Gündem


Feramuz ERDİN 

Ertan Sert'in bu denli cüretkar bir mektup yazabilmesinin arkasında, Özal dönemi bürokrasisi ve Özal ailesine yakın üst düzey isimlerle geliştirdiği sıkı ilişkiler yatıyordu. İş insanı kimliğiyle devlet katında ciddi bir meşruiyet kazanmış olan Sert, işlerin tersine dönüp cezaevine girince, bu yakın ilişkileri kendisini kurtarmak için bir silah olarak kullanmak istemişti.

Bu mektup, Türkiye'de siyaset, bürokrasi ve organize usulsüzlük sarmalının nasıl işlediğini gösteren tarihi ve hukuk dışı bir vesika olarak arşivlerdeki yerini korumaktadır.

"HAYDİ ARTIK BATALIM"

Ertan Sert olayı sadece bir yolsuzluk örneği değil, dönemin iş ahlakını ve esnek denetim mekanizmalarının sonuçlarını göstermesi açısından da tarihi bir olaydır. İzmir'de dönemin emniyet müdürü Hasan Lütfi Tomuş tarafından hayali ihracat operasyonu başlatılıp da yaptıkları usulsüzlükler deşifre olunca Ertan Sert’in ortaklarına ve çalışanlarına meşhur "Haydi artık batalım" dediği, yani şirketin içini boşaltıp yasal boşluklardan faydalanarak iflas bayrağını çekmeyi bir strateji olarak kullandığı kayıtlara geçmiştir. Operasyonların ardından il emniyet müdürü Hasan Lütfi Tomuş'un pasif göreve çekilmesi dikkat çekmiştir.

SAVUNMA DEĞİL İTİRAF 

Ertan Sert, sadece Başbakan Turgut Özal’a mektup yazmakla kalmamış, mahkemedeki savunmalarında da sistemi doğrudan hedef almıştır. Mahkeme kürsüsünden yaptığı çarpıcı açıklamalar, dönemin ekonomi politikalarına yönelik zehir zemberek bir itiraf niteliğindedir. 

"Hayali ihracatı aslında siyasi iktidar teşvik etti. Türkiye'nin yaptığı ihracatın yüzde 30 ila 50'si zaten hayalidir." şeklinde ifade veren Sert bu sözlerle, o suçu tek başına işlemediklerinin mesajını vererek, suçu o dönemki sisteme yıkmaya çalışmıştır.

Ertan Sert’in bu mektubu ve mahkeme sürecindeki itirafları o dönem kamuoyunda büyük bir etki yarattı. Özal hükümeti doğrudan bir "hayali ihracat affı" çıkararak bu şantaja boyun eğmiş gibi görünmek istemese de, ilerleyen süreçte yürürlüğe giren bazı şartlı tahliye ve infaz düzenlemeleri sayesinde Ertan Sert aldığı hapis cezasının sadece 3 yılını yatarak tahliye oldu.

EKONOMİK SUÇA EKONOMİK CEZA 

Türkiye’de ekonomik suça ekonomik ceza ilkesinin felsefi ve pratik olarak temelinin atıldığı en radikal dönem 1980’li yıllar, yani Turgut Özal'ın Başbakanlık ve Cumhurbaşkanlığı yıllarında  olmuştur. Özal'ın getirdiği felsefeye göre, serbest piyasada devletin katı yasaklarla ticareti boğmaması, usulsüzlük yapan iş insanını hapse atarak üretimden koparmak yerine onu mali olarak cezalandırması öne çıkıyordu. 

İlk olarak Türk Parasının Kıymetini Koruma Kanunu değiştirildi ve döviz alım satımı bulundurulmasın ve Türk parasının konvertibilitesiserbest bırakıldı. 

Ardından Kaçakçılığın Men ve Takibine Dair Kanun'da değişikliklere gidilerek Gümrük kaçakçılığı suçlarında hapis cezalarının kapsamı daraltıldı; bunun yerine gümrüklenmiş değerin birkaç katı tutarında ağır para cezaları ve malların müsaderesi (devlete geçmesi) sistemi ön plana çıkarıldı. Amaç, devletin kasasına gelir sağlamak ve ticari akışı durdurmamaktı.

Özal, ayrıca devlet ileiş dünyası arasındaki tartışmalı durumları bitirmek ve yargının yükünü azaltmak amacıyla vergi hukukuna "Uzlaşma" mekanizmasını entegre etti. Böylelikle vergi kaçıran veya usulsüzlük yapan bir iş insanı hapis riskiyle karşılaşmak yerine, vergi dairesiyle masaya oturup cezayı pazarlıkla ödeme imkanına kavuştu. Suç, tamamen mali bir müzakereyle çözülen ekonomik bir konuya indirgendi. Özal döneminin bu serbestleşme adımları 90'lı yıllardaki bankacılık krizinin de temellerini atmış oldu.

patronlardunyasi.com