Halil KASAPOĞLU
Trump'ın açtığı telefon sonrası ABD’nin Bosna-Hersek’i mağlup ettiği Dünya Kupası maçında kırmızı kart gören Folarin Balogun’un otomatik bir maçlık cezasının uygulanması FIFA tarafından ertelendi. Böylece ABD’nin en önemli hücum oyuncularından biri, Belçika karşısında sahada yer aldı.
Kararın ardından Donald Trump, FIFA’ya teşekkür etti. Daha da önemlisi, konuyla ilgili Infantino’yu bizzat aradığını ve kararın yeniden değerlendirilmesini istediğini açıkça söyledi.
Böylece tartışma artık bir barış ödülü, bir tören veya dostluk fotoğrafı meselesi olmaktan çıktı.
FIFA’nın siyasi bağımsızlığına ilişkin soru, bu kez doğrudan müsabakanın sonucunu etkileyebilecek bir hukuki kararın ortasına yerleşti.
CEZA VAR İNFAZ YOK
Öncelikle kararın hukuki niteliğini doğru ortaya koymak gerekiyor.
FIFA Disiplin Komitesi, Balogun’a gösterilen kırmızı kartı iptal etmedi.
FIFA Disiplin Talimatı’nın 66. maddesine göre doğrudan kırmızı kart gören oyuncu, takımının bir sonraki maçında otomatik olarak cezalı duruma düşüyor.
Normal şartlarda Balogun’un Belçika karşısında forma giymemesi gerekiyordu.
Ancak Disiplin Komitesi, FIFA Disiplin Talimatı’nın 27. maddesine dayanarak cezanın infazını bir yıl boyunca erteledi. Oyuncu aynı nitelik ve ağırlıkta yeni bir ihlal işlemediği sürece ceza uygulanmayacak; benzer bir ihlal halinde ise ertelenen ceza, yeni yaptırıma eklenecek.
Hukuken bakıldığında ortaya ilginç bir sonuç çıkıyor:
Oyuncu suçlu bulundu.
Kırmızı kart doğru kabul edildi.
Bir maçlık ceza verildi.
Fakat bu cezanın tam da sonuç doğurması gereken maç bakımından uygulanmamasına karar verildi.

GEREKÇESİZ KARAR, BİTMEYEN TARTIŞMA
FIFA’nın savunması teknik olarak açık.
Disiplin Talimatı’nın 27. maddesi, maç manipülasyonuna ilişkin yaptırımlar dışında disiplin cezalarının uygulanmasının ertelenmesine izin veriyor. Düzenlemede otomatik kırmızı kart cezasını bu yetkinin dışında bırakan özel bir hüküm de bulunmuyor.
Dolayısıyla FIFA Disiplin Komitesi’nin böyle bir karar alma yetkisi var.
FIFA ayrıca aynı maddenin daha önce de kullanıldığını hatırlatıyor. Cristiano Ronaldo’nun Dünya Kupası elemelerinde aldığı üç maçlık cezanın iki maçlık bölümünün ertelenmesi buna örnek olarak gösteriliyor.
Fakat bir kararın hukuken doğru olması için mevzuata uygun olması yetmez.
Hukuki güvenlik ilkesi gereği, kararın öngörülebilir ve tutarlı olması da gerekir.
Balogun kararının öngörülebilir ve tutarlı olduğunu söylemek mümkün değil. Ayrıca cezanın neden ertelendiğine ilişkin makul bir gerekçe de sunulmuş değil.
FIFA, “olayın özel koşullarından ve mevcut delillerden” söz ediyor. Ancak bu özel koşulların ne olduğunu, hangi delilin otomatik cezanın derhal uygulanmamasını gerektirdiğini ve olayın daha önceki kırmızı kartlardan hangi yönüyle ayrıldığını açıklamıyor.
Ortada ayrıntılı bir gerekçe olmayınca boşluk hukukla değil, şüpheyle doluyor.

BİR TELEFONUN GÖLGESİNDE ALINAN KARAR
Donald Trump, Infantino’yu aradığını çekinmeden açıkladı.
Balogun’un kırmızı kart kararını doğru bulmadığını ve bu görüşünü FIFA Başkanı’na ilettiğini söyledi.
“Ne yapacağını söylemedim” demesi, müdahale tartışmasını ortadan kaldırmıyor.
Bir devlet başkanının uluslararası bir spor kuruluşunun başkanını, ülkesinin oyuncusuna verilen disiplin cezası hakkında araması zaten başlı başına sorunlu bir tablo.
Trump’ın ardından FIFA’ya açıkça teşekkür etmesi ve kararı “büyük bir adaletsizliğin düzeltilmesi” olarak sunması ise Disiplin Komitesi’nin kararını Amerikan yönetiminin siyasi başarısı gibi gösterdi.
Beyaz Saray’daki açıklamalar da bu algıyı güçlendirdi. Senatör Ted Cruz’un Trump’a kırmızı kartı kaldırttığı için teşekkür etmesi, sportif bir disiplin sürecini devlet meselesine dönüştürdü.
Böylece kararın hukuki dayanağı ikinci plana itildi.
Kamuoyundaki algı, ABD yönetiminin FIFA nezdinde nüfuzunu kullanarak oyuncusunu sahaya döndürdüğü oldu.
FUTBOLUN SON KUTSAL ALANI
Infantino döneminde FIFA’nun, devlet başkanlarıyla, yatırım fonlarıyla ve küresel şirketlerle her zamankinden daha yakın ilişki kurduğunu sık sık yazılarımda vurguluyorum.
Bu ilişkinin bir ölçüde kaçınılmaz olduğunu da kabul ediyorum.
Spor otoritelerinin yöneticilerinin devlet liderleriyle fotoğraf vermesi, ev sahipliği pazarlıkları ve protokol törenleri oyunun yeni gerçekliğinin yadsınamaz bir gerçeği.
Buna karşılık herkesin korunmasını beklediği son bir alan var: SAHA.
Bir siyasiye ödül verilmesi tartışılabilir.
Bir kura çekiminin siyasi gösteriye dönüşmesi eleştirilebilir.
Bir spor otoritesinin bir devletle fazla yakın ilişki kurması sorgulanabilir.
Fakat bu yakınlık, sahada kimin oynayacağına ya da kimin cezalı olacağına ilişkin kararlara etki ettiğinde mesele değişiyor.
Balogun kararının, ilgili talimatlar incelendiğinde hukuka uygun olduğu söylenebilir.
Fakat hukuk, yalnızca bir hükme dayanarak karar vermek değildir. Aynı zamanda o hükmün neden ve nasıl uygulandığının gerekçelerini de ortaya koyabilmektir.
Trump’ın telefonu bu yüzden yalnızca bir telefon değil.
Siyasi bir makamın, futbolun en hassas alanına ne kadar müdahale edebileceğini gösteren bir sembol.
Geçen hafta sorduğumuz soru, FIFA’nın siyasetten ne kadar uzak kalabileceğiydi.
Bu hafta soru daha ağır: Sahadaki futbolun kaderini bundan sonra kurallar mı belirleyecek yoksa açılan telefonlar mı?
patronlardunyasi.com