Gündem


İrem ÖZEKİN

LİGURYA KIYILARINDAN BERLİN'E DÖNÜŞ

Dün akşam Ligurya kıyılarında yaptığım hafta sonu kaçamağından Berlin’e dönüş yolculuğuna çıktım. Yolculuğun mümkün olmayacağını, trenlerin tamamının dolu olmasından anlamalıydım. Bu alameti önceden görseydim belki de havaalanına geldiğimde bu kadar şaşırmayacaktım.

Genova’dan Milano’ya gitmek için önce dopdolu olan trenlerin birinde yalvar yakar bir yer buldum. Ucuz bilet ile göz boyayan o havayollarından birinin tuzağına düşmüştüm, ben de “Sadece hafta sonu birkaç gün gideceğim, ne olacak canım” diyerek şehirden uzak olan o havaalanına, sadece elimde taşıdığım çantamla gittim.

HAVALİMANI'NDA JANDARMALAR, ASKERLER

Uçağın kalkmasına iki saatten fazla vardı, yine de yavaşça güvenlik kontrolüne doğru gitmeye karar vermiştim ki ne göreyim: her yer jandarma dolu, üniformalı askerler güvenlik kapısında bekliyor, nereye gideceğinizi sorarak bazı yolcuları kenara ayırıyorlar. Ekranlarda beş-altı uçuşun iptali yazıyor, benim uçuşum için ise rötar gösteriyor.

NELER OLUYOR?

“Neler oluyor?” diye soruyoruz, askerler “Biz de bilmiyoruz, sadece şu an burada beklemeniz gerekiyor. Daha fazla bilgimiz yok.” diyorlar.

Bütün uçak kapıda bekliyoruz, önce ayakta, sonra yerde oturarak. Saat akşam geç olduğu için havaalanındaki dükkanlar, restoranlar birer birer kapanıyor. Biz yolcular bekliyoruz.

Önce Barcelona uçağının anonsu yapılıyor, bizim gibi kenarda bekletilen yolcular sevinçle uçağa gidiyorlar. Sonra Berlin için ise iki saatlik bir rötar daha anons ediliyor.

Tam “Acaba bu gece eve gittiğimde kaç saat uyuyabileceğim?” diye düşünürken bir anons daha geliyor:

Seferiniz iptal edildi.

UÇUŞLAR ERTESİ SABAHA

Hemen kuyruklar oluşuyor, herkes havayolu personeliyle konuşmak için kontuarda sıraya giriyor. Ben ise kara kara 10 saat sonra başka bir ülkede başlayan mesaime nasıl yetişeceğimi, hatta yetişemezsem bunu patronuma nasıl açıklayacağımı düşünüyorum.

Neyse ki yolcular için kalacak yerler ayarlanıyor, uçuşun ertesi sabah yapılacağı açıklanıyor.

Bütün bu karmaşanın sebebini, sinirli ve yorgun vardığım otel odamda haberleri okurken anlıyorum: İtalya’da 24 saatlik bir havayolu grevi yapılmış.

SIGNORE, SIGNORE...

Yolculara ise ne haber verildi ne de bir açıklama yapıldı. Bu grevin yapılacağı önceden açıklanmışken yolculara bir bilgi verilmedi.

Peki sonra ne oldu?

Ertesi sabah benimle beraber durumdan muzdarip diğer yolcularla yeniden havaalanı yoluna çıktım, yeni biletimi aldım, güvenlikten geçip bu defa kapıya doğru yürümeyi başardım.

Tam o anda yeniden bir anons, yine bir rötar.

“Ne kadar sürecek?”

“Bilmiyoruz, signora.”

Ben de bir kahve aldım, bir masada oturup vaziyeti yazmaya karar verdim.

Bugün bu uçak kalkacak mı?

Ben ne zaman işe gidebilirim?

Hastalarım ne durumdalar?

Yeni randevular yapıldı mı?

Bilmiyoruz, signore e signori.

Patronlar Dünyası Notu

İrem Özekin’in yaşadığı aksaklık, son yıllarda Avrupa’da giderek büyüyen havacılık krizinin yalnızca bir örneği.

Başta İtalya, Fransa, Almanya, Belçika ve İspanya olmak üzere birçok ülkede havaalanı yer hizmetleri çalışanları, güvenlik personeli, bagaj görevlileri ve hava trafik kontrolörleri; ücret artışları, çalışma koşulları ve personel yetersizliği nedeniyle sık sık greve gidiyor.

Özellikle yaz sezonunda gerçekleşen bu grevler yalnızca ilgili ülkenin iç hatlarını değil, Avrupa hava sahasını kullanan yüzlerce uluslararası uçuşu da etkiliyor. Bir ülkedeki hava trafik kontrolörlerinin ya da yer hizmetleri çalışanlarının iş bırakması, başka ülkeler arasındaki seferlerde de saatler süren gecikmelere ve iptallere yol açabiliyor.

Uzmanlar, pandemi sonrasında tam anlamıyla giderilemeyen personel açığı ile artan iş gücü maliyetlerinin Avrupa havacılığındaki kırılganlığı artırdığı görüşünde. Bu nedenle sektör temsilcileri, yaz aylarında benzer grevlerin ve buna bağlı uçuş aksaklıklarının önümüzdeki dönemde de devam edebileceği uyarısında bulunuyor.

Kısacası Avrupa’da artık seyahat planı yaparken yalnızca hava durumuna değil, grev takvimine de bakmak gerekiyor.

patronlardunyasi.com