Toygun ATİLLA
Sudi Özkan hakkında yıllardır duyduğum iki hikâye var.
Yıllarca farklı sofralarda, farklı insanlardan dinledim.
Üstelik bu yazıyı yazarken Saint Martin’den Balkanlar’a kadar yabancı kaynakları tarayınca şunu gördüm:
Bu hikâyelerin doğmasına neden olan hayat, hikâyelerin kendisinden daha az şaşırtıcı değilmiş.

St . Martin.
BİR ADA, İKİ ÜLKE
Önce Saint Martin’i anlatmalıyım.
Karayipler’de küçücük bir ada.
Ama ortasından bir sınır geçiyor.
Kuzeyi Fransa’ya bağlı Saint-Martin.
Güneyi Hollanda Krallığı bünyesindeki Sint Maarten.
Bu paylaşımın tarihi 1648’deki Concordia Antlaşması’na kadar gidiyor. Fransa ile Hollanda Krallığı’nın 2023’te imzaladığı sınır anlaşmasında bile 23 Mart 1648 tarihli Concordia Antlaşması’na açıkça atıf yapılıyor.
Yani yaklaşık dört asırdır aynı küçücük adada iki ayrı dünya var.
Fransız tarafı.
Hollanda tarafı.
Benim yıllardır duyduğum espri ise tam burada başlıyor.
Sudi Özkan Saint Martin’e yerleşip yatırımlarını büyüttükten sonra Türk iş dünyasında şöyle denirmiş:
“Adanın bir tarafı Fransızların, bir tarafı Hollandalıların, üçüncü tarafı da Sudi Özkan’ın.”
Elbette Saint Martin’in üçüncü bir tarafı yoktu.
Sudi Özkan’ın kolonisi de yoktu.
Bu bir şehir efsanesiydi.
Fakat bir insanın servetini anlatmak için onun adına “koloni” yakıştırması yapılıyorsa, orada paradan daha büyük bir şey vardır:
Ölçek.

ARAŞTIRDIKÇA ESPRİ CİDDİLEŞTİ
Bu yazı için Saint Martin’in eski yerel yayınlarına girdim.
Karşıma Port de Plaisance çıktı.
Özkan’ın 1990’larda kurduğu Princess Casino, sıradan bir casino binası değildi. Büyük tropik parkın içerisinde otel, casino, marina, restoranlar, mağazalar, tenis kortları, spor alanları ve spa bulunan bir kompleksti.

Marinasına 260 feet’e, yani yaklaşık 79 metreye kadar yatlar girebiliyordu.
Daha ilginç olanını Saint Martin’in eski yerel arşivlerinde buldum.
2017 tarihli yerel bir yayın Özkan’ı yalnızca Port de Plaisance’ın sahibi olarak tanımlamıyor.
Cupecoy Beach’te Ocean Club ile Shore Pointe arasındaki geliştirilmemiş arazilerin tamamının da Özkan’a ait olduğunu yazıyordu. Aynı kaynak, bu arazilerin sahile kamusal erişim açısından taşıdığı önemi tartışıyordu.
Bir yıl önceki başka bir yerel yayın ise Cupecoy’daki arazileri yine Özkan’a bağlıyor, hatta hükümetle başka bir sahil arazisi konusunda yapılan arazi takasının mahkemeye taşındığını aktarıyordu.
İşte o zaman yıllardır duyduğum “üçüncü taraf” esprisine başka türlü bakmaya başladım.
Adamın Saint Martin’de yalnız casinosu yokmuş
Otel kompleksi var.
Marinası var.
Ve adanın en değerli sahil bölgelerinden birinde geniş arazileri var.
Dahası var.

“EFENDİM, ORASI ZATEN SİZİN”
İkinci hikâye daha da güzel.
Sudi Özkan bir gün Saint Martin’de otomobille geziyormuş.
Yol üzerinde muhteşem bir malikane görmüş.
Uzun uzun bakmış.
Sonra yanındaki adamlarına dönmüş:
“Çok güzel ev. Bulun sahibini. Hemen alın.”
Adamları birbirlerine bakmış.
Kimse ne söyleyeceğini bilememiş.
Sonunda içlerinden biri: “Efendim…” demiş. “Orası zaten sizin.”
Sudi Özkan’ın kendi anlattığı hayat zaten yeterince sıra dışı ve benim sizlere aktardığım hikayeyi de doğrulayacak cinsten…
2011 yılında ikinci eşi Katya ile yaşadığı ayrılık sırasında verdiği röportajda Saint Martin’deki hayatının kapısını biraz aralamıştı.
“33 hizmetçi var” diyordu.
17 köpek.
7 Bengal kedisi.
Hayvanların aylık masrafının 10 bin dolar olduğunu söylüyordu.
Evin yalnızca elektrik faturası:
Ayda 25 bin dolar.
Eşinin tarifeli uçakla seyahat etmeyi sevmediğini söyleyip ardından şu cümleyi kuruyordu:
“Ona özel uçak aldım.”
Ailesine yılda 3 milyon dolar harcadığını da yine kendisi anlatıyordu.
Şimdi tekrar düşünün.
Yolda gördüğü malikaneyi beğenip satın almak isteyen adama çalışanlarının:
“Efendim, zaten sizin…” dediği rivayet ediliyor.
Gerçek mi?
Bilmiyorum.
Ama böyle bir hikâyenin neden Sudi Özkan’ın üzerine yapıştığını artık daha iyi biliyorum.

BİR GAZETECİ 2008’DE EVİNE GİTTİ
Daha da ilginç bir belge buldum.
Guyana’nın Stabroek News gazetesi muhabiri Judy Fitzpatrick 2008 yılında Saint Martin’e gidip Sudi Özkan ile evinde röportaj yapmış.
Sebebi de başka bir satın almaymış.
Özkan Guyana’daki Buddy’s International Hotel’i 25 milyon dolara satın almıştı.
Muhabire, oteli Hilton veya Sheraton markalarından biriyle işletmek için görüşmeler yaptığını anlatıyordu.
Haberde Princess grubunun o tarihte Surinam, Belize, Panama, Türkiye ve Belarus’ta otelleri bulunduğu; Özkan’ın Saint Martin’de de iki casinoda çıkarı olduğu yazılıydı.
Saint Martin son durak değildi.
Saint Martin, dünyaya açılan merkezlerden biriydi.
TÜRKİYE’DE MASA KAPANDI, DÜNYADA MASALAR AÇILDI
Sudi Özkan’ın hikâyesindeki kırılma noktası Türkiye’de casinoların kapatılmasıydı.
Birçok insan için bu, işin sonu olabilirdi.
Özkan için coğrafyanın değişmesi anlamına geldi.
Balkanlar’a gitti.
Karayipler’e gitti.
Güney Amerika’ya gitti.
OCCRP’nin uluslararası casino sektörünü araştırdığı dosyada Özkan, Avrupa’nın en büyük casino işletmecilerinden biri olarak tanımlanıyordu. Kuruluş, Princess zincirinin Bulgaristan, Makedonya ve Romanya’da güçlü bir konuma ulaştığını yazıyordu.
Elbette bu büyümenin tartışmalı tarafları da vardı.
Aynı OCCRP araştırmaları Türkiye’deki eski vergi dosyalarını, İsviçre hesaplarına ilişkin Türk makamlarının iddialarını ve bazı ülkelerde casino lisansları çevresinde yaşanan tartışmaları ayrıntılı biçimde aktarıyor. Özkan ve ailesi ise geçmişte kendilerine yöneltilen çeşitli suçlamalara itiraz etti.
Sudi Özkan’ın hayatını yalnızca başarı hikâyesine çevirmek de doğru olmaz.
Çünkü bu servetin tarihinde devletle büyük vergi ihtilafları da var.
Casino lisansı tartışmaları da.
Mahkemeler de.
Büyük siyasi ve bürokratik mücadeleler de.
Sudi Özkan zaten tam da bu nedenle yalnızca bir iş insanı değildi. Bir dönemin aktörüydü.
Princess International’ın kendi internet sitesindeki bugünkü rakamlara baktım.
16 ülke.
16 otel.
28 casino.
100’den fazla şirket.
60’tan fazla gayrimenkul.
15 binden fazla çalışan.
Bunlar şirketin kendi beyanları.
Servetinin 3 milyar dolar mı, 4 milyar dolar mı olduğu konusunda ise yıllar boyunca farklı rakamlar yazıldı.
Ben hiçbirini kesin servet rakamı olarak yazmayacağım.
Çünkü elimizde bunu doğrulayabilecek konsolide bir bilanço yok.
Zaten gerek de yok.
Bazen 15 bin çalışan, servetin banka hesabındaki sıfırlardan daha fazla şey anlatır.
BİR KASIRGA VE BİR ÜNİVERSİTE
Fakat araştırırken karşıma çıkan en şaşırtıcı ayrıntı para değildi.
Luis Kasırgası Saint Martin’i vuruyor.
University of St. Martin zarar görüyor.
Aradan 31 yıl geçiyor.
Sudi Özkan ölüyor.
Ve Sint Maarten Başbakanı Dr. Luc Mercelina onun için resmî bir taziye mesajı yayımlıyor.
Başbakan’ın hatırladığı şey casinosu değil.
Yatı değil.
Malikanesi değil.
Üniversite.
Mercelina, Özkan’ın kasırganın ardından University of St. Martin’in yeniden ayağa kaldırılmasına verdiği desteği özellikle anıyor.
Ekonomiye, eğitime ve toplum hayatına yaptığı katkılardan söz ediyor.
Düşünün.
Adana’da bir bakkalın oğlu olarak başlayan bir hayatın ardından, Karayipler’deki küçücük bir ülkenin başbakanı ölümünüz üzerine açıklama yapıyor.
İşte bazı hayatların ölçüsü tam burada değişiyor.

DÜĞÜNÜ DE ORADA YAPTI
Saint Martin onun için yalnızca iş yaptığı yer de değildi.
2004 yılında Katsiaryna ile düğününü Port de Plaisance’daki Princess Casino’da yaptı.
Türkiye’den yaklaşık 200 davetli özel uçakla götürüldü.
Gelin törene beyaz atın çektiği arabayla geldi.
Yemekleri Paris’ten gelen aşçılar hazırladı.
Yedi katlı düğün pastası ise İstanbul’daki Princess Otel’in ustaları tarafından yapıldı.
Ve masada dünyanın pahalı şaraplarıyla şampanyalarının yanında Sudi Özkan’ın memleketinden bir şişe daha vardı: Niksar suyu.
Bu ayrıntıyı sevdim.
Çünkü Sudi Özkan’ın hayatının tuhaflığını belki de en güzel o masa anlatıyor.
Karayipler.
Saint Martin.
Parisli aşçılar.
Şampanyalar.
Özel uçaklarla gelen misafirler.
Ve masada Niksar suyu.
BİR BAKKALIN OĞLU
Sudi Özkan bugün Kamiloba’da toprağa verilecek.
Arkasında çocukları kalacak
Şirketleri kalacak.
Otelleri kalacak.
Casinoları kalacak.
Arazileri kalacak.
Serveti paylaşılacak.
Şirketlerin sahiplikleri değişecek.
Belki bazı oteller satılacak.
Bazı araziler el değiştirecek.
Bunların hepsi ticaret hayatının doğal akışı.
Ama bir şey kolay kolay el değiştirmiyor.
Hikâye.
Adana’da bir bakkalın oğluyken yola çıkan bir adam…
Türkiye’nin casino çağının en büyük isimlerinden biri oluyor.
Türkiye’de masa kapanınca dünyanın başka yerlerinde masalar açıyor.
Sonunda yolu, 1648’den beri Fransızlarla Hollandalıların paylaştığı küçücük bir Karayip adasına düşüyor.
Orada otel kuruyor.
Casino kuruyor.
Marina sahibi oluyor.
Sahil arazileri topluyor.
Kasırga vurunca üniversiteye yardım ediyor.
Evinde 33 kişi çalışıyor.
Eşi tarifeli uçak sevmiyor diye uçak alıyor.
Ve yıllar sonra insanlar onun servetini anlatabilmek için iki hikâye uyduruyor ya da belki gerçekten yaşanmış iki hikâyeyi birbirlerine aktarıyorlar.
Birincisi:
“Adanın bir tarafı Fransızların, bir tarafı Hollandalıların, üçüncü tarafı Sudi Özkan’ın.”
İkincisi:
“Şu malikaneyi çok beğendim. Hemen satın alın.”
“Efendim…”
“O zaten sizin.”
Bugün cenaze namazından sonra herkes dağılacak.
Bir süre sonra milyar dolar rakamları da unutulacak.
Kaç casinosu olduğu da.
Kaç oteli olduğu da.
Çünkü rakamların böyle kötü bir huyu vardır.
Eskirler.
İyi hikâyeler ise eskimez.
patronlardunyasi.com
İLGİLİ HABERLER
Ölen Kumarhaneler Kralı Sudi Özkan’ın hayatı Adana’da bir bakkalın oğlu olarak başlamıştı