Gündem


Toygun ATİLLA

Bu yazının başlığını görünce ikiye ayrılacaksınız. Bir kısmınız “Bu da yazı başlığı mı?” diyecek. Diğer kısmınız ise sonuna kadar okuyacak.

Aslında ikiniz de haklısınız.

Hava günlük güneşli, şahane bir pazar günü...  Daha yazının başında kendi kendimi "Neden böyle melankolik bir yazı yazıyorum" diye sorguluyorum...

Vardır bir sebebi diye geçip, yazmaya devam ediyorum :) 

Otuz beş yıldır gazetecilik yapıyorum. Bazen dönüp arkama bakıyorum. Bugün de o günlerden biri sanırım:) 

Sonra kendi kendime gülüyorum.

“Genelevde çalışıp bakire kalmışım.”

Kulağa sert geliyor. Belki rahatsız edici.

Anlatmak istediğim elbette genelev değil, gazetecilik...

Daha doğrusu, insanın her gün kirle, güçle, parayla, hırsla, yalanla karşı karşıya kaldığı bir meslekte, kendini kaybetmeden yaşayabilme ihtimali.

Bu meslek bana insanın en güzel tarafını da gösterdi, en karanlık tarafını da.

Bir gün deprem enkazında çocuğunu arayan bir babanın sessizliğini dinledim.

Ertesi gün milyarlarca dolarlık bir ihalenin kulisini.

Sabah karakoldaydım.

Akşam kristal avizelerin altında verilen davette.

Bir gün gözaltındaki bir gencin annesiyle konuştum.

Ertesi gün dünyanın en zengin insanlarından biriyle aynı masaya oturdum.

İnsan bu kadar farklı dünyanın içinde dolaşınca, en büyük tehlikenin kirlenmek olmadığını anlıyor.

Asıl tehlike…

Kirlenmeye alışmak.

Gazetecilikte en çok şu cümleyi duydum: “Herkes yapıyor.”

Ne tehlikeli cümledir. Bütün çürümeler o cümleyle başlamaz mı ? 

Para gördüm.

Güç gördüm.

Şantaj gördüm.

İftira gördüm.

Dostlukların nasıl satıldığını gördüm.

Vicdanın nasıl pazarlık konusu yapıldığını da…

Sessizce işini yapan, adını hiç duymadığınız onurlu insanları, gazetecileri de gördüm.

Belki de bana gazeteciliği onlar öğretti.

Dönüp geriye baktığımda, bu mesleğin bana bıraktığı en büyük zenginliklerden biri de dostluklar.

Mesela Burak Artuner… Mesela Eyüp Serbest...

Otuz yılı aşkın dostlarım...

Hele ki Burak ile gazeteciliğe aynı yıllarda başladık.

Aynı karakolların önünde sabahladık, adliyelerin koridorlarında koştuk, cinayet dosyalarının, aynı faili meçhullerin, aynı acıların içinden geçtik.

Bazen ona bakıyorum. Sonra kendimi görüyorum.

Hayat bana o sert benzetmeyi yeniden fısıldıyor.

“Galiba aynı genelevde çalışıp bakire kalmaya çalışan iki gazeteciydik.”

Ne demek istediğimi önce Burak sonra da Eyüp anlar.

Çünkü onlar da bilir.

Mesele kirin içinde olmak değildi.

Kire alışmamaktı.

Yıllar geçti.

Gazeteler değişti.

Patronlar değişti.

İktidarlar değişti.

Teknoloji değişti.

Biz de yaşlandık.

Ama bazı şeyler değişmedi.

Bugün aynı masada oturabiliyor, birbirimizin gözünün içine rahatça bakabiliyorsak, bunun sebebi birlikte çok haber yapmış olmamız değil. Birbirimizin vicdanına otuz yıldır tanıklık ediyor olmamız.

Otuz beş yıl sonra elimde ne kaldı? Hemen söyleyeyim size,  sadece rahat uyuyabildiğimiz geceler. 

Sakın bunu hafife almayın. Dünyanın en büyük servetidir o rahat uyuyabildiğiniz geceler...

Son zamanlarda zihnimi meşgul eden bir düşünce daha var. Onu da paylaşmak istiyorum sizinle..

Eskiden “zaman uçuyor” derdim.

Artık öyle düşünmüyorum.

Uçan zaman değil.

Uçup giden nefeslerimiz.

Belki de hayatın en büyük yanılgısı burada değil mi ? 

Ömrümüzü yıllarla ölçüyoruz. Oysa hayat bize yıl yıl verilmedi. Nefes nefes emanet edildi.

Gazetecilik bana binlerce hayat gösterdi.

Binlerce başlangıç…

Binlerce son…

Cinayet mahallerinde…

Deprem enkazlarında…

Hastane koridorlarında…

Cezaevlerinde…

İş dünyasının zirvesinde…

İflasların dibinde…

Sonunda gördüm ki herkesin hikâyesi aynı yere çıkıyor.

Hiç kimse son nefesinde banka hesabını sormuyor.

Kaç şirket kurduğunu…

Kaç manşet olduğunu…

Kaç ödül aldığını…

Son nefeste geriye tek bir soru kalmıyor mu... “Bu nefesi nasıl yaşadım?”

Gerçek zenginlik sizce de bu değil mi ?  

Bir nefesi huzurla alabilmek. 

Bir nefesi vicdan azabı çekmeden verebilmek.

Dünyanın en zengin insanının bile satın alamayacağı tek şey ne biliyor musunuz ? 

Bir nefes daha.

Belki de bütün ömrün özeti budur.

Hayat, bir nefes.

Vicdan ise o nefesin huzuru.

patronlardunyasi.com