Darbeler artık yalnızca tanklarla, askerlerle ve parlamentoların kapısına dayanan silahlı güçlerle yapılmıyor. Bir algoritmanın görünmez müdahalesi, bir sosyal medya hesabının erişiminin kısıtlanması, bazen de savaş alanındaki iletişimi sağlayan uydu internetinin yavaşlatılması, siyasi dengeleri hatta savaşın kaderini değiştirebilecek sonuçlar doğurabiliyor.
Burak ARTUNER
Brezilya ve Ukrayna’dan gelen son haberler, 21’inci yüzyılda gücün nasıl el değiştirdiğine ilişkin çarpıcı bir tartışmayı yeniden gündeme taşıdı.
Brezilya’da ABD merkezli Meta, Cumhurbaşkanı Luiz Inácio Lula da Silva’nın seçim kampanyasına ait içeriklerin rakibi Flávio Bolsonaro’ya kıyasla daha fazla kısıtlandığı iddialarıyla karşı karşıya. Ukrayna’da ise The Wall Street Journal (WSJ), Elon Musk’ın sahibi olduğu SpaceX’in Starlink hizmetinde askerî amaçlarla kullanılan bağlantıların hızının düşürülmesi talimatını Musk’ın verdiğini yazdı.
Birinde sandığa giden seçmenin karşısına hangi siyasi içeriğin çıkacağı, diğerinde ise cephedeki askerlerin ve insansız hava araçlarının iletişim kapasitesi tartışılıyor.
İki olayın ortak noktası, kritik altyapının kontrolünün giderek teknoloji şirketlerinin elinde toplanması.
BREZİLYA’DA META’YA SEÇİM BASKISI
Brezilya’da 25 Ekim’de yapılması planlanan cumhurbaşkanlığı ikinci turu öncesinde siyasi gerilim dijital platformlara taşındı. Lula’nın seçim ekibi, Meta’nın Facebook, Instagram ve WhatsApp üzerinden yürütülen kampanyada kendilerine karşı eşitsiz uygulamalara imza attığını öne sürdü.
İddialar arasında bazı paylaşımların erişiminin düşürülmesi, kampanya içeriklerinin dağıtımında sorunlar yaşanması ve Meta AI’ın adaylara ilişkin görsel üretme taleplerine farklı yanıtlar vermesi bulunuyor.
Brezilya Yüksek Seçim Mahkemesi (TSE), 19 Ekim’de Meta’dan Lula ile rakibi Flávio Bolsonaro’ya eşit muamele yapıldığını göstermesini istedi. Şirketten gelen açıklamaların ardından tartışma sona ermedi; platformun seçim sürecindeki sorumluluğu daha da fazla sorgulanmaya başladı.
Lula’nın kampanyası, yaşananları teknik bir aksaklık olarak değil, seçim rekabetinin eşitliğini etkileyebilecek bir sorun olarak değerlendiriyor.
Meta ise siyasi taraf tuttuğu iddiasını reddediyor.
Şirket, Lula’nın reklam hesabının kısa süreliğine yanlışlıkla devre dışı bırakıldığını kabul ederken bunun dolandırıcılıkla mücadele sistemindeki bir hatadan kaynaklandığını savunuyor. Video görüntülenme sayılarındaki sorunların küresel ölçekte yaşandığını, yapay zekâ uygulamasındaki açığın da siyasi bir tercihten kaynaklanmadığını belirtiyor.
Buradaki asıl mesele, bir şirketin seçim sonucunu değiştirmek için kasıtlı biçimde müdahale ettiğinin kanıtlanıp kanıtlanmadığından daha geniş.
Çünkü sosyal medya platformları, siyasi kampanyaların seçmene ulaşmasında başlıca kanallardan biri haline geldi. Bir paylaşımın milyonlara ulaşması ya da görünürlüğünün düşmesi, kampanyanın etkisini değiştirebilir. Üstelik bu kararların hangi algoritmalarla alındığını, hangi verilerin kullanıldığını ve müdahalenin ne ölçüde etkili olduğunu platformun kendisi dışındaki aktörlerin anlaması her zaman kolay değil.
Seçim sandığı aynı kalıyor; ancak seçmenin sandığa gitmeden önce gördüğü dünya değişebiliyor.
UKRAYNA’DA STARLINK KRİZİ
Teknolojinin gücü Brezilya’da siyasi içerik üzerinden tartışılırken Ukrayna’da doğrudan savaş alanında hissediliyor.
WSJ’nin 20 Ekim’de yayımladığı habere göre Elon Musk, Ukrayna ordusunun kullandığı Starlink’in askerî nitelikli hizmetinin hızının düşürülmesi talimatını bizzat kendisi verdi.
Gazetenin ABD’li yetkililere ve konuya yakın kaynaklara dayandırdığı haberinde, müdahalenin Ukrayna’nın Rusya’ya karşı yürüttüğü insansız hava aracı operasyonlarını ve savunma faaliyetlerini aksattığı öne sürüldü.
Bu iddia, Starlink’in Ukrayna savaşındaki rolü nedeniyle son derece önemli.
Rusya’nın geniş çaplı işgalinin ardından uydu interneti, Ukrayna’nın cephe hatlarında iletişimini sürdürmesi, birliklerin koordinasyonu ve insansız sistemlerin kullanımı açısından kritik bir altyapıya dönüştü. Dolayısıyla bağlantı kapasitesindeki bir değişiklik, sıradan bir internet kullanıcısının yaşayacağı yavaşlamadan çok daha ağır sonuçlar doğurabiliyor.
Ancak tartışmanın merkezindeki soru, teknik bir kısıtlamanın uygulanıp uygulanmadığından ibaret değil. Asıl soru, savaşta kritik öneme sahip bir iletişim sisteminin çalışma koşullarını kimlerin, hangi yetkiyle ve hangi siyasi hesaplarla belirleyebildiği.
MUSK VE TRUMP NE DİYOR?
WSJ’nin haberinde, Musk ile ABD Başkanı Donald Trump’ın Starlink’teki kısıtlama kararı öncesinde ve sonrasında görüştüğü ileri sürüldü.
Ancak görüşmelerin içeriği ve kararın alınma sürecindeki sorumluluk paylaşımı konusunda farklı açıklamalar yapıldı.
Trump, Starlink’teki yavaşlamadan kimin sorumlu olduğunu bilmediğini ve konuyu öğrenmek istediğini söyledi.
ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth de Washington’ın herhangi bir hizmeti geri çekme talimatı vermediğini belirtirken, Starlink’in kendi hizmet koşulları kapsamında kararlar alabileceğine işaret etti.
Musk ise X üzerinden yaptığı açıklamada hız veya kullanım sınırlamalarına ilişkin kararların ABD ordusu ve nihayetinde başkan tarafından belirlendiğini savundu.
Bu açıklamalar, tartışmayı daha da karmaşık hale getiriyor.
Bir tarafta Starlink’in sahibi ve hizmetin işletmecisi olan özel şirket, diğer tarafta askerî operasyonlarını bu altyapıya bağımlı biçimde sürdüren Ukrayna, üçüncü tarafta ise Washington yönetimi bulunuyor.
Musk’ın tek başına karar verdiği iddiası WSJ’nin haberine dayanıyor; kararın bütün ayrıntıları ve siyasi talimat zinciri ise kamuoyuna açık bilgilerle kesinleşmiş değil.
Yine de ortaya çıkan tablo, özel bir şirketin teknik kararıyla bir ülkenin askerî kapasitesi arasında ne kadar doğrudan bir ilişki kurulabildiğini gösteriyor.
YENİ DÖNEMİN GÜÇ MERKEZLERİ
Brezilya ve Ukrayna örnekleri aynı stratejik sorunu ortaya koyuyor: Bir teknoloji şirketi, hizmetinin dağıtımını veya erişimini değiştirdiğinde bunun etkisi şirketin sınırlarını aşabiliyor.
Sosyal medya platformları kamusal tartışmanın görünürlüğünü etkileyebiliyor.
Uydu interneti sağlayıcıları ise orduların iletişim kapasitesi üzerinde belirleyici olabiliyor.
Bu şirketlerin kararları milyonlarca insanı, ulusal güvenliği ve devletlerin hareket alanını ilgilendiren sonuçlar doğurabiliyor.
Bu nedenle mesele yalnızca Elon Musk’ın ya da Mark Zuckerberg’in siyasi tercihleri değil.
Asıl mesele, demokratik kurumların ve devletlerin temel işlevleri açısından kritik hale gelen teknolojik altyapıların ne ölçüde denetlenebildiği.
Bir seçimde algoritmaların şeffaflığı, diğerinde askerî iletişimin sürekliliği artık yalnızca teknik uzmanların konusu değil.
Bunlar doğrudan demokrasi, egemenlik ve güvenlik meselesi.
Tankların yerini algoritmaların, cephe hatlarının yerini uydu ağlarının aldığı söylenemez.
Ancak gücün kullanıldığı araçların değiştiği açık.
Brezilya’da seçmenin ekranına neyin düşeceği, Ukrayna’da ise cephedeki bir birliğin ne kadar hızlı iletişim kurabileceği tartışılıyor.
İki ülkedeki gelişmeler, teknoloji devlerinin yalnızca ekonomik aktörler olmadığını; siyasi ve stratejik sonuçlar doğurabilen birer güç merkezine dönüştüğünü gösteriyor.
Elbette manşet başlığımızdaki Teknolojik Darbe ifadesi, kanıtlanmış bir darbe girişiminden bahsetmiyor ama demokratik karar alma süreçleri ve ulusal güvenlik üzerinde teknoloji üzerinden kurulabilen nüfuzu sorguluyor.
21’inci yüzyılda iktidar mücadelesinde şu sorular üzerine iyice düşünmek gerekiyor:
Devletler teknolojiyi mi yönetiyor, yoksa teknolojiye sahip olan şirketler devletlerin hareket alanını mı belirliyor?
Teknoloji krallıkları kuruldu da haberimiz mi yok?
patronlardunaysi.com