İşte o yazı:
Yine pek hesaplı ince iş! Nitekim tablo o kadar net ki, “oha!” dedirtiyor insana… Bakalım mı rakamlara?
Türk Telekom’un işletme hakkı 2005 yılında, yüzde 55 hissesi için 6.5 milyar dolara ve 21 yıllığına verildi.
Bugün aynı imtiyaz, 20 yıl sonra ve tam 25 yıllığına, sadece 2.5 milyar dolara uzatıldı! Hem de ihalesiz, rekabetsiz, kapalı kapılar ardında… Güncel değer hesaplamasıyla 6’da 1‘ine…
Acayip bir durum yok mu? Var tabii ki! Biraz başa dönelim mi?
Aslında filmin senaryosu en başından belliydi. Özelleştirmeyi alan Oger Grubu, Telekom’un kendi hisselerini rehin gösterip aldığı 4.75 milyar dolarlık krediyi ödemeyecek, milyarlarca dolar kârı cebe atıp ortadan kaybolacaktı.
O devasa borç da dönüp dolaşıp bizim bankaların, yani en sonunda kamunun sırtına yüklenecekti! Bu satıştan “yüzde” hesabı ile komisyonunu alanların adı hep saklı, gizli kalacaktı.
Oldu mu? Hem de âlâsı oldu! Oger battı, borcunu ödemedi, bankalar hisselere el koydu ve nihayetinde Türkiye Varlık Fonu devreye girip şirketi geri aldı.
Yani elin Lübnanlısının kâr edip batırdığı şirketin enkazını toplamak, yine bu devlete, bu millete düştü.
Gelelim “acayipliğe”… Yani imtiyazın 25 yıllığına, ihalesiz ve piyasa değerinin çok altında bir bedelle uzatılmasına...
Kesin birileri çıkıp diyecektir ki; “Neticede Türk Telekom’un çoğunluk hissesi Varlık Fonu’nda, yani para yine devletin bir cebinden diğerine giriyor. Sorun ne? Sana ne?”
İlk bakışta mantıklı gibi gelen bu argüman, aslında kamu maliyesinin temel prensiplerini hiçe sayan, tehlikeli ve absürt bir safsatadan ibaret…
Mesele, devletin bir cebine 2.5 milyar doların girip girmemesi değil. Asıl mesele, açık ve rekabetçi bir ihale yapılsaydı o cebe girebilecek olan 7, 10 hatta belki de 12 milyar dolardan bile isteye vazgeçilmiş olması…
Devletin asli görevi, kendi şirketlerine iltimas geçmek değil, kamuya ait varlıkları en verimli ve en karlı şekilde yönetmektir. Bunun da tek bir yolu vardır; Şeffaflık ve rekabet…
Peki, serbest piyasada adaleti sağlaması gerekenler, bundan neden kaçıyor?
Düşünsenize; ihaleye çıkılsa ve ipi özel, bağımsız bir şirket göğüslese… Türk Telekom’un devasa kaynakları yandaşlara nasıl aktarılacak?
Gazete, televizyon ve internet sitelerinin reklamları kesilirse, o ‘besleme’ gazeteciler nasıl doyurulacak?
Saçma sapan organizasyonlara, adı sanı belli vakıfların düzenlediği etkinliklere sponsorluklar nereden akacak?
Hadi bu ahbap-çavuş düzenine alıştık diyelim… Atılan bu adım, piyasa ekonomisinin ruhuna tamamen aykırı... Unutmayın, rekabetin olmadığı yerde kalite düşer, fiyatlar artar ve teknolojik gelişim yavaşlar.
Türk Telekom gibi tekel konumundaki bir şirketin imtiyazının sorgusuz sualsiz uzatılması, sektördeki diğer tüm oyunculara verilen net bir mesajdır; “Bu pazarda adil bir yarış yok, boşuna yatırım yapmayın!”
Uzun lafın kısası; “Para zaten devlete gidiyor” savunması, ekonomik akla ve hukuka aykırı olmanın ötesinde, devasa bir başarısızlığı ve kamu zararını örtbas etmek için tasarlanmış ucuz bir halkla ilişkiler sloganı…
Bu olay, “kötü bir yönetim koca bir ülkeyi nasıl fakirleştirir?” sorusunun ders kitaplarına girecek nitelikteki en net cevabı…
patronlardunyasi.com