Patronlar


Çok Ortaklı Şirketler veya gurbetçi holdingler 1990’ların başında Avrupa’daki Türklerin yastık altındaki kazançlarını faizsiz yollarla ülkeye aktarma ve istihdam oluşturma vaadiyle yola çıktı. 28 Şubat sürecinde mantar gibi çoğalan bu şirketlerin sayısı kısa zamanda 100’e ulaştı. MGK kararları ve ekonomik krizlerle sallanan şirketleri sisteme kazandırmak için SPK harekete geçti.

Çok Ortaklı Şirketler veya gurbetçi holdingler 1990’ların başında Avrupa’daki Türklerin yastık altındaki kazançlarını faizsiz yollarla ülkeye aktarma ve istihdam oluşturma vaadiyle yola çıktı. 28 Şubat sürecinde mantar gibi çoğalan bu şirketlerin sayısı kısa zamanda 100’e ulaştı. MGK kararları ve ekonomik krizlerle sallanan şirketleri sisteme kazandırmak için SPK harekete geçti.

Avrupa'daki gurbetçilerin birikimlerini faizsiz yollarla Türkiye'ye aktarma ve istihdam oluşturma vaadiyle ortaya çıktı Çok Ortaklı Şirketler (ÇOŞ). Bazı çevrelerin kasıtlı olarak 'İslami holdingler' nitelemesi yaptığı bu şirketler, aralarında başarılı olanlar çıksa da binlerce insanın mağduriyetine sebep oldu. 1990'lı yılların başında gelişen bu süreç, 1997 yılında büyük hız kazandı. Hatta 28 Şubat sürecinde sayıları 100'e ulaştı.

Milli Güvenlik Kurulu, Nisan 2000 tarihinde bu holdinglerin Sermaye Piyasası Kurulu (SPK) tarafından incelenerek cezalandırılması talimatını verdi. Mayıs 2000'de ise, Başbakanlık bünyesinde 'Siyasal İslami İzleme Birimi' kuruldu. Birimin görevi bu holdinglerle ilgili araştırma yapmaktı. Araştırmanın hedefi bu şirketleri ıslah etmek değil, cezalandırmaktı. Müteakip yıllarda onlarca firma iflas etmeye başladı.

Ancak 2005 yılında geriye kalan holdingleri ayakta tutmak, sisteme kazandırmak ve mağduriyetlerini önleyebilmek için yasal bir düzenleme hazırlandı. TBMM Meclis Araştırma Komisyonu'nun bu süreçle ilgili olarak hazırladığı ve SPK'nın sorumluluğunun incelendiği raporda ilginç sonuçlar yer alıyor. Araştırma Komisyonu’na bilgisine başvurulmak üzere davet edilen SPK eski Başkanı Doğan Cansızlar ile şirket yöneticileri verdikleri ifadelerle durumun vahametini ortaya koydular.

Bu tarz şirketler ilk ortaya çıktığında, yaşadıkları sıkıntıları çocuklarının yaşamaması için büyük çaba gösteren gurbetçilere çok cazip gelir. Konya ili ve çevresinde kurulan 'holdingler' ortaklık ve faizsiz yüksek getiri vaadiyle yurtdışında para toplamaya başlar. İslami hassasiyetleri nedeniyle 'faize duyarlı' gurbetçilere, döviz bazında yüksek kâr payı, çocuklara iş, mevduat sahiplerine yaz tatili ve umre vaat ederek paralar toplamaya başlar. Dernek, düğün salonları, alışveriş merkezleri hatta camilerde yapılan para toplama faaliyetleri sayesinde resmî hükümetlerden gizlenen tasarruflar hem yatırıma dönüşmekte hem de kazanç sağlamaktadır. Şirketler tarafından önerilen döviz üzerinden yüksek kâr payı dağıtılması uygulaması bu dönemde Kombassan ve Yimpaş'ın yakaladığı hızlı büyüme ve sağladığı yüksek getiri sisteme katılımı arttırır. Bu süre zarfında gurbetçilerin yastık altındaki 100 milyar dolarının yatırıma dönüştüğü tahmin ediliyor.

Çok ortaklı şirketlerin 1995 yılına kadar, para yatıranlara ödemelerini vaktinde yapması sisteme her gün yeni insanların katılmasını sağlar. Yatırımcılar sistemden memnun oldukları için herhangi bir şikâyette bulunmaz. Yaşadıkları ülkelerdeki getirilerin oldukça üzerinde getiriyi garanti eden bu yeni kazanç sistemi o kadar cazip hale gelir ki, insanlar düşük faizle kredi alıp paralarını bu şirketlere yatırmaya başlar.

'Konya Tipi Kalkınma Modeli' veya 'Anadolu Kaplanları' olarak tabir edilen bu şirketlerin nasıl para topladığını Kombassan Holding Yönetim Kurulu Başkanı Haşim Bayram şu sözlerle anlat