Doğa


Toygun ATİLLA

Güler Sabancı’nın Instagram’da paylaştığı fotoğraflara takıldım.

Bir nar, sararmış ayvalar, dalları meyve dolu zeytin ağaçları…

İş dünyasının en tanınmış isimlerinden birinin paylaşımında bu kez ne bir şirket, ne bir toplantı, ne de bir yatırım vardı.

Doğanın kendi eserleri vardı.

Fotoğraflara bakarken aklıma başka şeyler geldi.

Güler Sabancı yalnızca birkaç meyvenin fotoğrafını çekmişti.

O fotoğraflarda binlerce yıllık hikâyeler saklıydı.

NARIN İÇİNDEKİ BEREKET

Önce o kıpkırmızı nar…

Bizim kültürümüzde nar berekettir. Taneleri çoğalmayı, bolluğu, aileyi ve yeni başlangıçları simgeler.

Yeni yılın ilk günü kapısının önünde nar kıranları bilirsiniz. Ne kadar çok tane saçılırsa eve o kadar bereket geleceğine inanılır.

Narın hikâyesi Anadolu’dan Antik Yunan’a kadar uzanır.

Efsaneye göre yeraltı tanrısı Hades, Persephone’yi kendi dünyasına götürür. Persephone’nin annesi, bereket tanrıçası Demeter, kızının yokluğunda toprağı verimsiz bırakır.

Persephone’nin yeraltında yediği nar taneleri, onu yılın bir bölümünde oraya dönmek zorunda bırakır.

Böylece mevsimlerin döngüsünü açıklayan bir efsane doğar.

Düşünsenize…

İnsanlık binlerce yıl önce bir narın içine mevsimleri, hayatı, ölümü ve yeniden doğuşu sığdırmış.

Biz bugün aynı narı markette kilosu kaç lira diye tartışıyoruz.

ZEYTİNİN HİKÂYESİ DAHA DA BÜYÜK

Sonra zeytin ağaçlarına baktım.

Zeytin yalnızca bir ağaç değil, insanlık tarihinin en güçlü sembollerinden biri.

Yunan mitolojisine göre Athena ile Poseidon, bir kente adını verebilmek için yarışır.

Poseidon gücünü gösterir. Athena ise insanlara bir zeytin ağacı armağan eder.

Kazanan Athena olur.

Kent onun adını alır. Yani, Atina.

Binlerce yıl önce insanlar güç gösterisi yerine bir ağacın sağlayacağı kalıcı faydayı seçmiş.

Ne kadar zarif bir medeniyet tarifi.

Bir de Nuh’un gemisi hikâyesi var.

Tufandan sonra gönderilen güvercin, gagasında taze bir zeytin yaprağıyla döner.

Bu, suların çekildiğinin ve hayatın yeniden başladığının işaretidir.

Bugün bile barış istediğimizde birbirimize zeytin dalı uzatıyoruz.

Ama işin tuhafı şu, Birbirimize barış için zeytin dalı uzatırken, o dalın yetiştiği toprağın kıymetini her zaman bilmiyoruz.

AYVA KIŞIN HABERCİSİ

Güler Sabancı’nın fotoğraflarındaki sarı ayvalar ise beni çocukluğuma götürdü.

Eskiler, “Ayva bol olursa kış sert geçer” derdi.

Elbette bunun bilimsel bir hava tahmini olmadığını bugün biliyoruz.

O sözün güzelliği ise başka yerde.

İnsanlar mevsimleri takvimden önce ağaçlardan okurdu.

Ayva sarardığında kışın yaklaştığını anlardı.

Evlerde ayva reçeli kaynar, kompostolar hazırlanırdı.

Ayvanın bir de dilimize yerleşmiş hikâyesi var.

“Ayva yemek” deriz, işler ters gittiğinde.

“Ayvayı yedik” deriz, başımız sıkıştığında.

Galiba doğayla ilişkimiz de biraz böyle.

Ayvayı gerçekten yediğimiz zaman değil, ayva ağaçlarını kaybettiğimiz zaman başımızın sıkıştığını anlayacağız.

BEREKETİN YERİNE BETON

Şimdi gelelim bu güzel fotoğrafların bana düşündürdüğü asıl meseleye.

Biz bu topraklarda binlerce yıldır narı bereketin, zeytini barışın, ayvayı mevsimlerin habercisi saymışız.

Peki sonra ne yapmışız?

Toprağın üzerine binalar dikmişiz.

Bahçeleri parsellemişiz.

Ağaçların yerine otoparklar, meyvelerin yerine beton bloklar koymuşuz.

Üstelik yaptığımız sitelere de “Nar Evleri”, “Zeytin Bahçesi”, “Yeşil Vadi” gibi isimler vermişiz.

İroniye bakın.

Önce bahçeyi ortadan kaldırıyoruz, sonra adını binanın girişine altın harflerle yazıyoruz.

Türkiye’nin tarım alanları 2002’de yaklaşık 41,2 milyon hektarken 2024’te 38,6 milyon hektara gerilemiş.

Bu azalmanın tamamını betonlaşmaya bağlamak doğru değil. Ama rakam, toprağa ne kadar dikkatli davranmamız gerektiğini hatırlatıyor.

Çünkü betonun bir özelliği var.

Çok hızlı yükseliyor.

Ne yazıktır ki,  hiçbir zaman çiçek açmıyor.

GÜLER SABANCI’NIN FOTOĞRAFLARINDAKİ ZENGİNLİK

Güler Sabancı’nın fotoğraflarına dönüyorum.

Bir nar, birkaç ayva, zeytin ağaçları…

İnsanın sahip olabileceği en büyük servetlerden biri, bütün bunlara bakıp hâlâ heyecan duyabilmesi.

Bence bu fotoğrafların güzelliği burada.

Bir iş insanının serveti bilançosunda yazabilir.

Bir ülkenin gerçek serveti yalnızca şirketlerinde, fabrikalarında, gökdelenlerinde değildir.

Toprağında, suyunda, ağaçlarında ve o ağaçların gelecek kuşaklara bırakacaklarında da saklıdır.

Güler Sabancı’nın fotoğraflarına bakarken bunları düşündüm.

Kim bilir belki onun da yazmak istediği ama yazamadığı satırlara tercüman oldum…

Sonra aklıma şu geldi…

Eskiden bereket gelsin diye kapımızda nar kırardık. Şimdi nar ağacının yetiştiği toprağa beton döküyoruz.

Bir de üstüne hâlâ bereket bekliyoruz.

patronlardunyasi.com