Gündem


Eyüp SERBEST

#video_9756689#

Siasat, 1949 yılında Haydarabad'da kurulmuş, Hindistan'ın ciddi gazetelerinden biri. Bugün yabancı gazetelere göz gezdirirken, Siasat’la özel haber olarak yayınlanmış, merkezinde İstanbul olan bir dolandırıcılık hikâyesine rastladım. Okurken kendimi zaman zaman bir Bollywood filmi izliyormuş gibi hissettim. Hatta bazı bölümlerinde gülümsedim.

Aslında konu geçtiğimiz eylül ayında Türkiye'nin de epey gündemine gelmişti. İsrail bağlantılı bir çete İstanbul'da çağrı merkezleri kurmuş, telefonla dolandırıcılık yapıyordu. Yabancı dil bilen çalışanların plazalardaki ofislerden yurt dışındaki kişileri aradığı anlatılmıştı.

Ben kurbanların daha çok Avrupalılar ve Amerikalılar olduğunu düşünmüştüm. Meğerse hedefte Hintliler de varmış. Hem de öyle sıradan bir telefon dolandırıcılığı değil. Senaryosu hazırlanmış, oyuncuları eğitilmiş, rolleri dağıtılmış bir organizasyon.

İKİ PAKİSTANLI GAZETEYE ANLATTI

Haberi hazırlayan Siasat muhabiri Usama Hazari, Pakistan'dan İstanbul'a üniversite eğitimi için gelen ve bir süre bu tür dolandırıcılık merkezlerinde çalışan iki kişiyle konuşmuş.

Gazetede gerçek isimleri yerine Mike ve Neha takma adları kullanılmış.

Mike, 2020 yılında bilgisayar mühendisliği okumak için İstanbul'a gelmiş. 2024'te mezun olunca da iş aramaya başlamış. Instagram'da karşısına çıkan bir pazarlama şirketi ilanına başvurmuş ve işe alınmış.

Kısa bir eğitimin ardından unvanı da hazırmış: Kıdemli müşteri yöneticisi.

Kulağa gayet havalı geliyor. Oysa yaptığı iş, telefonun diğer ucundaki insanları daha fazla para yatırmaya ikna etmekmiş.

Şirketin farklı ülkeler için ayrı ekipleri varmış. Hintçe, İngilizce, Japonca, Fransızca ve bazı Güneydoğu Asya dillerini konuşan çalışanlar, kendi pazarlarına bakıyormuş.

Mike'ın da aralarında bulunduğu iki ekip Hindistan'ı hedef alıyormuş. Yaklaşık 25 kişinin çalıştığı bu ekiplerin aylık topladığı para ortalama 500 bin dolarmış. Bazı aylarda 750 bin dolara kadar çıkıyormuş.

Üstelik Mike'a göre bu rakamlar, sektörün büyük oyuncularının yanında pek de önemli sayılmıyormuş.

BOLLYWOOD'DAN KONUŞMA, HOLLYWOOD'DAN SATIŞ DERSİ

Siasat'a konuşan diğer eski çalışan Neha ise 2024 yılında siyaset bilimi ve uluslararası ilişkiler okumak için İstanbul'a gelmiş.

O da iş ararken benzer bir çağrı merkezinde çalışmaya başlamış. Urduca bildiği için Hindistan pazarına bakan ekibe alınmış.

İşte haberde beni bir film sahnesinin içine çeken bölüm tam burada başlıyor.

Çünkü çalışanların yalnızca telefon açıp insanları yatırım yapmaya ikna etmeleri yetmiyormuş. Önce Hintli gibi konuşmayı öğrenmeleri gerekiyormuş.

Neha'nın anlattığına göre kendilerine Bollywood filmlerinde sık kullanılan ifadeler öğretiliyormuş.

Bir de müşteriler nereden aradıklarını sorarsa ne cevap verecekleri önceden belirlenmiş: Bengaluru veya Pune.

Neden bu iki şehir?

Çünkü Hindistan'ın bu kentlerinde yaşayanların konuşurken araya İngilizce kelimeler sıkıştırması son derece doğal karşılanıyormuş. Böylece Pakistan aksanıyla konuşan birinin kullandığı İngilizce kelimeler de fazla dikkat çekmiyormuş.

Ama işin daha ilginç bir tarafı var.

Konuşmayı Bollywood'dan öğrenen çalışanlara satış eğitimi için Hollywood filmi izletiliyormuş.

Hem de hangi film?

Leonardo DiCaprio'nun başrolünde oynadığı The Wolf of Wall Street.

Hani şu, borsada insanları kandırarak servet yapan Jordan Belfort'un hikâyesini anlatan film.

Dolandırıcılık merkezindeki çalışanlara bu filmden sahneler izletilip satış teknikleri öğretiliyormuş.

Yani İstanbul'daki ofiste Bollywood'dan aksan, Hollywood'dan para kazanma dersi veriliyormuş.

HER ŞEY 250 DOLARLA BAŞLIYORDU

Peki bu filmin senaryosu nasıl işliyordu?

Önce internete yatırım reklamları veriliyormuş. Döviz veya kripto para piyasasında kısa sürede büyük kazanç elde etmek isteyenler bu reklamlara başvuruyormuş.

İlk istenen para yalnızca 250 dolar.

Öyle insanı hemen korkutacak bir rakam değil.

Müşteri 250 doları yatırınca dosyası başka bir ekibe devrediliyormuş. Bu kez telefonun diğer ucundaki kişinin ne kadar parası olduğunu öğrenmeye çalışıyorlarmış.

Ne iş yapıyor? Aylık geliri ne kadar? Bankada birikimi var mı? Ev sahibi mi? Başka yatırımları bulunuyor mu?

Bütün bunlar sıradan bir müşteri tanıma işlemi gibi sunuluyormuş.

Üstelik şirketin yasal ve denetlenen bir yatırım kuruluşu olduğu söylenerek müşterilerden kimlik belgeleri de isteniyormuş.

Neha'nın anlattığına göre bazı insanlar sahip oldukları mal varlığını kendiliğinden açıklıyormuş.

Tabii bunlar öğrenildikten sonra sıradaki aşamaya geçiliyormuş.

ÖNCE KAZANDIRIYOR, SONRA HER ŞEYİNİ ALIYORLARDI

Diyelim ki 250 dolar yatırdınız.

Bir süre sonra hesabınıza giriyorsunuz, paranız artmış. Ekranda kâr görünmeye başlamış.

Telefonun diğer ucundaki müşteri yöneticisi de sizi arayıp güzel haberi veriyor.

Madem 250 dolarla bu kadar kazandınız, neden 500 dolar daha yatırmıyorsunuz?

Sonra 1000 dolar.

Ardından daha fazlası.

Mike'ın anlattığına göre bazı müşterilere güvenlerini kazanmak amacıyla küçük miktarlarda gerçekten para bile gönderiliyormuş.

İnsan parasını çekebildiğini görünce sistemin gerçek olduğuna inanıyor.

İşte o andan sonra işler değişiyor.

Müşterinin maddi durumu önceden öğrenildiği için ne kadar para istenebileceği de aşağı yukarı biliniyor.

Bankada birikimi olanın birikimi, evi olanın evi, kredi çekebilecek durumda olanın kredi imkânı hedefe dönüşüyor.

Ekranda büyüyen rakamlar müşteriye aitmiş gibi görünüyor. Oysa ortada gerçek bir kazanç yok.

PARANI İSTERSEN BORSADA KAYBEDİYORSUN

Bu hikâyenin en acımasız bölümü ise müşteri parasını geri almak istediğinde başlıyormuş.

Diyelim ki hesabınızda 20 bin dolar görünüyor. Artık kârınızı alıp çıkmak istiyorsunuz.

Telefonun diğer ucundaki kişi önce sizi vazgeçirmeye çalışıyor.

Biraz daha bekleyin, piyasa yükselecek. Şimdi çıkarsanız büyük fırsatı kaçırırsınız.

Ama siz ısrar ederseniz bu kez ekrandaki rakamlar değişmeye başlıyor.

Bir anda zarar ediyorsunuz.

Mike'ın iddiasına göre sistemdeki yatırım işlemleri, müşterinin parasını kaybettiği izlenimini verecek şekilde gösterilebiliyormuş.

Sonuçta size söylenen şu, “Piyasa tersine döndü, paranızı kaybettiniz”

Oysa kaybedilen para, dolandırıcıların eline çoktan geçmiş.

EŞİNİN ALTINLARINI SATTIĞINI ÖĞRENİNCE İŞTEN AYRILDI

Neha'nın hikâyesi ise bu noktada biraz değişiyor.

Çünkü o, çalıştığı yerde birkaç hafta kaldıktan sonra ayrılmış.

Ayrılmasına neden olan olay da bir müşterinin yatırım yapmak için eşine ait mücevherleri sattığını öğrenmesiymiş.

Düşünsenize, İstanbul'da bir ofiste oturuyorsunuz. Telefonun diğer ucunda Hindistan'da yaşayan biri var. Siz ona daha fazla para yatırırsa zengin olacağını söylüyorsunuz.

O da gidip eşinin altınlarını satıyor.

Neha'nın anlattığına göre evini satanlar, kredi çekenler, aile birikimlerini bu sisteme aktaranlar da varmış.

Hatta bir ekip yöneticisinin tek bir müşteriden 50 bin dolar aldığı iddia ediliyor.

Neha, bu kişinin daha sonra bir polis operasyonunda yakalanıp Pakistan'a sınır dışı edildiğini, ancak oradan da internet üzerinden Hintli yatırımcıları hedef almaya devam ettiğini öne sürmüş.

KRİPTO PARAYLA ÖDEME YAPANA ÖZEL İLGİ

Peki Hindistan'daki bir kişinin parası İstanbul'daki dolandırıcıların eline nasıl geçiyordu?

Mike'ın anlattığına göre bunun için Hindistan'da açılmış banka hesapları kullanılıyormuş.

Bu hesapları sağlayan aracılar varmış. Hesaplar bloke edilince yenileri devreye sokuluyormuş.

Ama asıl tercih kripto paraymış.

Çünkü kripto para transferlerinde banka hesapları ve aracı komisyonlarıyla uğraşmak gerekmiyormuş.

Hatta müşterisini kripto parayla ödeme yapmaya ikna eden çalışanlara daha yüksek prim veriliyormuş.

İşin teknoloji tarafı da dışarıdan satın alınmıyormuş. Mike'a göre şirketlerin sahte yatırım platformlarını geliştiren kendi yazılım ekipleri bulunuyormuş.

Yani karşımızda yalnızca telefonla insan kandıran birkaç kişi yok. Reklamcısı, satışçısı, müşteri yöneticisi, yazılımcısı ve para transferi ağı olan bir organizasyon var.

FİLMİN SONU HENÜZ GELMEMİŞ

Siasat'ın haberinde, Türkiye'de geçtiğimiz eylül ayında gerçekleştirilen büyük operasyona da yer verilmiş.

İstanbul ve Muğla'da 286 adrese baskın düzenlenmiş, 28 şirkete bağlı 42 çağrı merkezi soruşturmanın hedefi olmuştu.

Türk makamları iki yılda yaklaşık 13 milyar liralık para hareketi tespit edildiğini açıklamıştı. Bu rakamın tamamının kesinleşmiş dolandırıcılık zararı olmadığını da belirtelim.

Haberin bir başka ilginç tarafı, bu yöntemin aslında yeni olmaması.

Siasat'ın aktardığına göre İsrail'de yıllar önce büyüyen ikili opsiyon sektöründe yaşanan dolandırıcılık skandallarının ardından, bu faaliyetler 2017'de yasaklanmış.

Sonrasında bazı organizasyonlar başka ülkelere yönelmiş.

Türkiye de bu hikâyenin geçtiği ülkelerden biri olmuş.

patronlardunyasi.com