Toygun ATİLLA
Baştan söyleyeyim siyasi bir yazı veya adliye haberi okumak istiyorsanız bu o değil... Hiç boşuna zaman harcamayın.
Yüzünde yorgun ama vakur bir ifade, üzerinde siyah-kırmızı bir sweatshirt…Bir an için gerçek ile kurgu birbirine karışmıştı.
Sonra dikkatlice baktım. Göğsünde 1923 yazıyordu, altında ise Gençlerbirliği arması…

İşte o anda bunun bir film karesi değil, gerçek hayatın içinden bir fotoğraf olduğunu anladım.
Ama itiraf edeyim…
Ankara’nın ruhunu bu kadar iyi anlatan bir film afişi de kolay kolay tasarlanamazdı.
O karede yalnızca Erdal Beşikçioğlu'nu görmedim, Cumhuriyet’le yaşıt bir kulübün armasını da gördüm.
Ankara’nın yüz yıllık hafızası, Behzat Ç.’nin hafızamıza kazıdığı o gri Ankara vardı.
Gençlerbirliği’nin hikâyesini bilmeyenler, o sweatshirtü sıradan bir taraftar ürünü sanabilir. Oysa Gençlerbirliği, Türk futbolunun en özel kuruluş hikayelerinden birine sahiptir.

1923 yılında, Ankara Sultanisi’nin (bugünkü Ankara Atatürk Lisesi) okul takımına alınmayan bir grup öğrenci pes etmedi. Kendi kulüplerini kurdu. Adını da Gençlerbirliği koydu.
İlk maçlarını kendilerini kadroya almayan okul takımına karşı oynadılar.
Ve kazandılar.
Belki de o gün sadece bir maç kazanılmamış, karakter doğmuştu.
Bugün Gençlerbirliği denildiğinde akla sadece futbol gelmiyorsa, sebebi biraz da budur.
Sonra o hikâyeye bir isim damga vurdu.
İlhan Cavcav…
.jpg)
Tam kırk yıl boyunca aynı kulübün başkanlığını yaptı. Türk futbolunun en renkli, en özgün ve en uzun soluklu kulüp başkanlarından biriydi.
Anadolu kulüplerinin de büyük hayaller kurabileceğini gösterdi.
Yetiştirdiği futbolcular, yaptığı transferler ve kulübe kazandırdığı kimlikle Gençlerbirliği’nin tarihine adını silinmez şekilde yazdırdı. Bugün Ankara’da Gençlerbirliği denildiğinde akla hâlâ ilk gelen isimlerden biri odur.
Sonrasında hayatın ilginç tesadüflerinden biri…
O armayı bugün göğsünde taşıyan Erdal Beşikçioğlu’nun da Cavcav ailesiyle akrabalık bağı bulunuyor.
Sonra mı ?
Ankara’nın bir başka simgesi doğdu.
Behzat Ç…
Türkiye çok polisiye dizi izledi, hiçbir karakter bir şehirle Behzat Ç. kadar özdeşleşmedi.
Behzat Ç. yalnızca bir komiser değildi, Ankara’nın ayazıydı, Kızılay’ıydı, Sakarya Caddesi’ydi, Kuğulu Park’ıydı, tribünde sessizce Gençlerbirliği’ni izleyen Ankaralıydı.
Belki de bu yüzden Erdal Beşikçioğlu o karakteri sadece oynamadı. O karaktere Ankara’nın ruhunu taşıdı.
Gerçek hayattaki Gençlerbirliği sevgisi de bu karakterin en doğal parçalarından biri oldu. Kulübü ziyaret ettiğinde söylediği tek cümle aslında her şeyi anlatıyordu: “Burası benim evim.”
Son günlerde Erdal Beşikçioğlu’nun adı önce CHP’deki tartışmalarla gündeme geldi. Ardından Etimesgut Belediyesi’ndeki soruşturma nedeniyle yeniden Türkiye’nin konuştuğu isimlerden biri oldu.
Bunların tamamı haber…
Hukuki süreç ise kendi mecrasında ilerleyecek.
Her neyse..

Ben bu fotoğrafta sadece bir soruşturma karesi görmedim, bir şehir gördüm.
Göğsündeki armada okul takımına alınmayan birkaç gencin inadını…
İlhan Cavcav’ın kırk yıllık emeğini…
Behzat Ç.‘nin Ankara’sını…
En nihayetinde Cumhuriyet’le yaşıt bir kulübün hafızasını gördüm.
Göğsünde 1923 yazan siyah-kırmızı bir sweatshirtlü Erdal Beşikçioğlu namı diğer Behzat Ç'nin o fotoğrafı beni Ankara'nın hafızasına götürdü.
patronlardunyasi.com