet Hikâyesi)” başlığıyla kaleme aldığı son yazısıyla da dikkatleri Patara sit alanına çevirdi.
NEKROPOLDEKİ 70 MEZAR
Hürriyet'in haberine göre, 16 yıl boyunca Patara’da kazı çalışmalarına katılan Özhanlı,1997 yılında gerçekleştirdikleri nekropol kazısında yaşanan çarpıcı anıları kurmaca hikâyesine aktardı. Hikâye, Roma İmparatorluğu dönemine ait birinci yüzyıla işaretlenen nekropoldeki yaklaşık 70 mezarın açılma sürecine ışık tutuyor.

HER KAZMA BİR HİKÂYE
“16 yıl Patara kazısında çalıştım. Sonra biz ekip olarak, orada hakikaten lanete uğramış gibi hepimiz bir yerlere dağılmak zorunda kaldık. Herkes şu an başka yerlerde. Bölüm tarumar oldu. Mesleği bırakanlar oldu” diyen Özhanlı, şunları aktardı: “Arkeolojide de her kazma darbesi, aslında toprağın altındaki yaşanmış ve toprağın altında kalmış bir hikâyeyi çıkarıyor. O yüzden hep ören yerlerinde bunu hayal ederim. İnsanlar burada bizden önce yaşıyordu ama nasıl bir yaşam vardı... Mesela mezarları açıyoruz. Fakirin mezarını açıyoruz, içinde hiçbir şey yok. 2-3 seramik parçası koymuşlar; ama bir zengin mezarı açıyorsun adam eşini kulağındaki altın küpeyle, yüzükle, kolyeyle gömmüş. Biraz geçmişin, yaşanmışlıkların farkındalığına vardığınız zaman, o zaman bu sizin için başka bir boyut oluyor. Bütün hayatımı kazıya arkeolojiye harcamış biriyim.
EKİP TARUMAR OLDU
Lanet hikâyesini de kurguladım. Aslında o mezarları biz tabii ki açtık. Onları açtığım için, şimdi de Patara olduğu için çok isim vermek istemedim hikâyede. 16 yıl Patara kazısında çalıştım. Öğrencilik ve asistanlık yıllarımdı. Hikâye, Patara’da geçiyor. Orada yaklaşık 70’e yakın mezar açtık. Gerçekten inanılmaz buluntular elde ettik. Bizim o mezarlarda bulduğumuz bütün altın takılar, yıkılan Antalya Müzesi’nde Patara bölümünde sergileniyordu. Hep aile mezarıydı, çok ilginç mezarlardı ve çok etkilendik. Tabii bir lanet falan yoktu ama biraz şundan düşünerek yaptım. Mesela sonrasında o bölümdeki insanların her biri lanete uğramış gibi bir tarafa dağılmak zorunda kaldık. Bölüm tarumar oldu. Mesleği bırakanlar oldu. Biraz üstü örtülü yazdım. Biraz da alegorik bir yapı verdim aslında. Yani bu da bir lanet aslında.
İSKELET VE KAFATASLARI
Mezarları açtık, içindeki 20 iskelet, kafataslarının içeride durması gerçek. Biz de gerçekten jandarmayla beraber gece mezarı da bekliyorduk. Kazıları yaparken, ekipteki arkadaşlardan, ‘lanet var mıdır’ diye kesinlikle korkanlar vardı. Korkup hiç gelip çalışmayan arkadaşlarımız oldu. Daha çok, biraz daha gözü kara olanlar çalıştı. Yılan olayı gerçek; çünkü mezarlarda biz genelde yılan buluyoruz. Mezar toprağı yağlı olduğu için yılan seviyor toprağı ama bir lanet için orada değil o, beslenmek için orada.”
Özhanlı, mezarlardan çıkan eşyaların sergilendiği Antalya Müzesi’nin geçen yıl yıkılmasına da dikkat çekti.
‘O MEZARLAR AÇILMAMALIYDI’
Prof.Dr. Mehmet Özhanlı’nın hikâyesinde bütün ekibi toplayan kazı alanı sorumlusu, onlara yeraltı mezarlarında bakterilerin olabileceği, iyice havalandırılmadan girilmemesini, Mısır’da piramitlerdeki firavun mezarlarını açan ekibin başına gelenleri örneklendirerek anlatıyor.
Kazılarda, her mezara ortalama 20 kişinin defnedildiği, nişlerde yan yana sıralanmış kafataslarının yer aldığı, iskeletlerin yanında küpeler, bilezikler, yüzük gibi altın ziynet eşyalarının olduğu ortaya çıkıyor. “O Mezarlar Açılmamalıydı” hikâyesinde, buluntular ve iskeletler tamamen açıldıktan sonra kazı ekibi kâbuslarla uyanıyor ve bir daha uyumak istemiyor. Kâbuslar içinde uyanan ve daha sonra akıl sağlığını yitirecek olan kadın gördüklerini “Sanırım mezar sahibi burada, boğazımı sıkarak beni öldürüyordu, zor kurtuldum elinden. Sanki rüya değil de gerçekti. Burada bir lanet var” sözleriyle anlatıyor. Başka bir arkeolog da “Ben de ona benzer bir kâbus gördüm” diyerek destek oluyor. Mezardan çıkan bir yılan tarafından sokulan bir arkeoloji öğrencisi ise hayatını kaybediyor. Gördüğü kâbusa dayanamayan bir kişi intihar ediyor. Kazılar bittikten sonra da şiddetli kâbuslar görülmeye devam ediyor ve bazılarının aile hayatları dağılıyor.
PİRAMİTLER ÖRNEK OLDU
Prof. Dr. Mehmet Özhanlı: “Kazı yaparken bu tür hikâyeleri aramızda konuşuyoruz. Mesela Mısır piramitlerinde mezar odasını ilk açanların hepsi belli aralıklarla öldüler. Herkes ‘Firavun laneti bunları çağırttı’ dedi; ama lanet değildi. Mısır’da yaşananlar örnek oldu. İlk başlarda bilinmedi; ama sonra hepsinin ölüm sebebinin orada uzun yıllar kapalı kalan alandaki bir ölmemiş virüs olduğu görüldü. Ama sonra yapılan tıbbi araştırmalarda orada bir virüs kaptıkları ortaya çıktı. Onlara çok dikkat etmek lazım. Eğer siz yeraltında bir oda mezar açıyorsanız ve onu yeterince havalandırıp ölçüm yapmıyorsanız, bakteriyle biyolojik anlamda oraya girdiğinizde sizin virüs kapmanız çok normal. Bakteri kaparsanız ölürsünüz. Bu mezar laneti değil; ama gerçekten gidiyorsun. Bu tür durumlara önlem alıyoruz. Biz oraya mesela biyolog arkadaşlardan getirdik. Onlar da ölçümler yaptılar. Öyle mezarlara girdik. Mesela biz kazarken nekropolde en çok dikkat ettiğimiz şey veba. Vebadan ölmüş bir ceset bulduk, kireçlenmişti. Antik dönemin en büyük kâbusu veba ortaya çıkıyor. Özellikle o kara veba dedikleri. O tür vebalı hastalar ölmüşse, eğer kireçlenmemişse, ona dokunmak bile inan ki çok tehlikeli. Eldivensiz ya da maskesiz çalışmak ciddi sorun çıkarabilir. O bize ibret oldu. Kötü bir durum oldu ama bizim için örnek oldu.”
TUTANKAMON ÖLÜMLERİ: 58 KİŞİDEN 8’İ YAŞIYOR
Mısır Firavunu Tutankamon’un mezarı 1922’de İngiliz arkeolog Howard Carter tarafından bulundu. Antik Mısır’da tanrıların yeryüzündeki temsilcisi olduklarına inandıkları firavunların, kendileri gibi mezarları ve diğer hayatta kullanacakları mumyalanmış bedenleri de kutsal olarak görülüyordu. Bu yüzden bu mezarlara girecek kişilerin kötü şans, hastalık ve ölümle karşılaşacaklarına dair bir lanet inancı mevcuttu. Tutankamon’un mezarının açılmasından sonra bazı ani ölümler yaşandı. Keşiften kısa bir süre sonra arkeolog Howard Carter’ın evinde beslediği kuşu bir kobra tarafından öldürüldü. Antik Mısır inancında kobranın firavunu temsil etmesinden dolayı bu durum lanetle ilişkilendirildi. Kazıyı finanse eden İngiliz Lordu George Herbert mezarı ziyaretinden altı hafta sonra bir sivrisinek tarafından ısırılıyor ve bu ısırığı tıraş olurken yanlışlıkla kesince enfekte olan yara nedeniyle kan zehirlenmesinden Kahire’de hayatını kaybediyor. İngiliz finansçı George Jay Gound da mezarı ziyaretinin ardından yaşadığı ateş sonrası 1923’üe hayata veda ediyor. Arkeolog Carter’ın kazı ekibinde yer alan bir çalışan arsenik zehirlenmesinden dolayı 1928’de hayatını kaybediyor. Carter’ın sekreteri ise 1929’da yatağında ölü bulunuyor. Boğularak öldürüldüğünden şüpheleniliyor. Bu durum firavunların lanetini tekrar gündeme getiriyor. Mezarı bulan, ziyaret eden veya bu keşfe yardımcı olan 58 kişi içerisinden sadece 8’inin yaşadığı aktarılıyor.
patronlardunyasi.com