Ertuğrul ÖZKÖK
BAŞKAN LOCASINDA “DRESS CODE” KURALLARI: “SMART KOT” SERBEST Mİ, KİMLER FORMA GİYEBİLİR?
Fenerbahçe futbol takımı ile son deplasman yolculuğum ünlü Sivasspor maçıydı.
22 Mayıs 2011 gecesiydi.
O gece Sivasspor’u 4-3 yenerek şampiyon olmuştu takım.
O maçtan aklımda kalan sahne şuydu: Son düdük çaldığında bizlere ayrılan yerlerde herkes ayağa fırlamış ve aşağıya koşmuştu.
BAŞKAN AZİZ YILDIRIM’IN UNUTAMADIĞIM FOTOĞRAFI
Aziz Yıldırım boşalan tribünde tek başına kalmış ve uzun süre orada oturmuştu.
Sevinememişti sanki…
Fenerbahçe gibi bir kulübün başkanlığının ne zor bir iş olduğunu anlamıştım.
O gün, altı hafta sonra başımıza FETÖ kumpasının geleceğini hiçbirimiz tahmin etmiyorduk.
Gözümün önünde yaşanan şeylerin Ergenekon savcıları tarafından saptırılarak ne iğrenç iftiralara dönüştürüldüğüne bizzat tanık olmuştum.
Aradan 15 yıl geçmiş.
ÖN SIRADA AZİZ BEY’İN YANINDA KİM OTURUYOR?
Geçen salı, o günden beri ilk defa yine takımla beraber aynı uçakta maça gidiyoruz.
Uçağımız bir A330.
Cumhurbaşkanı'nın A330’una binemedim ama alın yazıma bir Fenerbahçe başkanının A330’una binmek yazılmış.
En ön sırada Aziz Bey oturuyor.
Yanında uzun yıllardır arkadaşı olan Cavit Çağlar var.
3 Temmuz FETÖ darbesinin mağduru yönetim kurulu üyelerinden Mahmut Uslu, Nihat Özbağ, Şekip Mosturoğlu ve Murat Özaydınlı da uçakta.
O dönemdeki Nihat Özdemir’in yerine ise bugün Yönetim Kurulu Üyesi olarak oğlu Batuhan Özdemir var. Cavit Çağlar’ın oğlu Mustafa Çağlar da yönetim kurulu üyesi olarak uçakta.
YÖNETİME ÇAKMA İŞİNİ BAŞKALARINA BIRAKIYORUM
Spor yazarı değilim. Maçla ilgili bir şey yazmayacağım.
Dokuz yaşımdan beri Fenerbahçeliyim.
Erman Toroğlu ve Ahmet Çakar gibi çakma kabiliyetim olmadığı için sonuçla ilgili söyleyebileceğim tek şey şu olabilir:
Çok üzüldüm.
Çocukluğumda Fenerbahçe beni çok sevindirmişti.
Ama çok da ağlatmıştı.
Geldiğim yaşta artık sadece sevinçlerimi yazabiliyorum.
SPOR EKONOMİSİ HER GÜN DAHA ÇOK İLGİMİ ÇEKİYOR
Buna karşılık spora ilgim her gün biraz daha artıyor.
Biraz daha spor seyircisi oluyorum.
Bir pop sosyolog olarak da özellikle futbolun, basketbolun ve F1’in ekonomisi, sosyolojisi çok ilgimi çekiyor.
Mesela böyle bir dış maç seyahatinin maliyeti nedir?
Böyle bir uçağın gidiş dönüş kira bedelinin 50 bin dolardan az olacağını sanmıyorum.
Otel paraları, oradaki yeme içme giderleri, gelen taraftarın yaptığı harcamalar nedir?..
Bir zamanlar ABD’de bir NBA maçı etrafında 80 milyon dolarlık bir ekonominin oluştuğunu okumuştum.
BAŞKAN LOCASINDAN DÜNYAYA BAKINCA NELER GÖRÜYORSUNUZ?
Takımla Birmingham’a gidiş ve dönüşte sohbetlerde ilginç şeyler öğrendim.
İlginç gözlemler yaptım.
Ama bu maç seyahatinden en çok aklımda kalan şey, hiç şüphesiz Aston Villa stadının “dress code”u, yani giyim kuralları oldu.
Önce şuradan başlayayım.
Fenerbahçe yöneticileri ve özel misafirleri ile maçı “Chairman’s Suite”ten, yani “başkanın locasından” seyrettik.
VIP’TEN DE YUKARIDA BAŞKANLIK SÜİTİ VAR
Misafir takımın yöneticileri ve özel misafirleri için 100 kişiye yakın bir kontenjan ayrılıyormuş.
Bunların 30’una yakını başkanın locasından, geri kalanları VIP koltuklardan maçı seyrediyormuş.
Önemli bir nokta:
Bunların parasını Fenerbahçe ödüyor…

İKİ TARAFLI BİR BİLETİN ÜSTÜNDEKİ BİLGİLER
Bizlere verilen dijital biletin bir de “print”, yani kâğıda basılı olanı var.
Basılı bilet iki taraflı.
Bir tarafında barkod ve şu ifade var:
“Trinity Road Stand Reception 1…”
Yani stada nereden gireceğinizi gösteriyor.
Altında da “başkanlık locası” ifadesi.
Şimdi geliyorum biletin bence en ilginç ikinci tarafına.
Yani bu bölüme giriş kurallarına.
Bu bölümü hiç yorum yapmadan biletin üzerinden aynen aktaracağım.
VIP MİSAFİRLERİN UYMASI GEREKEN KURALLAR
Üzerinde aynen şöyle yazıyor:
“VIP misafirlerin uyması gereken kurallar…”
Önce üç özel locanın kıyafet kuralları yazılmış.
Yani “The Oak Room”, “The Cross” ve “Trinity” locaları:
(*) Bu alanlarda şık giyinme zorunluluğu vardır.
(*) Spor ayakkabıları, bez ayakkabılar, eşofmanlar, futbol formaları (ev sahibi takımın forması dâhil) ve rakip takımın renklerini taşıyan kıyafetler kabul edilmez.
(*) Düzgün ve şık kot pantolonlar kabul edilir. Moda amaçlı, şık spor ve bez ayakkabılara izin verilir. Tüm ayakkabılar temiz ve özenli görünmelidir.
(*) 14 yaşından küçük çocuklar ev sahibi takımın formasını giyebilir.
DİĞER VIP KOLTUKLARDA “KOT PANTOLON” SERBEST AMA BİR ŞARTLA
(*) “Smart casual”, yani rahat ama şık giyim kuralları geçerlidir.
(*) Eşofmanlar, futbol formaları (ev sahibi takımın forması dâhil) ve rakip takımın renklerini taşıyan kıyafetler kabul edilmez.
(*) Düzgün ve şık kot pantolonlar kabul edilir. Tüm ayakkabılar temiz ve özenli görünmelidir.
BAŞKANLIK LOCASINDA VE VIP KOLTUKLARDA KİM FORMA GİYEBİLİR?
(*) 14 yaşından küçük çocuklar ev sahibi takımın formasını ve takım kıyafetlerini giyebilir.
Diğer bölümlerde ve açık tribün alanlarında kıyafet zorunluluğu yoktur; ev sahibi takımın renklerini taşıyan kıyafetlere izin verilir.
Ve şöyle bir son not:
“Tereddüt hâlinde daha özenli giyinmeniz önerilir; uygun bulunmayan kıyafetler nedeniyle girişiniz reddedilebilir. Misafirlerinize ilgili kıyafet kurallarını bildirmek sizin sorumluluğunuzdadır. Kulüp, kurallara uymayan kişileri stadyumdan çıkarma hakkını saklı tutar.”
Tabii aklınıza şu soru gelebilir:
Bu kurallara ne kadar uyuluyor?
BAŞKANIN LOCASINDA BU KURALLARA NE KADAR UYULUYOR?
Fenerbahçe yönetiminin üyeleri ceket giymişti.
Ama 3.800’e yakın VIP koltuk var. Gözlemim, bu kurallara çok katı uyulmadığı şeklinde.
İngiltere’deki maçlarda başkan localarında insanları hep kravatlı ve ceketli görmeye alışığım.
Burada kravat kuralı yok.
Ben spor ceket ve kumaş pantolonla gittim.
Kravat takmadım.
Şimdi localarla ilgili gözlemlerime geçeyim.

BAŞKANLIK LOCASINDA FINE DINING RESTORAN
Başkanlık locası öyle bildiğimiz 12 kişilik bir loca değil.
Her biri 20 kişi alabilecek salonlar.
Önlerinde de maçı seyredeceğiniz iki sıra koltuk var.
Buraya bir ucuna kupaların arasına Fenerbahçe’nin “Chobani” yazılı forması konmuştu.
Öbür uçta da Aston Villa forması vardı.
Etkileyici bir vitrin olmuş.
Bu salonlar büyük bir restorana açılıyor.
Bir tarafında açık mutfak, öteki tarafında ise büyük bir içki barı.
Bu bölümlerde iki tür servis var.
VIP koltuk bileti alanlar restoranın genel kısmında yemek yiyor.
Başkanlık locasında ise tam anlamıyla bir “fine dining” uygulaması var.
Yani önünüze ciddi bir menü getiriliyor.
Başlangıç, giriş, ana yemek bölümleri ayrı ve seçmeli.

DÜŞÜK ALKOLLÜ İÇKİLER SERBEST, YÜKSEK ALKOLLÜ İÇKİLER İÇİN PARA ÖDÜYORSUNUZ
VIP biletlerin fiyatına bu restoranda yenilen yemekler ve içkiler dâhil.
Yani şarap ve bira serbest ama votka, cin veya viski içmek isterseniz ekstra bir para ödüyorsunuz.
Çok düzgün ve klasik giyinmiş kadın ve erkek garsonlar servis yapıyor.
Hepsi çok nazik.
MAÇA 10 DAKİKA KALA İÇKİ SERVİSİ KESİLİYOR
Maçın başlamasına 10 dakika kala içki servisi kesiliyor.
Ancak devre arasında içmek istediklerinizi bildiriyorsunuz ve maça ara verilip iç tarafa döndüğünüzde içkiniz hazır bekliyor.
Yemekler gayet iyiydi.
ASTON VILLA STADININ VIP MİSAFİRLER OPERASYON MÜDÜRÜ MUĞLALI BİR TÜRK
Bu bölümde bizi bir sürpriz bekliyordu.
Bir ara çok şık giyimli, 40 yaşlarında, yakışıklı bir adam yanımıza geldi ve gayet güzel bir Türkçeyle “Hoş geldiniz” dedi.
Bütün bu ikram servisinin operasyon müdürüymüş.
Adı Murat Biçer…
Muğlalı bir Türk.
O gece 3.800’e yakın VIP misafire ikram yapmışlar.
LOCANIN ARKA TARAFINDAKİ KULAKLIKLI GÖREVLİLER NE YAPIYOR?
Oturduğumuz locanın hemen arka tarafında bazı görevliler dikkatimizi çekti.
Hepsinin kulaklarında, koruma görevlisi hissini veren kulaklıklar vardı.
Sorduğumuzda aldığımız cevap şu oldu:
“Bu görevliler varsa prens maça gelecek demektir.”
İngiltere veliaht prensi William büyük bir Aston Villa taraftarı.
Geçen yıl takım İstanbul’da Avrupa şampiyonluğu için final maçına çıkarken o da oradaydı.
Nitekim önceki akşam o da stattaydı.
Statta “Royal Box” var mı bilmiyorum ama daha önceki maçları “Director’s Box” denilen locadan izliyormuş. Sanıyorum oradan seyretti. Çok ateşli fotoğrafları geldi.

MAÇ ÖNCESİ KALE ARKASI TRİBÜNDE GÖRDÜĞÜMÜZ GUY FAWKES MEĞER KİMMİŞ?
Aston Villa maç öncesi çok güzel bir şov yaptı.
Tribünler parlak lake bayraklarla ışıl ışıl parlıyordu.
Bir ara kale arkasındaki tribünde dev bir pankart açıldı.
Üzerinde “Avrupa Hikâyemiz” yazıyordu.
Bir de figür vardı.
“V for Vendetta” filmi sayesinde tanıdığımız İngiliz isyancısı Guy Fawkes’ın maskesini andırıyordu.
Meğer o değil, takımın sembolü hâline gelen “Büyücü” figürüymüş.
KULÜP YEMEĞİNDE VERİLEN RAKAMLAR: ASTON VILLA’NIN YAYIN GELİRİ NE KADAR?
Maç öncesinde Aston Villa yönetimi Fenerbahçe yöneticilerine bir öğle yemeği verdi.
Fenerbahçe’nin genç yöneticileri katıldı.
Çok güzel ve samimi bir yemek olmuş.
Orada kulüple ilgili bazı bilgiler vermişler.
İngiliz Premier Ligi’nde her şey şeffaf olduğu için bunların yazılmasında bir mahzur yok.
En çarpıcı rakam şu:
Aston Villa’nın yayın haklarından yıllık geliri 200 milyon dolar civarındaymış.
FENERBAHÇE’NİN YAYIN GELİRİ 12 MİLYON DOLAR CİVARINDA
Bizim ligin toplam yayın gelirine yakın bir para.
Fenerbahçe’nin yıllık yayın geliri 12 milyon dolar civarındaymış.
Villa’nın bilet ve öteki gelirleri de 200 milyon dolar civarındaymış.
Bu rakamları duyunca Aziz Yıldırım’ın yayın gelirleri konusundaki itirazının ne kadar haklı olduğunu anladım.
Tabii böyle bir durumda kulübün en sıkıntılı insanı kim olur tahmin edebilirsiniz.
Mali işlerden sorumlu üye Önder Fırat.
Üzerindeki yükü bu gezide bir kere daha gözlemledim.
Fenerbahçe bu gelirlerle böyle takımlarla rekabet ediyor.
Tabii bu Galatasaray ve Beşiktaş için de geçerli.
BENİ ASIL ŞAŞIRTAN U19 TAKIMI OYUNCULARININ YILLIK MAAŞI
Aynı gün U19 takımlarının da maçı vardı.
Aston Villa bu maçı 2-1 kazandı.
Açıkçası Fenerbahçe U19 takımının aldığı sonuç, büyükler takımının yanında çok iyi sayılırdı.
Hele hele Aston Villa U19 oyuncularının aldığı yıllık maaşları duyunca başarılı bile diyebilirim.
Aston Villa U19 takımının oyuncularının yıllık ortalama maaşları 500 bin dolarmış.
En yüksek maaşlı oyuncununki ise 800 bin dolar.
Çok ilginç rakamlar.
Buna karşılık A takımı oyuncularının maaşlarının Fenerbahçe oyuncularınınkinden fazla olduğunu hiç sanmıyorum.

FOTOĞRAFLARDA NİYE BU KADAR GÜLÜYORUZ?
Başkanın A330’unda daha birçok ilginç konu konuştuk.
Yazı çok uzadığı için burada kesiyorum.
Bu arada futbolcularla hatıra fotoğrafları çektirdik.
Gördüğünüz gibi hepimiz gülüyoruz.
Ama dikkat.
Bu fotoğrafların hepsi gidişte çekildi.
Böyle gülerek gittik maça.
Dönüşte herkesin yüzü asıktı. Türkiye’deki sel felaketi, kapatılan Halk Tv… Alınan feci sonuç…
Her şey üzerimize basmıştı...
Kimsenin gülecek hâli kalmamıştı.

ÖNCEKİ GECE OASIS ÜYESİ GALLAGHER KARDEŞLER YERİNDE OLMAK İSTEMEZDİM
Ama futbol böyle bir şey…
Bizim maçın ikinci yarısında cep telefonumdan Manchester City-PSG maçının ikinci yarısını seyrettim.
City kendi sahasında dört gol yiyordu.
Kendi kendime, “Allah’tan şu dakika durumu benden kötü olan birileri daha var. Bu akşam kendi yerimde olmak istemezdim. Ama Oasis grubunun çılgın iki kardeşi Gallagher’lerin yerinde olmayı hiç istemezdim” dedim.
Benden de koyu birer City taraftarı her ikisi de…
Hatta fanatik.
Herhâlde yıkılmıştır.
FUTBOL BÖYLE BİR ŞEY: 7 DAKİKADA 3 GOL DE OLUYOR
Aynı dakikalarda Real Madrid de Roma’da 3-1 geride girdiği son yedi dakikada üç gol atarak rakibini kendi sahasında 4-3 deviriyordu.
Üstelik böyle bir gecede bana moral verecek bir şey de vardı.
Maça 50. dakikada giren Arda Güler, iki harika asistle son yedi dakikadaki iki golü getirtmişti.
O AN MAHMUT ÜNLÜ’NÜN SÖZÜNÜ YİNE HATIRLADIM
Maça birlikte gittiğimiz Mahmut Ünlü, bundan yıllar önce son saniyede kaybettiğimiz bir EuroLeague basketbol şampiyonluğundan sonra bana hiç unutmadığım bir şey söylemişti.
Ben Avrupa ikincisi olduğumuz için seviniyordum.
O ise kahrolmuş bir suratla geziyordu.
Neden diye sorduğumda bana şunu söylemişti:
“İkincileri kimse hatırlamaz…”
Önceki gece bir başka şeyi daha öğrendim.
6-0’lık yenilgileri de kimse unutmaz…

A330’LA DÖNÜŞTE “KELEBEĞİN RÜYASI”NA SIĞINIP RAHATLADIM
Böyle zamanlarda, bu ruh hâllerimde kendi kendime Yılmaz Erdoğan’ın “Kelebeğin Rüyası” filmindeki o harika repliği tekrarlarım:
“Unutmak gerekir. Unutamıyorsan da hatırlamamak lazım…”
O yüzden ben de bu maça gidip gelirken başkanın A330 uçağından sadece hatırlamak istediklerimi yazdım.
Unutmak istediklerimi unuttum bile…
Yeni kuralım da şu:
Kazandığımız 5-0’lık maçlar asla unutulmaz.
Yine de biz Fenerbahçelilerin hiç eksilmeyen duygusu kalır…
İyi günde, kötü günde…
Fenerbahçe Fenerbahçedir…
AZİZ YILDIRIM’IN UÇAKTAN AYRILIRKEN YAPTIĞI BİR ŞEY
Ve aklımda kalacak son bir fotoğraf…
Bu gezide Aziz Yıldırım’ın stresi taşıma kabiliyetini ve başkanlık kültürünü bir kere daha gözlemledim.
Ben taraftar olarak maçta psikolojik olarak adeta yıkıldım.
Ama o inanılmaz bir şekilde maçı sonuna kadar hiçbir yorum yapmadan izledi.
Maça aynı midibüsle birlikte gittik birlikte döndük.
Maçı aynı locada izledik.
Maç sonrası aynı locada oturduk.
Bütün bu süre boyunca hiç yorum yapmadı. Sadece Mahmut Ünlü’nün bir cümlesine yorum yaptı o kadar.
Tabii gece maçtan sonra herkes teknik direktör İsmail Kartal’a yükleniyordu.
Peki Aziz Bey ne yaptı?
Hiçbir yorumda bulunmadı.
Uçak Sabiha Gökçen’e indiğinde önce o indi.
Ancak köprü koridorun sonunda önce yönetim kurulu üyelerini ve misafirleri uğurladı.
Sonra….
Sonra İsmail Kartal’ı yanına aldı.
İkisi önde, A Takımı ve U 19 takımı futbolcuları arkada, havaalanından bu görüntüyü vererek çıktı.
“Bu kulübün başkanı benim” diyordu.
Çıkışta kızgın taraftarın teknik direktöre ve futbolculara kötü sözler söylemesini önlemek için yaptı diye düşündüm.
Benim gözümde büyük liderliğe yakışan bir fotoğraftı.
Tıpkı 22 Mayıs 2011 akşamı Sivasspor maçından sonraki fotoğraf gibi göründü benim Fenerbahçeli gözlerime…
patronlardunyasi.com