Gündem


Burak ARTUNER

Bugün dünyanın dikkat kesildiği bir dava var...

Henüz bu sabah başladı, ilk savunmalar, iddialar geldi...

İsviçre basınından davayı an be an takip ederken, Genel Yayın Yönetmenimiz Toygun Atilla'nın da sıkça vurguladığı 'Masumiyet karinesi'nin en somut örneklerinden birinin tartışıldığını görünce bu davada şu anda neler oluyor sizlere aktarmak istedim...

Şunu söyleyebilirim, İsviçre'deki davada film gibi sahneler yaşanıyor...

Ben bu yazıyı hazırlarken, savunma ve iddia makamı ilk konuşmalarını yapmıştı.

Bu yazıyı da onların sözleri üzerine kaleme alıyorum...

Eski güzellik kraliçesi Kristina Joksimovic'in, boşanma aşamasında olduğu eşi iş insanı Thomas Joksimovic tarafından öldürülmesi davası bu.

İsviçre adaletinin kalbi bugünlerde Muttenz’deki ceza mahkemesinde atıyor.

Sanık sandalyesinde 43 yaşında, iyi eğitimli, varlıklı bir aileden gelen bir "iş insanı" Thomas var.

İddialar tüyler ürpertici: Thomas, 38 yaşındaki eşi eski Miss Switzerland finalisti Kristina Joksimovic'i boğarak öldürmek, ardından cesedini bir blender ve kimyasallar yardımıyla yok etmeye çalışmakla suçlanıyor

Duruşmanın açılışında savunma avukatı Christian von Wartburg’un sözleri, modern yargılamanın paradoksunu yüzümüze vurdu.

Medyanın son iki yıllık haber analizini mahkemeye sunan avukat, müvekkilinin daha hakim karşısına çıkmadan "Miss Katili" ilan edildiğini hatırlattı.

Savunmaya göre, "dördüncü kuvvet" olan medya, savcılığın iddianamesini çoktan kesinleşmiş bir hükme dönüştürmüştü.

"TÜM GÖRÜŞLERİNİZİ KENARA BIRAKIN"

Sanığın avukatı Wartburg, mahkeme başkanına şöyle dedi:

"Müvekkilimin güzellik kraliçesi katili olduğuna karar veren medya kuruluşları var. Manşetler, msumiyet karinesinin defalarca ihlal edildiğini gösteriyor. Tüm hipotezler incelenmeli ve yargılama süreci karar verilene kadar açık kalmalıdır. Görüşlerinizi bir kenara bırakın, tüm soruları sorun ve tüm argümanları değerlendirin."

Mahkeme başkanı Daniel Schmid ise savunma avukatına şöyle yanıt verdi: "Kamuoyu dışlandığında, medya bu işlevi üstlenir."

İronik olan şu ki; hukuk, bir insanın evinde bir "blender" ile neleri parçaladığına dair en korkunç deliller varken bile ona "masum" demek zorundadır.

Ta ki 13 Mayıs’ta açıklanacak o son karara kadar.

"Meşru Müdafaa" mı, "Sadist Bir Profilin Suçu" mu var karşısında mahkemenin, bu yargılama bitince belli olacak

SANIĞIN 'MEŞRU MÜDAFAA' SAVUNMASINDA BOŞLUKLAR VAR

Sanığın savunması, olayın vahametiyle taban tabana zıt bir sadelikte: "Bana bıçakla saldırdı, kendimi korudum."

Ancak adli tıp raporları bu "nefsi müdafaa" senaryosunda büyük boşluklar olduğunu fısıldıyor.

PSİKİYATRİ RAPORU TARTIŞMASI

Duruşmanın ilk gününe damga vuran bir diğer nokta ise psikiyatrik raporlar üzerindeki savaş oldu.

Ünlü psikiyatrist Frank Urbaniok’un sanık için çizdiği "sadistik-sosyopatik ve narsist" portresi, savunma tarafından tutulan özel bilirkişilerce yaylım ateşine tutuldu. Savunma, 30 yıllık tecrübesine dayanarak bu raporun bir "karakter suikastı" olduğunu iddia etti.

Karine nerede biter, gerçek nerede başlar?

Mahkeme salonu dışındaki polis barikatları ve uluslararası basın ordusu, bu davanın sadece bir cinayet davası olmadığını kanıtlıyor.

Bu, bir kadının ayrılma aşamasındayken uğradığı planlı bir öfke cinayeti mi, yoksa nefsi müdafaa sonrası panikle delilleri yok etme çabasının yaşandığı bir dehşet mi?

Kararın 13 Mayıs'ta açıklanması bekleniyor.

Ama bence bu dava, hukukun en ağır suçlarda bile "tarafsız" kalma sınavı olarak yakından takip edilmeye ve izlenmeye değer.

patronlardunyasi.com