Burak ARTUNER
Türkiye'nin 24 yıllık Dünya Kupası hasretine dün Kosova'yı mağlup ederek son vermesiyle, İtalya'sız bir Dünya Kupası'nı izleyecek olmak biraz burukluk yaratmadı değil.
İtalya'nın rakibi dost ülke Bosna Hersek'in Dünya Kupası'na katılacak olması sevindirdi tabii ancak bu İtalya'nın eksikliğini bir futbolsever olarak hissetmeyeceğim anlamına gelmiyor.
Dünya futbolunun aristokratlarından biri olan İtalya’nın, bir kez daha 2026 FIFA Dünya Kupası'nda sahnesinde yer alamayacak olması, sadece bir takımın eksikliği değildir. Bu, futbol tarihinin sayfalarından bir bölümün eksik okunması gibidir.

Çünkü Dünya Kupası denildiğinde akla sadece kupalar değil, karakter gelir.
Savunmanın bir sanat olduğu günler gelir akla. Disiplinin, sabrın ve taktik zekânın futbolu nasıl şekillendirdiği hatırlanır. O günlerin sahnesinde ise hep İtalya vardır.
Dino Zoff’un kalede dimdik durduğu,
Tilki golcü Paolo Rossi’nin beklenmedik anlarda sahneye çıktığı,
Kendine has stiliyle 10 numara Roberto Baggio’nun bir penaltıyla kaderin sembolüne dönüştüğü,
Fabio Cannavaro’nun bir savunmacının da Ballon d’Or kazanabileceğini gösterdiği anlar…

Ballon d'or ödüllü İtalyan defans oyuncusu Cannavoro
Bazı takımlar vardır, sadece maç kazanmaz; bir dönemin ruhunu taşır.
İşte Gök Mavililer tam da böyle bir takımdı.
Bir zamanlar yaz akşamları televizyon başında toplanan milyonlar için Dünya Kupası demek, biraz da İtalya demekti. Siyah-beyaz ekranlarda bile seçilen o mavi forma, ağır ağır yürüyen bir savunma hattı ve son düdüğe kadar bitmeyen bir disiplin…
Dünya Kupası’nın hafızası açıldığında sayfalar birer birer çevrilir:
Madrid’de kaldırılan kupalar, Roma’da yankılanan tezahüratlar, Berlin’de göğe yükselen sevinç çığlıkları… Ve her sayfanın bir köşesinde mutlaka İtalya vardır.
Mesela 1982 yazı…
Kalede 40 yaşına merdiven dayamış bir kaptan, adı Dino Zoff.

İtalyan efsanelerinden kaleci Dino Zoff
Sahada haftalarca gol atamayan ama bir anda tarihin akışını değiştiren bir forvet: Paolo Rossi.
İspanya’da kazanılan o kupayla birlikte sadece bir turnuva değil, bir kuşak da hatıralara kazındı.
NEFESLERİN TUTULDUĞU PENALTI
Sonra 1994…
Amerika’da oynanan finalde, milyonların nefesini tuttuğu o an.
Topun başında bir sanatçı vardı: Roberto Baggio.

ABD 1994 finalinde Roberto Baggio'nun penaltı kaçırdığı andaki üzüntüsü
Ve o penaltı…
Gökyüzüne yükselen top, sadece bir maçın değil, futbolun en hüzünlü karelerinden birine dönüştü.
Bugün hâlâ o anı hatırlayanların yüzünde aynı buruk ifade belirir.

BERLİN'DE SANAT ESERİ GİBİ SAVUNMA
2006 ise başka bir hikâyeydi.
Berlin’de bir kaptan, Fabio Cannavaro, kupayı kaldırırken sadece bir zaferi değil, bir futbol geleneğinin direncini temsil ediyordu.
Savunma bir kez daha bir sanat eserine dönüşmüş, disiplin sabrın ödülünü almıştı.
O gece sadece bir kupa kazanılmadı; bir ülke yeniden kendine inandı.
Sokaklarda yankılanan korna sesleri, balkonlardan sallanan bayraklar, meydanlarda sabaha kadar süren kutlamalar…
Futbolun bir milletin ortak sevinci olduğu bir kez daha görüldü.
Bugün ise takvimler ilerledi, nesiller değişti.
Televizyon ekranları büyüdü, yayınlar dijitalleşti, futbol hızlandı.
Ama bazı şeyler hiç değişmedi:
Dünya Kupası denildiğinde hâlâ hafızanın bir köşesinde mavi formalar beliriyor.
Çünkü İtalya Milli Takımı, sadece kazandığı kupalarla değil, bıraktığı hatıralarla büyüdü.
Bir savunma müdahalesiyle, bir penaltı kaçışıyla, bir uzatma golüyle…
Haziran'da Dünya Kupası sahnesi kurulacak, marşlar çalacak, tribünler dolacak.
Ama bir eksiklik hissedilecek.
ESKİ HİKÂYELERİN SESİ EKSİLDİ SANKİ...
Çünkü bazı takımlar turnuvaya katılmaz; turnuvayı anlamlı kılar.
Gök Mavililer’siz bir Dünya Kupası, hüzünlü bir ihtiyarın, etrafında birileri varken geçirdiği sessiz bir yaz akşamı gibidir.
Kalabalık vardır ama o eski hikâyelerin sesi eksiktir.
İtalya, Dünya Kupası’nın sadece katılımcısı değil, hikâye yazarıydı.
1934’ten 2006’ya uzanan dört yıldızlık bir tarih…
Bir futbol kültürü, bir oyun disiplini, bir kimlik.
Bu dünya kupasında tribünlerde bir boşluk hissedilecek.
Çünkü Dünya Kupası’nda İtalya yoksa, biraz tarih eksik kalır.
Futbol fena halde 'Hayat'a benzer diye düşünürüm çoğu zaman
Gök Mavililer'in bundan çıkaracağı 'Hayat'ta da geçerli olan ders ise şudur:
Geçmişin büyüklüğü, geleceğin garantisi değildir.
patronlardunyasi.com