Dünya


Burak ARTUNER 

İzlanda Başbakanı Kristrún Frostadottir’i son günlerde tanımayanların bile artık hatırladığı bir görüntü var.
Ankara...
NATO Zirvesi için Türkiye’de bulunan genç başbakanın, Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’ne giriş sırasında çevresine merakla bakması...
Binanın mimarisini incelemesi, Mehter Marşı'na kulak kesilmesi...
Ankara’nın tarihi dokusuna ve karşılaştığı görüntülere duyduğu ilgi...
Sosyal medyada kısa sürede gündem oldu.
Hatta görüntüler üzerine Frostadottir’in Türkiye’ye yönelik birtakım sözler söylediği iddiaları da dolaşıma sokuldu.
Oysa bunların bir bölümü gerçeği yansıtmıyordu.
Gerçek görüntü zaten yeterince ilginçti.
Çünkü Türkiye’de Külliye ve Ankara manzarası karşısında meraklı bakışlarıyla dikkat çeken İzlanda Başbakanı, ülkesine döndüğünde Avrupa Birliği konusunda kendi halkının çok daha net bir bakışıyla karşılaştı:
“Hayır.”

#video_9743884#

İKİ ÜLKE, İKİ BAKIŞ

Dün İzlanda’da sandıklar kuruldu.
Soru basitti: İzlanda, Avrupa Birliği üyeliği için müzakerelere yeniden başlasın mı? Frostadottir hükümeti “Evet” diyordu. Seçmen ise yaklaşık yüzde 52,5 oyla “Hayır” dedi.
Böylece Başbakan’ın Avrupa dosyası şimdilik yeniden kapandı. Fakat burada önemli bir ayrıntı var: İzlandalılar doğrudan “AB’ye girelim mi?” demedi. “Müzakereleri yeniden başlatalım mı?” sorusuna “Hayır” dedi. Yani Brüksel’in kapısı tamamen sonsuza kadar kapanmış değil. Ama İzlanda halkı, o kapıyı şimdilik açacak anahtarı Başbakan Frostadottir’e vermedi.

İZLANDA’NIN AB MACERASI 2009’DA BAŞLADI

Hikâyenin başlangıcı bundan tam 17 yıl öncesine gidiyor. 2008 küresel finans krizinde İzlanda ekonomisi ağır bir darbe aldı. Bankacılık sistemi çöktü. Küçük ada ülkesi tarihinin en ciddi ekonomik krizlerinden biriyle karşı karşıya kaldı.
Ve Reykjavik, Avrupa Birliği’ne üyelik başvurusunu 2009’da yaptı. O dönemde AB üyeliği, ekonomik istikrar arayışının önemli seçeneklerinden biriydi.
Müzakereler 2010’da başladı. İzlanda, aslında Brüksel açısından sıradan bir aday değildi. Çünkü Avrupa Ekonomik Alanı sayesinde zaten AB tek pazarına büyük ölçüde entegreydi; Schengen bölgesinin de parçasıydı. Dolayısıyla mesele İzlanda’nın Avrupa’dan kopuk olması değildi. Tam tersine: Avrupa’nın içindeydi ama Avrupa Birliği’nin içinde değildi. Ve asıl kavga da burada başladı.

27 FASILDAN 11’İ KAPANMIŞTI

İzlanda’nın müzakere süreci 2013’e kadar oldukça ilerlemişti. 35 müzakere başlığından 27’si açılmış, bunların 11’i geçici olarak kapatılmıştı. Ancak iki konu İzlanda için başından beri son derece hassastı: Balıkçılık ve egemenlik.
2013 seçimlerinden sonra iktidara gelen Avrupa şüphecisi koalisyon müzakereleri durdurdu. İki yıl sonra da İzlanda, AB’ye üyelik başvurusunun artık devam ettirilmesini istemediğini bildirdi. Böylece 2009’da ekonomik krizle başlayan Avrupa macerası, 2015’te fiilen sona erdi. Fakat dosya tamamen tarihin tozlu raflarına kaldırılmadı. Çünkü İzlanda’da AB tartışması hiçbir zaman bütünüyle ölmedi.

SONRA DÜNYA DEĞİŞTİ

2026’ya gelindiğinde İzlanda’nın önündeki dünya artık 2013’teki dünya değildi. Rusya-Ukrayna savaşı... Arktik bölgesinde artan rekabet... ABD Başkanı Donald Trump’ın Grönland konusunda yaptığı çıkışlar... Rusya ve Çin’in Kuzey Kutbu çevresindeki artan etkinliği... Ve Avrupa’nın güvenlik mimarisindeki değişim... İzlanda yeniden aynı soruyu sormaya başladı: Avrupa Birliği’nin dışında kalmak hâlâ en doğru tercih miydi? Frostadottir liderliğindeki hükümet bu kez halkın önüne çıktı. 27 Mayıs 2026’da İzlanda Parlamentosu, üyelik müzakerelerinin yeniden başlatılıp başlatılmayacağının referandumda sorulmasına karar verdi. Ve sandık tarihi 29 Ağustos olarak belirlendi.

FROSTADÓTTİR “EVET” DEDİ, İZLANDALILAR “BİR DAKİKA” DEDİ

Frostadottir, Avrupa Birliği ile yeniden masaya oturulmasını savundu. Savunmasının arkasında yalnızca ekonomi yoktu. Jeopolitik belirsizliklerin arttığı bir dünyada İzlanda’nın Avrupa ile daha sıkı bağlara sahip olmasının ülkeye ekonomik ve stratejik avantaj sağlayabileceğini düşünüyordu. AB yanlıları ayrıca euro gibi daha istikrarlı bir para biriminin ekonomik dalgalanmaları azaltabileceğini savunuyordu. Fakat karşılarında İzlanda’nın belki de en güçlü siyasi refleksi vardı: Egemenlik.
Ve egemenliğin İzlanda’daki en somut karşılığı tek kelimeyle 'Deniz'di. 

MESELE BALIKSA BALIK!

İzlanda için balık yalnızca balık değildi. Ekonomi, ihracat, kültürdü. Balık, ulusal egemenliğin sembollerinden biriydi. Balıkçılık, ülkenin mal ihracatının yaklaşık yüzde 40’ını oluşturan bir sektördür İzlanda'da. Bu nedenle İzlandalıların önemli bölümü AB’nin ortak balıkçılık politikasının kendi deniz kaynakları üzerindeki kontrolü azaltmasından endişe ediyordu. 
İzlanda’nın Avrupa Birliği macerasında yıllardır çözülemeyen düğüm de tam olarak buradaydı. Brüksel “ortak politika” derken, İzlandalı balıkçı ise “Benim denizim” diyordu. 
İşte 2009’da başlayan maceranın dün yeniden tökezlemesinin temel nedenlerinden biri buydu. 

REYKJAVİK “EVET”, KIRSAL İZLANDA “HAYIR” DEDİ

Referandum sonuçları İzlanda’daki siyasi ve coğrafi ayrımı da ortaya koydu. Başkent Reykjavik’te “Evet” öne çıktı. Ancak kırsal ve balıkçılığın daha güçlü olduğu bölgelerde “Hayır” açık farkla kazandı. Örneğin kuzeybatıda “Hayır” oranı yüzde 60’ın üzerine çıktı. Kuzeydoğuda da benzer bir tablo ortaya çıktı. Sonuçta başkent Avrupa’ya biraz daha yakın dururken, balıkçıların ve kırsal kesimin İzlanda’sı: “Egemenlik bizde kalsın” dedi.

İzlanda Başbakanı Kristrun Frostadottir, sonuçlar üzerine yaptığı ilk açıklamada, referanduma katılımdan son derece memnun olduğunu, hükümetin sonuca göre hareket edeceğini söyledi.

İZLANDA AVRUPA’DAN KOPMUYOR

Sonuçlara bakıldığında, İzlanda AB’ye “Hayır” dedi ama Avrupa’dan kopmuş değil. Ülke Avrupa Ekonomik Alanı’nın içinde, Schengen bölgesinde ve Avrupa ile ekonomik ilişkileri son derece güçlü. Yani İzlandalı seçmenin tercihi “Avrupa’dan çıkalım” değil. Sandıktan “Avrupa ile yakın olalım ama Brüksel’e son sözü verdirmeyelim" çıktı. Sonuçta, Ankara’da Külliye’ye hayranlıkla bakan İzlanda Başbakanı, Reykjavik’te Brüksel kapısının yeniden açılması için kendi halkını ikna edemedi. 

Ve İzlandalıların cevabı kısa ve bir hayli net oldu: “Avrupa güzel... Ama balıklarımız daha güzel.”

patronlardunyasi.com