Kültür-Sanat


Ertuğrul ÖZKÖK

TÜRKİYE’NİN EN YAKIŞIKLI ERKEĞİ KADİR İNANIR MIYDI?

Bundan 16 yıl önce, 30 Mart 2010 akşamı, Ataköy Sheraton Oteli’nde Kadir İnanır için özel bir gece düzenlendi.
Gecenin adı "41 Kere Maşallah"tı ama amacı Kadir İnanır’ın 40’ıncı sanat yılını kutlamaktı.
Geceyi Magazin Gazetecileri Derneği düzenlemişti.
Arkadaşlarımız ona ödülü benim vermemi istemişlerdi.
Çok sevinmiştim.
Sunuş konuşmasını da Ebru Akel yapmış ve Kadir İnanır için yazdığım bir yazıyı okumuştu.

1999 YILINDA TÜRKİYE’NİN EN YAKIŞIKLI ERKEĞİ KİMDİ?

O yazıyı dinlerken, 11 yıl geriye dönmüştüm.
1999 yılının ekim ayıydı ve hepimiz ruhen 21’inci yüzyıla hazırlanıyorduk.
17 Ağustos depreminin ızdırabı içimize çökmüştü.
Yine de gelen yüzyıl için umutluyduk.
Tam bir 'Felaketler Yüzyılı' olacağı aklımızdan bile geçmiyordu. 
O yılın ekim ayında Elele Dergisi “Milenyumun en yakışıklı erkeklerini” seçmişti. 

O GÜNLERDE BENİM İÇİN EN YAKIŞIKLI ERKEK NEDENSE RICHARD GERE’DI

Listedeki bazı isimler beni şaşırtmıştı. 
Benim için 20’inci yüzyılın yabancılyar kategorisindeki en yakışıklı erkeği Richard Gere'di. 
Kevin Costner, Jack Nicholson, Alain Delon, Paul Newman, Sean Connery, James Dean’i de yakışıklı ve çekici erkek gibi görürdüm.  

TÜRKİYE’DEN SEÇTİĞİM 3 KİŞİ VARDI, BİRİ BANKO KADİR İNANIR

Türkiye’ye gelince…
O günlerde hiç tereddütsüz iki favorim vardı: 
Kadir İnanır ve Tarık Akan. 
Onlardan bir önceki kuşaktan ise Salih Güney'i yakışıklı bulurdum. 
Oysa Elele Dergisinin listesinde Kadir İnanır’ın ismi çok altlardaydı.
Salih Güney ise hiç yoktu.

ARADAN 27 YIL GEÇTİ, BUGÜN EN YAKIŞIKLI ERKEK KİM?

Aradan 27 yıl geçti…
Bugün bana sorsanız, Türkiye’nin en yakışıklı erkeği kim?
Tabii ki erkek ve kadın güzellik ölçüleri çok değişti.
Artık bir Kıvanç Tatlıtuğ’umuz var.
Ama hâlâ Kadir İnanır’ı üst sıralarda bir yere kordum.
Üstelik de aradan geçen 27 yılda, onun hatları ve duruşu daha küresel boyutta beğeni ölçüleri haline geldi.  

KADİR İNANIR BİR KOÇ ERKEĞİ MİYDİ?

Kadir İnanır benden 2 yaş küçüktü.
Nüfus kâğıdına bakarsanız, ben 8 Nisan, o 14 Nisan doğumlu.
O geceye kadar onu da kendim gibi bir “Koç erkeği” diye biliyordum.
Çünkü doğum tarihini 14 Nisan 1949 diye okumuştum.
Birisi “Hayır, o ağustos doğumlu” demişti.
O gece kendisine sordum.
Doğru, 14 Nisan doğumlu değilim. Ama ağustos da değil, Eylül 1949” dedi.
Nüfusa yanlış yazılmış.

O GECE ŞÖYLE DEMİŞTİM: BELLİ Kİ KENDİNE İYİ BAKIYOR
 
O gece ona bakarken, biraz da erkek rekabetçiliği ile şöyle düşünmüştüm:
Belli ki kendine iyi bakıyor. 
Söylediğine göre içkiyi az içiyormuş. 
Kilosuna dikkat ediyor.
Elbisesinin içinde gayet fit duruyor.
Hatta şu şakayı bile yapmıştım:
Harrison Ford’un son filmlerini seyredince, ‘Kadir rahatlıkla High School Musical’ın 5’incisinde oynar…
Onun da benim de keyfimiz yerindeydi.

BÖYLE PASTA KESMEK KARADENİZ DELİKANLISININI BOZMAZ MI KADİR?
 
Asıl espriyi pastayı keserken patlattım.
Dernek büyük bir pasta yaptırmış. 
Eline büyük bir bıçak verdiler. Bıçak elinde öyle kalakaldı. O bana baktı, ben ona. 
Mikrofonu elime aldım ve konuştum:
İşte bu Kadir İnanır’ın bittiği andır. Siz hiç Tatar Ramazan’ı böyle pasta keserken gördünüz mü? Gitti güzelim Anadolu’nun delikanlısı, geldi İstanbul monşeri.” 
Gel arkadaş” dedim. 
Ben de İzmir’in Kahramanlar’ından çıktım ama bu İstanbul bana da pasta kesmeyi öğretti” deyip, elini tuttum ve pastayı kestirdim.

O GECE GÖZLERİMİZ TÜRKAN ŞORAY’I ARAMIŞTI

Gecenin finalinde, ENBE Orkestrası çok güzel şarkılar çalmıştı.
Sonra Adnan Şenses, onun en sevdiği şarkıları seslendirdi. 
Bir çeşit ünlüler geçidiydi sanki o gece…
Gözlerimiz bazı insanları aramıştı.
Mesela onunla sayısız filmde başrol paylaşan Türkan Şoray çekimde olduğu için, Hülya Koçyiğit de yurtdışında bulunduğu için geceye katılamamıştı. 
Sakatlığı süren Hülya Avşar ve Ankara'da bulunan Gülben Ergen de yoktu…

BİR GAZETECİ SORMUŞTU: SİZİN İÇİN KADİR İNANIR KİMDİR?

Kapıda bir gazeteci sormuştu: 
“Sizin için Kadir İnanır kimdir?"
Aslında hepimize sorulacak bir soru. 
O gece benim cevabım şu olmuştu: “Kadir İnanır Türkiye’dir.”
Süleyman Demirel nasıl Türkiye ise, Sezen Aksu nasıl Türkiye ise Kadir İnanır da öyle Türkiye’dir. 
Ama eve dönerken bu sorunun daha derin cevabını aramaştım.

YUMURTA TOPUK AYAKKABI İLE NASIL BİR ERKEK TİPİ ÇİZİLİR?

Yeni Dalga” ve “İtalyan yeni gerçekçiliği" yıllarında büyümüş ve biraz da ukala bir Türk genci için ilk bakışta onu sevmek pek mümkün değildi.
Ama yıllar bana şunu anlattı.
Kadir İnanır sadece fiziksel bir yakışıklılık değildi. 
O aynı zamanda bir konseptti. 
Yani bir erkeklik kopsepti. 
Delikanlı. 
Bıçkın ama kesinlikle güven veren. 

HESAPLI BİR PEJMÜRDELİKLE RACONU FELSEFEYE ÇEVİRMEK

Yumurta topuklu ama düzgün. 
Ceket omuza asılmış, beyaz gömleğin yakası, göğüsteki tüyleri iyice ele verecek kadar açık, elde zaman zaman tespih, boyun hafif yana eğik... Aynı zamanda hem afili hem hesaplı bir pejmürdelikle mücehhez... Anlayacağınız bir tarz, bir erkeklik felsefesi. 
Belki de Türkiye'de erkekliğin kitabını yeniden yazma hakkına sahip tek kişi. 
Zaten toplumdan aldığı müsaade ile yazmış bile... 
Kendi kendine bir erkeklik ideolojisi yaratmış. Dizayn etmiş, en tuhafı da bunu topluma kabul ettirmiş. 

AÇIK KONUŞALIM, CİHANGİR KADINI NEREDE SAMİMİYDİ

Uzun yıllar Cihangir’de yaşadı.
Ama açık konuşalım o “Upper Cihangir” kadınının bu güne kadar onun hakkında özenle sakladığı bir “Omerta” vardı.
Resmi görüş bir dudak bükme, küçümseyici bir nazardı hep.
Adı geçince, tanıdığım birçok kadın ilk cümleye bir “Maço” kelimesini yerleştirirdi.  

SON YILLARDA O OMERTA KANUNU SANKİ İPTAL EDİLDİ

Hep merak etmişimdir…
Kalabalıklarda konuşurken onun maço tarafını yerden yere vuranlar, acaba mahremlerde, iki kadehten sonra ne düşünürlerdi…
Hiçbir zaman öğrenemedik…
Zamanla o çelişkili duyguların yumuşadığını sanıyorum.
Son yıllarda Cihangir’de birçok karede gördük onun aynı Kadir İnanır duruşunu ve bakışlarını…
Belli ki o Omerta yazılı olmayan bir emirle kaldırılmıştı.  

O BİR ROBERT DE NİRO DEĞİLDİ, NEYDİ ÖYLEYSE?

Öyle Robert de Niro, Jack Nicholson gibi, her filmin ayrı karakteri, Joker’i değildi.
Filmlerinde de sokaktaki hayatında da bize hep aynı bakışlarla baktı. Mick Jagger nasıl 30 yıldır hep aynı şarkıyı söyleyerek zirvede kaldıysa o da 25 yıldır hep aynı bakarak zirvede kaldı. 

O AYNI BAKIŞLA BAKTI MI YOKSA BİZİ Mİ SEYRETTİ? 
 
Öyle bir bakıştı ki, sanki yıllarca bizi seyretti.
Nasıl oldu bu? 
Galiba cevabını artık öğrendik. 
Çünkü kesinlikle yamuk değildi. 
Kesinlikle sıcak ve güven vericiydi. 
Sanki hepimiz adına hepimize baktı. 
Sanki birbirimize baktık. 
Hafif buğulu, hafif müstehzi, hafif yukarıdan, hafif ezilmiş, mağdur, hafif abi, hafif mahallenin delikanlısı, hafif Orhan Kemal'in 99 Mustafası... 
"Ağır" ve "derin" biz. 
Yani bizim Türkiyemiz gibi…

GECENİN SONUNDA MASALARA BAKTIĞIMDA KİMLERİ GÖRDÜM?

Gece biterken uzun uzun çevreme bakmıştım.
Bir masada Ekrem Bora ve Adnan Şenses oturuyordu.
Yan masada Haldun Dormen ve Cihan Okan’ı gördüm.
Biraz ilerde Şerif Gören…
Sonra Yeşilçam’ı düşünmüştüm. 
Bizim nesillerimizdeki yerini…
Yeşilçam’ın en kötü karakteri Ahmet Tarık Tekçe’nin öldüğü gece nasıl ağladığımı hatırlamıştım. 
Kötü adamların bile iyi olduğu güzel günlere dönmüştüm. 

O YIL BEN 63 YAŞIMA GİRİYORDUM, O 61’E

O geceden 4 ay önce Hürriyet’in Genel Yayın Yönetmenliği dönemim kapanmıştı.
Artık böyle geceleri yaşayacak, böyle insanları daha çok düşünecek vaktim vardı.
Lüks dediğim şeylerin aslında temel gıdam olduğunu keşfediyordum.
Mesela şunu farketmiştim…
İyi ki bu insanlar vardı hayatımızda… İyi ki varlar.. 
Çünkü öyle sadece siyasetle, bir millet olunamıyor işte…
O yıl ben 63 yaşıma giriyordum.
Kadir 61…
Hâla iyidik yani…
Kim derdi ki, o geceden sonra sadece 16 yılda hayat, eğlendiğimiz o masalardan kaçımızı sessizce alıp götürecekti…

patronlardunyasi.com