Prof. Dr. Veysel Ulusoy'un Cumhuriyet'teki yazısı şu şekilde:
"Özellikle İran savaşı enerji ve tarım girdi piyasalarında sert dalgalanmalar yaratmış, Brent petrol fiyatını yaklaşık yüzde 50 artırarak 110 doların üzerine çıkarmıştır.
Dünya Bankası verilerine göre küresel gübre fiyat endeksi 2020- 2022 döneminde yaklaşık üç katına çıkarak tarihsel zirvesini görmüş; sonrasında gerilese de 2025 yılı itibarıyla pandemi öncesi seviyelerin yaklaşık iki katı civarında seyretmiş, doğalgaz fiyatları 5 dolardan 30 doların üzerine kadar çıkmış; bu da gübre üretim maliyetlerini doğrudan yukarı taşımıştır.
Özellikle son birkaç aydır gözlemlediğimiz artışlar başta tarım olmak üzere ülke ekonomisinde enflasyon oranını daha da yukarı taşıyan bir etken olarak karşımıza çıkmıştır.
Daha yakın zamanda yapılan Dünya Bankası öngörülerine göre 2026 yılında sadece yüzde 16 yükselmesi beklenen emtia fiyatları, enerji ve gübre piyasasındaki şoklarla daha şimdiden rekor seviyelere yükselmiştir.
Mart ayında gübre fiyatları yalnızca bir ayda yüzde 26 artarken üre fiyatlarındaki artış yüzde 50’nin üzerine çıkmıştır. Gübre fiyat endeksi 183 seviyesine ulaşarak hem aylık hem yıllık bazda sert bir sıçrama göstermiştir.
Gübre kullanımının tarımda üretim üzerindeki etkisini bilmeyen yoktur. Dengeli gübreleme, gıda üretimi artışının ana belirleyicilerinden biridir. Yetersiz kullanım doğrudan verim açığı yaratır. Sadece enerji ve gübre fiyatlarındaki artış değil, onların oynaklığı da bu kullanım sürecini derinden etkiler.
Akademik literatür, gübre kullanımının tarımsal verim üzerindeki kritik rolünü net biçimde ortaya koyuyor. Azot uygulamasındaki yüzde 10’luk bir artışın buğday ve mısır verimini yüzde 3-6 oranında yükselttiği, buna karşılık gübre kullanımındaki yüzde 20’lik bir azalmanın verimde yüzde 6-10’a varan kayıplara yol açabildiği biliniyor. Daha da çarpıcı olan ise küresel verim artışlarının yaklaşık yarısının doğrudan gübre kullanımına bağlı olmasıdır. Bu nedenle, son dönemde artan maliyetler nedeniyle girdilerin kısılması yalnızca üretimi daraltan bir gelişme değil, aynı zamanda gıda fiyatlarını yukarı iten yapısal bir baskı anlamına geliyor.
Tehlikenin ne kadar açıkta gözüktüğü ortadadır.
Tarımsal girdi fiyatlarındaki artışın etkisi yalnızca üretim miktarıyla sınırlı kalmaz. Bu artış, ekonomi genelinde bir maliyet aktarım mekanizmasını tetikler. Önce üretici fiyatlarını yukarı çeker; ardından işleme, dağıtım ve perakende aşamalarında katlanarak tüketici fiyatlarına yansır. Özellikle gıda gibi temel girdilerde bu maliyet geçişkenliği hem yüksek hem de oldukça hızlıdır.
Ampirik çalışmalar, tarımsal maliyetlerdeki yüzde 10’luk bir artışın kısa vadede gıda tüketici fiyatlarına yaklaşık yüzde 3-7 oranında yansıdığını, etkinin 6-12 ay içinde büyük ölçüde tamamlandığını göstermektedir.
Özellikle konaklama ve yeme-içme sektörlerinde bu geçişkenlik daha güçlüdür.
IMF bulguları, gıda fiyatlarındaki yüzde 10’luk bir artışın 6-12 ay içinde hizmet enflasyonunu yüzde 1-2 oranında yukarı çektiğini göstermektedir. Türkiye gibi gıda ve enerji maliyetlerine daha duyarlı ekonomilerde bu geçişkenlik yüzde 1.5-3 bandına kadar çıkabilmektedir. Bu durumun turizm sektörüne yansıması ise oldukça somuttur.
Türkiye’de her şey dahil sistemle çalışan bir otelde gıda ve içecek maliyetleri toplam giderlerin yaklaşık yüzde 30-40’ını oluşturmaktadır. Gıda fiyatlarında yüzde 20’lik bir artış, örneğin, tek başına toplam maliyetleri yaklaşık yüzde 7 yükseltirken enerji fiyatları da eklendiğinde bu artış yüzde 10’a yaklaşmaktadır.
Bu ölçekte bir maliyet şoku, rezervasyonların iptal edildiği bir dönemde Türkiye ekonomisinin karşı karşıya olduğu kırılganlığı tüm çıplaklığıyla göstermektedir."
patronlardunyasi.com