Gündem


Toygun ATİLLA 

İki gündür fon soruşturmasını yazıyorum. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın New York’ta verdiği mesajlardan yola çıkarak soruşturmanın nereye kadar gidebileceğini sordum.

Fatma Betül Sayan Kaya üzerinden başlayan tartışmayı, Al Pacino’nun Serpico filmindeki “zehirli kuyu” hikâyesiyle anlattım.

Dosyanın içine indikçe benim de kendime sormam gereken bir soru çıktı.  Bu dosyada kim suçlu, kim sadece yatırımcı?

İkisi aynı şey değil.

Tam burada gazetecilik adına kendimize de bir sınır çizmemiz gerekiyor.

Ne gazetecilik şehvetimiz, ne manşet arzumuz, ne de siyasi taraflarımız bir başkasına haksızlık yapmamıza gerekçe olabilir.

Sevdiğimiz için birini koruyamayız.

Sevmediğimiz için de birini suçlu ilan edemeyiz.

Önümüzde tek bir çizgi olmalı. O da Hukuk.

BU FONLARI HERKES ALAMIYORDU

Bu dosyayı konuşurken kullandığımız bir cümleyi düzeltmemiz gerekiyor.

“Bunlar yasal fonlardı ve her Türk vatandaşı yatırım yapabilirdi” demek tam olarak doğru değil.

Serbest fonların katılma payları SPK mevzuatına göre yalnızca nitelikli yatırımcılara satılabiliyor.

Üstelik bu sınır yakın zamanda önemli ölçüde yükseltildi.

SPK, 18 Aralık 2025’te nitelikli yatırımcı şartında aranan finansal varlık toplamını 1 milyon liradan 10 milyon liraya çıkardı.

Dolayısıyla vatandaşlık değil, yatırımcı statüsü önemli.

Ama şartları sağlayan bir yatırımcının bu fonlara yatırım yapması başlı başına suç değildi.

Bu ayrımı yapmak zorundayız.

63 MİLYON 1,3 MİLYAR OLMUŞSA ELBETTE SORACAĞIZ

Fatma Betül Sayan Kaya ve eşi İlyas Kaya hakkında ortaya atılan iddialar ciddi.

Rakamlar büyük.

Büyük rakamlar gazetecinin dikkatini çeker.

Soracağız…

Hangi fon?

Hangi hisse?

Hangi tarihte alındı?

Hangi fiyattan alındı?

Ne zaman satıldı?

Kazanç nasıl oluştu?

Ama buradan doğrudan “vurgun” sonucuna gidemeyiz.

Çünkü bir yatırımcının parasını 5’e, 10’a, hatta 20’ye katlaması tek başına suç değildir.

Bu para nasıl kazanıldı?

Kamuya açık bilgilerle mi?

Yoksa kamuya açıklanmamış bir bilgi kullanılarak mı?

Normal piyasa işlemleriyle mi?

Yoksa manipülatif bir düzenin parçası olarak mı?

İşte suç ile yatırım arasındaki çizgi burada başlıyor.

SADE VATANDAŞ İLE BETÜL SAYAN KAYA AYNI YERDE Mİ?

Burada başka bir ayrım daha yapmak gerekiyor.

Diyelim ki iki kişi aynı fona yatırım yaptı.

İkisi de aynı tarihte aldı.

İkisi de parasını 10’a, 20’ye katladı.

Birisi hiçbir kamu görevi olmayan nitelikli yatırımcı.

Diğeri ise eski bakan ve halen iktidar partisinin üst yönetiminde görev yapan Fatma Betül Sayan Kaya.

Hukuk karşısında kazancın büyüklüğü bakımından ikisi arasında otomatik bir fark yok.

Sıradan yatırımcının 10 milyonunu 200 milyon yapması nasıl tek başına suç değilse, bir siyasetçinin 63 milyon lirasını 1,3 milyar liraya çıkardığının iddia edilmesi de tek başına suç değildir.

Suç olup olmadığını başka şeyler belirler.

Kamuya açık olmayan bilgi kullanıldı mı?

Manipülatif işlemin parçası olundu mu?

Fon yöneticileriyle birlikte hareket edildi mi?

Önceden öğrenilmiş bir bilgiyle alım ya da satış yapıldı mı?

Bunların cevabını deliller verir.

Etik ve kamusal sorumluluk açısından sade vatandaşla üst düzey bir siyasetçiyi tamamen aynı yere koyamayız.

Siyasi güce sahip bir insanın kamuya açıklanmamış bilgilere erişme ihtimali, kamusal bağlantıları ve karar vericilerle ilişkileri sıradan bir yatırımcıdan farklı bir şeffaflık beklentisi doğurur.

Burada özellikle altını çiziyorum. 

Bu durum suçluluk karinesi değildir.

Tam tersine, daha yüksek bir açıklama ve şeffaflık beklentisidir.

Fatma Betül Sayan Kaya’ya “Neden yatırım yaptınız?” diye sormak bu nedenle bana artık doğru gelmiyor.

Yasal şartları sağlıyorsa yatırım yapmak hakkıdır.

Ben başka şeyleri sorarım…

Yatırım kararını hangi bilgiyle verdiniz?

Hangi tarihte girdiniz?

Hangi tarihte çıktınız?

Kazanç nasıl oluştu?

Fon yöneticileriyle yatırım dışında herhangi bir ilişkiniz oldu mu?

Kamuya açık olmayan herhangi bir bilgiye sahip oldunuz mu?

Belki de en önemlisi… 

Siyasi konumunuzun bu yatırımda size herhangi bir avantaj sağlamadığını kamuoyuna anlatabilir misiniz?

Bunlar suçlama değil.

Bir siyasetçiye sorulabilecek meşru şeffaflık soruları.

Kamusal güç beraberinde daha fazla hesap verebilirlik getirir.

Terazinin öbür kefesini de unutmayalım.

Bir siyasetçinin çok para kazanmış olması, onu otomatik olarak şüpheli hale getirmez.

Bir iş insanının çok para kazanması da getirmez.

Sıradan bir yatırımcının olağanüstü kazancı da…

Kazancın büyüklüğü haber değeri yaratabilir. Suçu ise kazancın büyüklüğü değil, kazancın nasıl elde edildiği belirler.

İşte bu dosyada benim bundan sonra kullanacağım ölçü bu.

Sade vatandaşın büyük kazancı merak konusudur.

Kamu gücüne sahip kişinin büyük kazancı ise aynı zamanda şeffaflık ve etik tartışmasının konusudur.

Her ikisinin de suçlu olup olmadığına karar verecek şey siyasi kimlikleri veya banka hesaplarındaki rakamlar değil. 
Somut fiil, somut bağlantı ve somut delildir.

PEKİ YABANCILAR NEREDE?

Dosyanın beni düşündüren başka bir tarafı daha var.

Haftalardır Türk yatırımcıları konuşuyoruz.

Peki yabancılar?

Çünkü Türkiye sermaye piyasaları yalnız Türk vatandaşlarına açık değil.

MKK’nın kendi açıklamasına göre yurtdışında yerleşik yatırımcıların Türkiye’de yatırım hesabı açması ve sermaye piyasalarına yatırım yapması mümkün. Hatta MKK, Mayıs 2026’da yurtdışında yerleşik yatırımcıların hesap açmasını hızlandırmak amacıyla yeni bir sistem devreye aldı. 

Dolayısıyla araştırılması gereken yeni bir alan var.

Tasfiyeye alınan fonlarda yabancı yatırımcı var mıydı?

Varsa kaç kişi veya kurumdu?

Hangi fonlara yatırım yaptılar?

Ne zaman girdiler?

Ne zaman çıktılar?

SPK’nın açıkladığı resmi rakama göre 7 portföy yönetim şirketine ait tasfiye kapsamındaki 131 fonda 455 bin 758 tekil yatırımcı bulunuyor. Ancak açıklamada bu yatırımcıların yerli-yabancı dağılımı verilmiyor. 

Öyleyse bu da sorulmalı:

455 bin 758 yatırımcının kaçı yurtdışında yerleşik?

Eğer varsa, kritik dönemde fondan çıkan yabancı yatırımcılar kimler?

PEKİ DENETLEYENLER YATIRIM YAPABİLİR Mİ?

Gelelim daha hassas bir meseleye.

BDDK Başkanı…

BDDK üyeleri…

SPK Başkanı ve üyeleri…

SPK personeli…

Finansal piyasaları denetleyen diğer kamu görevlileri…

Bunların yatırım yapmasıyla sıradan bir nitelikli yatırımcının yatırım yapması aynı şey midir?

Burada çok dikkatli olmak gerekiyor.

“Bunların fon alması yasaktır” şeklinde genel bir hüküm kuramayız.

Örneğin SPK üyeleri ve personelinin uyması gereken özel bir Mesleki ve Etik İlkeler Yönetmeliği bulunuyor. 

Dolayısıyla belirli bir kamu görevlisinin belirli bir fonu almasının hukuka aykırı olup olmadığını söylemek için kişinin görevini, işlem tarihini, aldığı finansal ürünü ve o tarihte yürürlükte bulunan özel mevzuatı birlikte incelemek gerekir.

Ama hukukun yanında bir de çok önemli çıkar çatışması sorusu var:

Denetlediğiniz piyasada, göreviniz nedeniyle kamuya açıklanmamış bilgilere ulaşabileceğiniz bir finansal ürüne yatırım yapmanız etik midir?

Hukuken yasak olmayabilecek bir işlem, kamu görevi açısından yine de ciddi bir etik tartışma yaratabilir.

Bu nedenle eğer dosyada BDDK, SPK veya başka bir düzenleyici kurumun yöneticisi ya da personeli yatırımcı olarak karşımıza çıkarsa onu da peşinen suçlamayacağız.

Ama şunu soracağız:

Bu yatırımı yaparken görevi nedeniyle diğer yatırımcılarda bulunmayan bir bilgiye sahip miydi?

Bence gerçek eşik burada.

ASIL MESELE: KİM NE ZAMAN NE BİLİYORDU?

Bu soruşturmanın sonunda belki de paradan daha önemli bir şey ortaya çıkacak:

Bilginin hareketi.

Çünkü dosyadaki insanları birbirinden ayıracak şey yalnızca ne kadar para kazandıkları olmayabilir.

Ne zaman ne bildikleri de olabilir.

Bir yatırımcı kamuya açık bilgilerle yatırım yaptıysa başka.

Fon yöneticisi manipülatif bir işleme katıldıysa başka.

Birisi kamuya açıklanmamış bilgiyle işlem yaptıysa başka.

Birisi tasfiyeyi önceden öğrenip parasını çektiyse başka.

Ve birileri yaklaşan soruşturmayı veya operasyonu önceden haber aldıysa…

İşte orada bambaşka bir dosya açılır.

VARSA HABER VERENLERİ DE BULMAK GEREKİR

Bu nedenle soruşturmanın yalnız para hareketlerine bakması yetmez.

Eğer soruşturma bilgileri önceden dışarı çıktıysa:

Kim biliyordu?

Ne zaman öğrendi?

Kimden öğrendi?

Kime söyledi?

Bilgiyi alan ne yaptı?

Parasını mı çekti?

Malvarlığını mı devretti?

Yurtdışına para mı gönderdi?

Bir başkasına mı haber verdi?

Ve daha önemlisi:

Soruşturmayı veya operasyonu engellemek, geciktirmek ya da yönünü değiştirmek için nüfuz kullanan oldu mu?

Varsa…

Onların da ortaya çıkarılması gerekir.

Ama özellikle “varsa” diyorum.

Çünkü burada da aynı hukuk çizgisi geçerli.

Delil olmadan “şu kişi operasyonu sızdırdı”, “bu kişi müdahale etti” diyemeyiz.

Sorabiliriz.

Araştırabiliriz.

Belgenin peşine düşebiliriz.

Ama hüküm veremeyiz.

KUYUDAN SU İÇEN HERKES KUYUYU ZEHİRLEMEDİ

Sabah Serpico üzerinden “zehirli kuyu”yu yazdım.

Şimdi o yazıya bir cümle daha eklemek istiyorum:

Kuyunun zehirli olması, o kuyudan su içen herkesin kuyuyu zehirlediği anlamına gelmez.

Bazıları sistemi kurmuş olabilir.

Bazıları fonları yönetmiş olabilir.

Bazıları manipülasyona katılmış olabilir.

Bazıları içeriden bilgi almış olabilir.

Bazıları soruşturmayı önceden öğrenmiş olabilir.

Bazıları bilgi sızdırmış olabilir.

Bazıları müdahale etmiş veya korumaya çalışmış olabilir.

Ama bazıları da sadece yatırım yapmış olabilir.

İşte hukuk bunları birbirinden ayırmak için var.

Gazetecilik de buna yardımcı olmak için.

ERDOĞAN’IN “SONUNA KADAR” SÖZÜNÜN BİR ANLAMI DA BU

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın soruşturmanın sonuna kadar götürülmesi yönündeki mesajını ben artık bir de buradan okuyorum.

Sonuna kadar gitmek yalnız suç işleyenleri bulmak değildir.

Suç işlemeyenleri suçlulardan ayırmak da sonuna kadar gitmenin bir parçasıdır.

Bir siyasetçiyi siyasi kimliği nedeniyle korumak nasıl yanlışsa, siyasi kimliği nedeniyle suçlu ilan etmek de yanlış.

Bir fon yöneticisini mesleği nedeniyle peşinen suçlu kabul etmek de öyle.

Bir bürokratı makamı nedeniyle aklamak da…

Suç varsa ortaya çıkar.

Kim yapmışsa hesabını verir.

Ama suç yoksa o insanın itibarını geri getiremezsiniz.

İşte gazeteciliğin sorumluluğu burada başlıyor.

Bundan sonra bu dosyada yalnız parayı takip etmek yetmez.

Kim yatırım yaptı?

Kim yönetti?

Kim manipülasyona katıldı?

Kim zamanında çıktı?

Kim önceden biliyordu?

Kim haber verdi?

Kim müdahale etti?

Kim korudu?

Yabancı yatırımcılar kimlerdi?

Denetleyici kurumlarda görev yapan yatırımcı var mıydı?

Ve bütün bunların sonunda:

Kim sadece yatırımcıydı?

Bunların cevabını isimlerin büyüklüğü, siyasi kimlikleri veya servetleri vermeyecek.

Deliller verecek.

Ne gazetecilik şehvetimiz, ne siyasi tarafımız, ne de bir manşetin cazibesi bizi hukuk çizgisinden çıkarmalı.

Çünkü şüphe gazeteciliği başlatır.

Şüpheyle  insan mahkûm edilmez.

Paranın izini süreceğiz.

Bilginin izini de.

Hükmü  delile bırakacağız.

İLGİLİ HABER

Cumhurbaşkanı Erdoğan, fon soruşturmasında sonuna kadar gidileceğinin izlerini New York’ta vermişti, peki sırada kimler var?

Fon soruşturmasında mal varlığına el koyulan Fatma Betül Sayan Kaya, Al Pacino’nun Serpico’su ve zehirli kuyu

patronlardunyasi.com