Spor


Halil KASAPOĞLU 

Geçtiğimiz hafta Fenerbahçe’nin Lyon’u elemesiyle üç ayrı sayaç sıfırlandı.

Fenerbahçe, 2008/09 sezonundan sonra tekrar Şampiyonlar Ligi’nin ana aşamasında.

Ülke futbolumuz, 2007/08’den sonra ilk kez iki takımla temsil ediliyor.

Galatasaray ile Fenerbahçe ise 2001/02’den tam 25 yıl sonra aynı Şampiyonlar Ligi sahnesinde buluşuyor.

Bu sezon, Türkiye’nin iki takımla ana aşamada yer aldığı altıncı sezon olacak.

Aradan geçen 19 yıl, bu tablonun bizim için ne kadar istisnai olduğunu göstermeye yetiyor.

HENÜZ TOPA DOKUNMADAN 37 MİLYON EURO

UEFA’nın projeksiyonuna göre bu sezon Şampiyonlar Ligi’ndeki takımlara dağıtılacak toplam ödül 2,437 milyar avro.

Lig aşamasına kalan 36 kulübün her biri ayak bastı parası olarak 18,62 milyon avro sabit katılım payı alacak.

Galatasaray ile Fenerbahçe’nin topa henüz dokunmadan garanti ettiği toplam gelir 37,24 milyon avro. Bu rakama performans primleri ve lig sıralaması ödülü dahil değil.

Rakamın ölçeğini anlamak için kendi ligimize bakmak yeterli.

Galatasaray geçen sezon Süper Lig’i şampiyon tamamlarken bütün bir sezon boyunca yaklaşık 876 milyon lira, dönemin kuruyla 16,4 milyon avro yayın geliri elde etti.

Şampiyonlar Ligi’ne yalnızca katılmanın karşılığı, Türkiye’de 34 maç sonunda şampiyon olan kulübün toplam yayın gelirinden daha yüksek.

Avrupa ile aramızdaki ekonomik mesafeyi bundan daha sade anlatan bir veri bulmak zor.

PUAN TABLOSU DEĞİL DEV GELİR TABLOSU 

Devler liginde her sonucun parasal bir karşılığı var.

Her galibiyet 2,1 milyon, her beraberlik ise 700 bin avro kazandırıyor. Lig aşamasını son sırada bitiren kulüp en az 275 bin avro sıralama payı alırken birinci sıradaki kulübün payı 9,9 milyon avroya çıkıyor.

İlk sekize 2 milyon, 9 ile 16. sıralar arasına da 1 milyon avro ek bonus veriliyor.

Kısacası yalnız puan değil, neredeyse her basamak para ediyor.

Sonraki turlarda da kazanç hızla büyüyor: Eleme turu play-off’una kalmak 1 milyon, son 16’ya çıkmak 11 milyon, çeyrek final 12,5 milyon, yarı final 15 milyon, final 18,5 milyon avro. Kupayı kazanan kulüp buna 6,5 milyon avro daha ekliyor.

Bu ödemeler birbirinin alternatifi değil, üst üste birikiyor.

Sistem sadece sahadaki performansa dayanmıyor.

Dağıtımın yüzde 35’ini oluşturan 853 milyon avroluk “değer payı”, yayın pazarlarının büyüklüğünü ve kulüplerin Avrupa geçmişini de hesaba katıyor.

Yani kulüplere sadece bu sezon ne yaptığına göre değil, hangi ekonomik pazardan geldiği ve geçmişte ne kadar başarılı olduğu baz alınarak da ödeme yapılıyor.

Şampiyonlar Ligi’ne gerçekten katılan takımları ihya eden bir organizasyon. Düzenli katılan kulüpler zenginleşiyor, zenginleşen kulüplerinse yeniden katılması kolaylaşıyor.

YENİ FORMATIN GÖRÜNMEYEN YÜZÜ

36 takımla oynanan lig sisteminin alametifarikası yalnızca daha karmaşık bir puan cetveli değil.

Eski sistemde 32 takım grup aşamasında toplam 96 maç oynuyordu. Yeni düzende 36 takım sekizer karşılaşmaya çıkıyor ve lig aşamasındaki maç sayısı 144’e yükseliyor.

Yüzde 50 daha fazla maç, 48 ilave yayın demek.

Üstelik kulüpler aynı üç rakiple iç saha ve deplasmanda oynamak yerine sekiz farklı rakiple karşılaşıyor. Bu da daha fazla çeşitlilik ve daha çok büyük eşleşme anlamına geliyor.

Format değişikliği aynı zamanda satılabilir içerik envanterinin büyümesi anlamına geliyor.

Daha fazla maç; daha fazla yayın süresi, reklam alanı, bilet ve dijital içerik demek. 2,437 milyar avroluk dağıtım havuzu, bu ticari mimarinin sahaya yansıyan sonucu.

Galatasaray’ın geçen sezon elde ettiği gelir, bir Türk kulübü için rakamın nereye çıkabileceğini gösteriyor.

Galatasaray’ın geçtiğimiz Şampiyonlar Ligi’nden elde ettiği gelir yaklaşık 53,5 milyon avro seviyesinde.

Bu rakama bilet, loca, VIP, hospitality, sponsorluk ve ürün satışları dahil değil.

Dolayısıyla iki temsilcimizin bir Avrupa sezonunda UEFA’dan toplam 80-100 milyon avro civarında gelir elde etmesini bekleyebiliriz.

Dört iç saha maçının yaratacağı maç günü geliri, uluslararası görünürlüğün sponsorluklara etkisi ve oyuncuların transfer değerindeki muhtemel artış hesaba katıldığında gerçek ekonomik etki daha da büyüyor.

Türk futbolu açısından asıl kazanç, bu geliri iki takımla katılımı istisna olmaktan çıkaracak kalıcı bir yapıya dönüştürebilmek olur. Çünkü Şampiyonlar Ligi’ne bir kez girmek kasayı dolduruyor; istikrarlı bir şekilde bu organizasyonda yer almak ise kulüplerin kaderini değiştiriyor.

patronlardunyasi.com