Damat-Tween, ADV markalarının yaratıcısı Orka Group’un Genel Koordinatörü Osman Arar’ı Umman’daki temsilcileri heyecanla aradı: "Osman Bey biliyor musunuz ne oldu?"
Osman Arar, İstanbul’da yeni açılacak bazı alışveriş merkezlerinden gördüğü tavır yüzünden sinirliydi, sakinleşmeye çalışıp, dinlemeye geçti: "Bugün mağazamıza Michael Jackson geldi. Bulunduğumuz Sabco Center’da Ferre, Ermenegildo Zegna, Armani, Cavalli ve Hugo Boss’un mağazaları var. Ünlü markalarda istediğini bulamayan Michael Jackson, bizim mağazaya geldi ve smokin aldı..."
Arar, aldığı bu bilgiye sevinemedi bile. Çünkü, o gün bir yıl kadar önce "Biz de yerimizi almak istiyoruz" diye başvuruda bulunduğu İstanbul’daki alışveriş merkezlerinden birinin genel müdüründen mektup almıştı: "Alışveriş merkezimizde daha çok yabancı markalar yer alacak. Size uygun yer yok."
Ekonomi Muhabirleri Derneği (EMD) İstanbul Şubesi’nin yeni yıl buluşmasında karşılaştığımda Osman Arar, aldığı mektubun etkisiyle hálá burnundan soluyordu: "Yabancı markaların verdiği para da bizimki çakıl taşı mı? Bu nasıl anlayıştır. Aynı parayı ödeyip, mağaza yeri istiyorum, markalarımın orada da bulunmasını talep ediyorum, ’Önce yabancı gelir’ diyorlar..."
Arar, İtalya’dan örnekler verdi: "İtalya, 6-7 yıl kadar İspanyol Zara’yı ülkeye sokmamak için elinden geleni yaptı. Amaç, İtalyan markalarını korumaktı..."
Arar’ın, "Bizi korusunlar" gibi bir talebi asla yoktu: "Japon Denizi’nden ABD’ye, Kanada’ya kadar uzanan coğrafyada toplam 530 satış noktamız ve 76 konsept mağazamız var. Satış noktalarımızın 380’i yurtdışında bulunuyor. Bunların 43’ü kendi markamızla mağaza kimliğini taşıyor. Gittiğimiz yerlerde en ünlü alışveriş merkezlerinde yerimizi alıyoruz. Ama Türkiye’de ’markamızla olmalıyız’ diye düşündüğümüz alışveriş merkezleri, ’ben yabancıya öncelik veririm’ mantığıyla hareket ediyor."
Arar, bir de hatırlatma yaptı: "Aslında bugünlerde İtalya’nın birçok ünlü markası Türkiye’deki hazır giyim üreticilerinin kapısını çalıyor. Amaçları İtalyan markalarını Türkiye’de ürettirmek. Bizim için en kolayı fason üretim yapmak. Ama biz bunu yapmak istemiyoruz."
Arar, sözü marka yaratma konusuna getirdi: "Kendi ülkemde önüme taş konulursa, İstanbul’daki yeni alışveriş merkezlerine girmem engellenirse nasıl marka olabilirim? Biz dünyada ünlü markalarla yarışmaya çalışıyoruz, İstanbul’da başımıza bunlar geliyor."
Her dikilen bina üstümüze geliyor gibi görünse de Damat-Tween örneği, İstanbul’da hálá alışveriş merkezlerinin çok iş yapabileceğini gösteriyor. Bu yüzden alışveriş merkezlerinin sahip ve işletmecileri özellikle yerli markalara karşı "burnundan kıl aldırmama" tavrı sergiliyor...
Türkiye’nin dünyada giderek öne çıkan markalarını kırmamanın yolu, alışveriş merkezlerinin "yerli-yabancı kontenjanı"nı işin başında açıklamasından geçiyor...
Aksi halde Arar, haklı olarak soruyor: "Yabancınınki para da yerlininki çakıl taşı mı?.."
Vahap Munyar/Hürriyet