Gündem


Burak ARTUNER 

O zamanlar, borsa ekranlarındaki grafikler yoktu. 
Telefon yoktu.
Anlık fiyat uygulaması da yoktu.
Ama borsa vardı, spekülasyon vardı, devlet borcu vardı, içeriden bilgi söylentileri vardı...
Ve elbette; bir gecede servetini katlayanlar ve bir gecede her şeyini kaybedenler vardı.

TAHVİL BORSASI 

İstanbul'un ilk resmî menkul kıymet borsası, 1866'da Galata'da faaliyete geçen Dersaadet Tahvilât Borsası'ydı. Borsanın temelini ise Osmanlı Devleti'nin giderek büyüyen borçları ve bu borçlara karşı çıkardığı tahviller oluşturuyordu.
Başka bir ifadeyle İstanbul'un ilk borsasının lokomotifi şirket hisselerinden çok devletin borçlarıydı.
Ve devlet borçlandıkça Galata'da bir finans dünyası büyüyordu.
Bankerler, sarraflar, tahvil sahipleri, spekülatörler...
Bir de “hava oyunları” denilen, gerçek bir malın veya şirketin üretiminden ziyade fiyat hareketinden para kazanmaya dayanan işlemler...
Yani bugünlerde fon soruşturmasında tartıştığımız isimler gibi manipülasyon yaparak servetlerini büyütenler...

Mahmud Nedim Paşa'nın vurgundan büyük oranda zenginleştiği ileri sürülmüştü.

BORÇ BÜYÜDÜ, BORSA BÜYÜDÜ

Osmanlı maliyesi 1854 Kırım Savaşı'nın ardından dış borçlanmaya başlamış, sonraki yıllarda borçlanma hızla büyümüştü.
1875'e gelindiğinde artık matematik bozulmuştu.
Devletin bütçesinde yaklaşık 5 milyon liralık açık vardı. 
Buna karşılık o yıl ödenmesi gereken borç ve faizlerin toplamı yaklaşık 14 milyon liraya ulaşmıştı.
Yeni borç bulmak da artık kolay değildi.

Osmanlı Borsa'sının ilk yıllarındaki bir görseli.

BİR KARAR PİYASAYI ALTÜST ETTİ 

İşte tam bu noktada Sadrazam Mahmud Nedim Paşa devreye girdi.
6 Ekim 1875'te alınan kararla devlet, borç ve faiz ödemelerinin yarısını nakit olarak ödeyeceğini, kalan bölüm için ise beş yıl vadeli ve yüzde 5 faizli yeni senetler vereceğini ilan etti.
Kâğıt üzerinde bir mali tedbir...
Borsada ise depremdi.
Çünkü devletin “borcumu eskisi gibi ödeyemiyorum” demesi, o borca sahip olan herkesin elindeki kâğıdın değerini bir anda tartışmalı hale getiriyordu.
Tahvil fiyatları düştü.
Piyasa sarsıldı.
Avrupa'dan protestolar geldi.
Ve İstanbul'da Galata Borsası'nın kapıları, servet hayaliyle girenler için bir anda başka bir anlam kazandı.

Osmanlı borçlanma senedi.

KARAR AÇIKLANMADAN ÖNCE KİM NE BİLİYORDU?

İşte hikâyenin bugün bile insanın kulağına tanıdık gelen bölümü burada başlıyor.
Ahmed Cevdet Paşa'nın Tezâkir'inde ve dönemin başka kaynaklarında, kararın piyasaya açıklanmasından önce bazı kişilerin borsadaki pozisyonlarını değiştirdiğine ilişkin anlatımlar yer alıyor.
Cevdet Paşa'nın aktardığı iddialara göre Midhat Paşa'nın sarrafı aracılığıyla büyük miktarda konsolid satışı yaptırdığı ileri sürülüyordu. 
Yani karardan önce kendi satış yaparak, kârını alıp çıkmıştı. 
Aynı bugün haklarında soruşturma yürütülen bazı isimlerin yaptığı gibi...
Mahmud Nedim Paşa ve Rusya'nın İstanbul Büyükelçisi General İgnatiyef'in de borsadaki işlemlerden kazanç sağladığına ilişkin iddialar ayyuka çıkmıştı. 
Zenginliği dillere destan olan Mahmud Nedim Paşa, Rus büyükelçisiyle iş çevirdiği ve Rusya yanlısı tavrı nedeniyle 'Nedimoff' olarak anılmaya başlamıştı. 

Tabii bunlar tarihî kaynaklarda yer alan iddialardır; zaten bununla ilgili hiçbir soruşturma, yargılama filan olmadı. 
O yüzden kesinleşmiş bir hüküm yok. 

O ZAMANLAR ADI 'HAVA OYUNU'YDU

1875 yılında İstanbul'da şu soru soruluyordu:
Bir kararın ne zaman açıklanacağını bilenler, o karar açıklanmadan önce piyasada işlem yaparsa ne olur?
Bugün buna başka isimler veriyoruz. 'Keriz silkeleme' deniyordu yıllar önce, bugün ne deniyor açıkçası çok emin değilim. 
O zamanın adı ise borsa oyunu, spekülasyon veya “hava oyunu”ydu.

HERKESİN OCAĞI AYNI ANDA SÖNDÜ

Borsa yalnızca bankerlerin ve büyük sermaye sahiplerinin oyun alanı değildi.
Maaşını artırmak, birkaç kuruşunu büyütmek, zengin olmak isteyen memurlar ve küçük yatırımcılar da bu dünyanın içine çekilmişti.
Galata'daki fiyat hareketleri söylentilerle besleniyor, Avrupa'dan gelen haberler telgrafla İstanbul'a ulaştıkça tahvil fiyatları değişiyordu.
Bir gün herkes kazanıyordu.
Ertesi gün herkes kaybedebiliyordu.
1873'te başlayan uluslararası finans krizinin etkileri de İstanbul'a ulaşmış, Galata Borsası'nda iflaslar ve intiharlar sıradanlaşacak kadar ağır bir tablo ortaya çıkmıştı.
1875'te ise devletin borç ödemelerinde yaptığı kesinti krizi başka bir boyuta taşıdı.
Artık yalnızca yatırımcı değil, devletin kendisi de güven kaybediyordu.

Ottoman Railway Company, İzmir- Aydın Osmanlı Demiryolu Şirketi hissesi 1863 tarihli.

BİR BORÇ KRİZİNDEN DÜYUN-U UMUMİYE'YE

1875'teki karar yalnızca bir borsa çöküşü değildi.
Osmanlı Devleti'nin uluslararası mali sistemdeki itibarının kırılma noktalarından biriydi.
Yıllık borç ve faiz ödemeleri 14 milyon lira civarındaydı. Devlet bunun yarısını nakit ödemek, kalan kısmını yeni senetlerle karşılamak zorunda kalıyordu.
Sonrası malum...
Osmanlı maliyesinin yabancı alacaklıların denetimine giden yolu açıldı.
1881'de Düyun-u Umumiye kuruldu.
Yani 1875'te Galata'da başlayan borsa paniğinin yankısı yalnızca bankerlerin kasasında kalmadı.
Devletin mali egemenliğine kadar uzandı.

150 YILDIR DEĞİŞMEYEN SORU

Ahmed Cevdet Paşa'nın satırlarında kalan borsa hikâyeleri bu yüzden yalnızca Osmanlı'nın mali tarihini anlatmıyor.
Aynı zamanda bize eski bir gerçeği hatırlatıyor:
Borsada bazen kaybedilen sadece para değildir.
Kimi zaman ocaklar söner, kimi zaman devletin itibarı gider, kimi zaman bir ülke borcunun faizini ödeyemediği için mali bağımsızlığını kaybeder...
Ama birileri hep kazanır. 

MAHMUD NEDİM PAŞA'YA NE OLDU? 

Borsa'daki oyunlardan sonra, hakkındaki yolsuzluk iddiaları nedeniyle Sadrazam'a toplumsal tepki büyüdü. 

Türkiye’deki ilk öğrenci gösterisi 10 Mayıs 1876’da Mahmud Nedim Paşa'nın hakkındaki yolsuzluk üzerine yapılmıştı. 

Binlerce öğrenci Sadrazam Mahmud Paşa’ya karşı yürüyüşe geçmişti. Öğrencilerin kendisini öldüreceğinden korkan Sadrazam, ayakkabılarını bile unutup makamını terk etmişti. 

Padişah tepkilere daha fazla kayıtsız kalamadı ve Mahmud Nedim Paşa'yı 12 Mayıs 1876'da sadrazamlıktan azletti. 

Önce Çeşme'ye sürgüne gönderildi. Oradan da sürgün yeri Sakız Adası'na çevrildi. 31 Ağustos 1876'da II. Abdülhamit padişah olduktan sonra affedildi. 
Birinci meşrutiyet kurulması, "Doksan-Üç-Osmanlı-Rus Savaşı"'nin kaybı ve 11 Şubat 1878'den itibaren II. Abdülhamit idaresinin başlamasından sonra 1879 başlarında Mahmud Nedim Paşa Musul valisi olarak tayin edildi. Ama hemen ardından İstanbul'a dönmesi emri gönderildi. Sadrazam olan Ahmed Arifi Paşa'nın muhalefetine rağmen 1879 sonlarında Mahmud Nedim Paşa Dahiliye Nazırı olarak göreve getirildi. Bu görevde iken 1882 sonlarında hastalandı ve hastalığı uzun sürdüğü için görevinden alındı. 14 Mayıs 1883'te öldü. II. Mahmud Türbesi haziresine gömüldü.

Mahmud Nedim Paşa yalısı.

VANİKÖY'DEKİ YALISINDA BUGÜN KİM OTURUYOR?

Başlıkta bahsettiğimiz gibi servet içinde yüzen Mahmud Nedim Paşa'nın Vaniköy'deki yalısı sanki bir ibret vesikası gibi Boğaz'ın kıyısında duruyor. 

O yalıya baktığımda, bana uyanık paşanın İstanbul borsasının çöküşüne neden olan oyunlarını hatırlarım. 

Vaniköy'deki bu yalıyı 2004 yılında YASA Holding kurucusu ve yönetim kurulu başkanı olan ünlü iş insanı Yalçın Sabancı satın almıştı. 

Yalçın Sabancı, halen bu yalıda yaşamını sürdürüyor. 

Sabancı, zaman zaman tahmini değeri 75 milyon dolar olduğu ifade edilen yalının satılık olduğu haberlerini de yalanlamak zorunda da kalıyor.

patronlardunyasi.com