Patronlar


Necla DALAN

ETİ Yönetim Kurulu Üyesi Emir Turan, bugün sosyal iş ağında duygusal bir paylaşım yaptı. Dedesi, Eti’nin kurucusu Firuz Kanatlı’nın vefatının 9’uncu yılı içindi bu mesaj… 18 Ekim 2017’de vefat eden dedesinin kucağında, bebekliğine ait bir fotoğrafla yaptığı paylaşım “Herkes onu ETİ’nin kurucusu olarak tanıdı. Ben ise idolüm, olmak istediğim insan olarak… Bu fotoğraftaki bebek, onu kollarında tutan adamın hayatını nasıl şekillendireceğini henüz bilmiyordu. O adam dedem Firuz Kanatlı’ydı. Bugün, vefatının dokuzuncu yılında, size benim tanıdığım insanı anlatmak istiyorum. Dedemi” diye başlıyordu. 

Dedesinin ona “Her şeyin özüne in; sözleri ezbere dinleme, altındaki hikmeti anlamaya çalış” öğüdünün düşünce dünyasının temeli olduğunu kaydeden Turan, şöyle devam ediyordu:

“DÜŞÜNMEYİ, SORGULAMAYI ÖĞRETTİ”

“On yaşımdayken bana tasavvufu anlatır; evrenden, suyun müzikle ve titreşimlerle ilişkisinden bahsederdi. Maneviyatla bilimi birlikte düşünmeyi, sorgulamayı öğretti. Kuantum fiziğine merakımın tohumlarını da o sohbetler attı.
Sabah 6.30’da camın kenarında kahvesi, piposu ve radyosundan yükselen Türk sanat müziği hâlâ gözümün önünde. Yanında tepeleme kitaplar: Marcus Aurelius, dünya klasikleri, tarih, felsefe, psikoloji… O kitapları karıştırır, alır, okurdum. Kitap sevgim, yıllar sonra yazarlığa uzanan yolum orada başladı. 
İnsanlara sırf insan oldukları için saygı duymayı öğretti. Kendime, hayallerime inanmayı; başarısızlıklara rağmen vazgeçmemeyi öğretti. Bugün çok daha iyi anlıyorum: Dedem bana emek vermiş. İyi, doğru, güçlü ve düşünen bir insan olmam için uğraşmış. Sevgisini sözlerinden çok zamanıyla, sabrıyla, bana ayırdığı emekle göstermiş. Dokuz yıl geçti dedeciğim. Sabahın beşinde yanan o ışık, kitapların, müzik, sözlerin ve gözlerindeki sevgi hâlâ benimle.”

“BİR BİLMECEM VAR ÇOCUKLAR” İLE DİLLERE DOLANDI

Bu paylaşımı görünce ben de günün hikayesi için Firuz Kanatlı’yı yazdım. Önce kısaca şirketten söz edeyim. 

ETİ, Firuz Kanatlı’nın projesini kendi elleriyle çizdiği ilk tesisle 1962 yılında üretime başladı. Türkiye’nin ilk lifli bisküvisi Burçak, ilk hazır kızarmış ekmeği Etimek, ilk ıslak keki Browni gibi ürünler burada üretildi. 

Besteci ve söz yazarı Oktay Tem’e ait “Bir Bilmecem Var Çocuklar” cıngılı, sözleri ve müziği ile sadece çocukların değil, büyüklerin de dilinden düşmedi. 
ETİ, 2025 Yılı İstanbul Sanayi Odası’nın Türkiye’nin 500 Büyük Sanayi Araştırması’nda 23’üncü sırada yer aldı. Bu araştırmaya göre 78 milyar TL üretimden, 80.2 milyar net satış yapan şirketin ihracatı ise 215 milyon doları aştı. 8.500’ü aşkın çalışanı olan ETİ, 8 fabrikasında üretim yapıyor, 50’den fazla ülkeye ihracat gerçekleştiriyor. 

GALATASARAY LİSESİ’NDEN SONRA CENEVRE’YE GİTTİ

Tekrar ETİ’nin kurucusuna dönersek… 1932 yılında Eskişehir’de doğan Firuz Kanatlı, ilkokul üçüncü sınıfa kadar Eskişehir'de okudu. Daha sonra Galatasaray Lisesi'ne gitti. Cenevre Üniversitesi'nde işletme okudu. Aslında mimarlık okumak istiyordu. Kanada'dan bir mimarlık fakültesinden kabul yazısı bile aldı ama işin başına geçmesini isteyen ailesinden onay çıkmadı.   

Dönüşte babasına ait Gümülcineli Un Fabrikası'nda çalışmaya başladı. Fabrikanın ismi sonradan Kanatlı Un Fabrikası’na dönüştü. Ama onun hayali kendi işini kurmaktı. 
Dedelerinin Gümülcine’de taşlı un değirmeninden başlayıp Türkiye’de un fabrikasına uzanan geçmişinden ilham aldı. 

ASKERDE GÖRDÜ, BİR BANKA MÜDÜRÜ FİKİR VERDİ

Önce makarna üretmeye karar verdi. Ama şeker fabrikası olan Eskişehir’de şeker hammaddesini daha kolay bulabileceğini söyleyen bir banka müdürü bisküvi işine odaklanmasını sağladı. Böylece Ülker, Besler ve Arı gibi markalarla sadece İstanbul’da üretilen bisküviyi Anadolu’ya taşımış oldu. Bal markasıyla piyasaya çıkmak istedi ama başkası tescil ettirdiği için ETİ markasını seçti. 

Aslında bisküvi işine girmesinin temeli aslında askerdeyken atılmış. 2014 yılında Yeni Şafak gazetesine verdiği röportajda bunu şöyle anlatmış:

“Terkos'a yakın Yassıviran'da yaptım askerliğimi. Kantin sorumlusuydum. Her gün arabayla İstanbul'a gelip iaşe alıyorduk. Baktım erler ikinci sınıf ucuz bisküvi yemiyorlar, iyisini istiyorlar. O zaman Arı, Ülker, Besler vardı. Bunlar pahalı bisküvilerdi. Bisküvileri aldığım toptancı, babamın un fabrikası olduğunu duyunca 'Sen niye bisküvi yapmıyorsun' dedi. O aklımda kaldı. Askerden dönünce arayışımı sürdürüyordum. Bir banka müdürü 'Un sektöründesin. Şeker fabrikası da var Eskişehir'de. Neden bisküvicilik yapmıyorsun. Bisküvi hafif olduğu için her yere nakliyesi de kolay olur' dedi. O zaman kafamda oturdu ve çalışmaya başladık.”

Babası ona 280 lira para ve küçük bir arazi vermiş. Sınai Kalkınma Bankası’ndan da 300 bin lira kredi almış. O zamanlar birlikte çalıştığı amca oğullarından gizli yazışmalar yapmış, makine siparişi vermiş. İlk bisküvileri ise evde eşinin yardımıyla yapmış. Makinaları gelene kadar İngilizce ve Fransızca iki kitaptan tercüme yapmış. Ülker’den emekli bir usta da tariflerin ince ayarını…

“BANA LAZIM UNU YAPAMAZSIN” DİYE ÜLKER’LE DOST OLDU

Firuz Kanatlı, rakibi Ülker’in patronu Sabri Ülker’le dosttu. Onunla un fabrikasında çalışırken nasıl tanıştığını şöyle anlatıyor bir röportajda:  

“Un satmam lazım. Ülker de o zaman yine epey büyük bir firma. İstanbul'daki müdürümüz Ülker'e gidelim dedi. Gencim, cesurum fakat bisküvicilikten anlamadığım gibi değirmencilikten de anlamıyorum. Gittik. Sabri Bey abisiyle beraberdi yazıhanede. Ben kendilerine un teklif ediyorum. Fiyat veriyorum. Sabri Bey, Allah rahmet etsin, 'Siz yapamazsınız bana lazım olan unu' dedi. Açıkçası o da biraz nezaketsizlik yaptı. 26 yaşında bir genç un satmak istiyor. Böyle karşılanmaması lazım. 'Yapamazsınız kardeşim' dedi. İddialaştık. Ben de delikanlıyım başladım ters ters cevap vermeye. Seslerimiz yükseldi. Kavga etmeye başladık. Abisi bizim aramızı buldu. El sıkışıp ayrıldık. Sabri Bey'i çok takdir ederim. Benim için rakipti ama aynı zamanda dosttu. Yaşayarak gördüm ki Sabri Bey gerçekten çok büyük bir insan. Sıfırdan başlamış bir imparatorluk kurmuş. Nasıl şapka çıkartmazsınız. Mütedeyyin bir insan. Samimi inanan bir insan. Bisküviciliği çok iyi bilen bir insan. Rakip olarak çok zor bir insan. Ama biz dost olduk. Bir gün bir dostuna 'Biz Firuz Bey'le 20 senedir rakibiz ama hala aynı zamanda dostuz. Bu müthiş bir olay' diye bahsetmiş.”

patronlardunyasi.com