Kültür-Sanat


Elif YILDIZ HARMANKAYA

#video_9758226#

Londra’nın en hareketli alışveriş caddelerinden Oxford Street’in birkaç dakika ötesinde, Manchester Square’in sakinliğine gizlenmiş tarihî bir malikâne var. Dışarıdan bakıldığında şehrin aristokratik yapılarından biri gibi görünüyor. Oysa kapısından içeri adım attığınızda Avrupa’nın en görkemli sanat koleksiyonlarından biriyle karşılaşıyorsunuz.
 
Kristal avizeler, altın yaldızlı salonlar, Fransız kraliyet mobilyaları, Rembrandt ve Fragonard gibi ustaların tabloları… Burası Wallace Collection.
 
Ancak bu müzeyi özel kılan yalnızca sahip olduğu eserler değil. Arkasında beş kuşağa yayılan bir sanat tutkusu, sıra dışı bir aile hikâyesi ve bütün bu mirası halka bırakan bir kadının kararı var.


 
BEŞ KUŞAĞIN SANAT TUTKUSU
 
Wallace Collection’ın temelleri 18. yüzyılda Hertford ailesi tarafından atıldı. Koleksiyonun bugünkü zenginliğe ulaşmasında en önemli isimlerden biri, 4. Hertford Markisi Richard Seymour-Conway (1800–1870) oldu.
 
Hayatının büyük bölümünü Paris’te geçiren Marki, özellikle 18. yüzyıl Fransız sanatına tutkuyla bağlıydı. Fragonard, Boucher ve Watteau gibi ressamların eserlerini, Sèvres porselenlerini ve Fransız kraliyet mobilyalarını topladı.
 
Hikâyenin en ilginç karakteri ise Sir Richard Wallace.
 
4.Hertford Markisi’nin evlilik dışı oğlu olduğu düşünülen Wallace, uzun yıllar Marki’nin yakınında yaşamış ve sanat eserlerinin satın alınmasında görev almıştı. Marki’nin 1870 yılında ölümünün ardından büyük sanat koleksiyonunu ve önemli mülklerini miras aldı. Ancak Hertford Markiliği unvanı kendisine geçmedi.
 
Wallace, mirası korumakla yetinmedi; Orta Çağ ve Rönesans eserleri, zırhlar ve farklı coğrafyalardan sanat objeleriyle koleksiyonu genişletti.


 
BİR KADININ KARARIYLA HALKA AÇILAN HAZİNE
 
Sir Richard Wallace’ın 1890 yılında ölümünün ardından koleksiyon eşi Lady Wallace’a geçti.
 
Lady Wallace, 1897’deki vasiyetiyle sanat eserlerini Britanya’ya bıraktı. Böylece kuşaklar boyunca aristokrat malikânelerinde saklanan bu hazine, 1900 yılında Hertford House’da halkın ziyaretine açıldı.
 
Bugün yaklaşık 5.500 eseri barındıran Wallace Collection’da tablolar, mobilyalar, porselenler ve dekoratif sanat eserleri tarihî salonların atmosferi içinde sergileniyor.
 
Burada yalnızca sanat eserlerini değil, Avrupa aristokrasisinin yaşam biçimini de keşfediyorsunuz.


 
FRAGONARD’IN SALINCAĞINDAN MARIE ANTOINETTE’İN MOBİLYALARINA
 
Müzenin en ünlü eserlerinden biri, Jean-Honoré Fragonard’ın 1767–1768 tarihli The Swing (Salıncak) tablosu.
 
Pembe elbisesiyle salıncakta yükselen genç kadın, gizemli bahçe ve resme yerleştirilen küçük ayrıntılar, Fransız Rokoko sanatının zarafetini ve aristokrasinin gizli aşk oyunlarını yansıtıyor.

Bir başka başyapıt, Frans Hals’ın 1624 tarihli The Laughing Cavalier (Gülen Süvari) tablosu. Adının aksine kahkaha atmayan genç adamın kendinden emin bakışı, işlemeli kıyafeti ve ressamın ustalığı, dört yüzyıl sonra bile etkileyici.
 
Rembrandt, Rubens, Van Dyck, Velázquez ve Titian gibi ustaların eserleri de koleksiyonun resim sanatındaki zenginliğini ortaya koyuyor.
 
Ancak müzenin büyüsü tablolarla sınırlı değil.
 
Fransız kraliyet yaşamının ihtişamını yansıtan mobilyalar arasında, Jean-Henri Riesener’in 1782 yılında Marie Antoinette’in Marly Şatosu’ndaki yatak odası için yaptığı şifonyer özellikle dikkat çekiyor.
 
İnce ahşap işçiliği ve bronz süslemeleriyle bu eser, Fransız saray zanaatının ulaştığı seviyeyi gösteriyor.


 
İZNİK’TEN LONDRA’YA: OSMANLI SANATININ İNGİLİZ ARİSTOKRASİSİNDEKİ İZLERİ
 
Wallace Collection’da beni en çok etkileyen ayrıntılardan biri, Osmanlı sanatının izleri oldu.
 
Özellikle 16. yüzyılda doruk noktasına ulaşan İznik seramikleri; kobalt mavisi, turkuaz ve mercan kırmızısıyla, lalelerden karanfillere uzanan desenleriyle Avrupa koleksiyoncularının da ilgisini çekmişti.
 
Ancak burada karşılaştığım asıl sürpriz, İznik sanatının İngiliz dekoratif sanatına bıraktığı izdi.
 
Sir Richard Wallace’ın 1870’li yıllarda düzenlettiği Smoking Room (Sigara Odası), bunun en güzel örneklerinden biri.
 
Odanın duvarları ilk bakışta Osmanlı döneminden kalma İznik çinilerini andırıyor. Oysa bu seramikler, İngiliz Minton, Hollins & Co. tarafından yaklaşık 1872–1875 yıllarında İznik desenlerinden esinlenerek üretilmiş.
 
Bu ilginin geçmişi ise İstanbul’a uzanıyor.
 
Minton firmasının yöneticilerinden Colin Minton Campbell, 1856–1858 yılları arasında İstanbul’dan çiniler satın alarak İngiliz tasarımcıların incelemesi için bir koleksiyon oluşturmuştu.
 
Böylece İznik atölyelerinde doğan desenler, yüzyıllar sonra Viktorya dönemi İngiltere’sinin aristokrat salonlarını süslemeye başladı.
 
Müzede sergilenen özgün İznik seramikleriyle İngiliz yapımı çinileri bir arada görmek, iki farklı kültür arasındaki sanat etkileşimini anlamak açısından oldukça etkileyici.
 
Koleksiyonun Osmanlı, Hint ve Avrupa kökenli kılıç, hançer ve zırhları da bu kültürel zenginliği tamamlıyor.


 
PARİS SOKAKLARINDA YAŞAYAN BİR MİRAS
 
Sir Richard Wallace’ın adı yalnızca Londra’daki bu koleksiyonda yaşamıyor.
 
1870–1871 Paris Kuşatması’nın ardından temiz içme suyuna ulaşmakta zorlanan halk için şehre 50 adet dökme demir çeşme bağışladı.

İlki 1872 yılında hizmete açılan ve Fontaines Wallace adıyla bilinen bu zarif yeşil çeşmeler, bugün hâlâ Paris sokaklarında karşımıza çıkıyor.
 
Üzerlerindeki dört kadın figürü sadeliği, iyiliği, ölçülülüğü ve hayırseverliği simgeliyor.
 
Avrupa’nın en değerli sanat eserlerini biriktiren bir koleksiyoncunun, aynı zamanda halkın su ihtiyacını karşılamak için servetini kullanması, Wallace’ın hikâyesine başka bir anlam katıyor.

BİR AİLENİN SERVETİNDEN ORTAK MİRASA
 
Wallace Collection’dan ayrılırken insanın aklında yalnızca Fragonard’ın renkleri, Rembrandt’ın tabloları ya da Marie Antoinette’in mobilyaları kalmıyor.
 
Bir ailenin kuşaklar boyunca oluşturduğu sanat hazinesinin, bir kadının kararıyla herkesin erişebileceği ortak bir kültür mirasına dönüşmesi de en az eserler kadar etkiliyor.
 
Üstelik Londra’nın kalbindeki bu görkemli koleksiyonu ziyaret etmek ücretsiz.
 
Manchester Square’den ayrılıp şehrin kalabalığına karışırken insan ister istemez düşünüyor:
 
Belki de gerçek zenginlik, sahip olunan eserlerin değeriyle değil, o eserlerin kaç kuşağa ulaşabildiğiyle ölçülüyor.

patronlardunyasi.com