Burak ARTUNER
#video_9756422#
Geçenlerde Nobel ödüllü Polonyalı yazar Olga Tokarczuk’un Sür Pulluğunu Ölülerin Kemikleri Üzerinde romanını okudum.
Kitap bittiğinde aklımda kalan yalnızca bir cinayet hikâyesi değildi.
İnsanların hayvanlara yaptıklarıyla adalet dedikleri şey arasındaki tuhaf ilişkiydi.

USTA YAZARDAN DÜŞÜNDÜRTEN SORULAR
Romanın kahramanı Janina Duszejko, avcıların peş peşe öldüğü bir dünyada akla pek de uzak olmayan, ama kimsenin ciddiye almak istemediği bir ihtimali ortaya atıyordu: Ya hayvanlar insanlardan intikam alıyorsa?
Elbette ortada kanıtlanmış bir hayvan intikamı yoktu. Fakat edebiyatın güzel tarafı da bu değil mi?
Bazen cevabını bilmediğimiz bir soruyu, yıllardır sormadığımızı fark ettirir.
Ya hayvanlar da bizim yaptıklarımızı biriktiriyorsa?
İnsanların ormanlarına girdiğimiz, yaşam alanlarını daralttığımız, avladığımız, deneylerde kullandığımız, bazen de sırf eğlence olsun diye öldürdüğümüz hayvanların bir gün insanlığa hesap sorması mümkün olsaydı, bu davaya hangi mahkeme bakardı?

ÖNCE DOMUZLARI YARGILADILAR
İşin ilginç tarafı, insanlık tarihinde hayvanları sanık sandalyesine oturtmak hiç de yeni bir fikir değil.
Hukuk tarihi araştırmalarında, Orta Çağ ve erken modern Avrupa’da hayvanlara karşı açılmış 200’den fazla yargılama vakası belgelenmiş durumda. Domuzlardan farelere, atlardan böceklere kadar pek çok hayvan mahkemelerin konusu olmuş. Bazıları ölüm cezasına çarptırılmış.

BİR ÇOCUĞUN ÖLÜMÜNDEN SUÇLU BULUNDULAR
1457’de Fransa’nın Savigny-sur-Étang bölgesinde bir dişi domuz ve yavruları, bir çocuğun ölümüne karıştıkları gerekçesiyle yargılandı. Anne domuz idam edildi. Yavrularının sorumluluğu ise ayrı değerlendirildi.
Bir düşünün… Mahkeme tanıkları dinliyor, delilleri değerlendiriyor, hüküm veriyor.
Sanık ise savunmasını yapamayan bir hayvan.
O günün insanı, hayvanı da kendi hukuk düzeninin içine yerleştirmekte bir sakınca görmüyordu.

HOROZ YAKILARAK İDAM EDİLDİ
Bir başka meşhur olay 1474’te İsviçre’nin Basel kentinde yaşandı. Bir horoz, yumurta yumurtladığı gerekçesiyle yargılandı ve yakılarak idam edildi. Savunma tarafının, bunun hayvanın iradesi dışında gerçekleştiği yönündeki itirazı da sonucu değiştirmedi.
Evet, yanlış okumadınız. Bir horozun yumurtlaması, dönemin insanları için mahkemeye taşınacak kadar ciddi bir meseleydi.
Bugün horozun yumurtlamasının biyolojik olarak mümkün olmadığını biliyoruz. O dönemin korkuları, dinî kabulleri ve doğaya ilişkin anlayışıysa bu olayı bambaşka bir yere taşıyordu.
İnsan, anlayamadığı doğayı bazen araştırmak yerine yargılamayı tercih edebiliyor demek ki.

KÖSTEBEĞİN DAVASI, OSMANLI’NIN HAYVANLARI
Osmanlı’da da hayvanlarla insan arasındaki ilişki yalnızca mülkiyet meselesinden ibaret değildi.
Hayvanların korunması, onlara kötü davranılmasının önlenmesi ve kamusal düzen içinde gözetilmeleri de tarih boyunca çeşitli düzenlemelere konu oldu.
Bir kadının tarlasına zarar veren köstebeğe dava açtığına ilişkin anlatı da bu açıdan son derece çarpıcı.
Köstebeği düşünün… Toprağın altında kendi dünyasında yaşıyor.
İnsan ise tarlasını ekip biçiyor.
Bir gün ürününe zarar geldiğinde, karşısında bir başka canlı olduğunu değil, sanki kendisine karşı işlenmiş bir suç bulunduğunu düşünüyor.
Köstebeğin avukatı olsa acaba ne derdi?
“Sayın kadı, müvekkilim yalnızca karnını doyurmaya çalışıyordu. Üstelik tarlanın tapusu kendisinde olmadığı gibi, toprağın altından geçerken insanın mülkiyet sınırlarını bilmesi de beklenemez!”
İnsanın hayvanlar karşısındaki sorumluluğuna ilişkin tarihî belgeler ise başlı başına ilginç bir alan.
Bir tarafta hayvanlara kötü davranılmasını önlemeye çalışan düzenlemeler, diğer tarafta tarıma zarar veren canlılarla mücadele politikaları…
Aynı insanlık, bir hayvanı korumaya değer bulurken bir başkasını zararlı ilan edip ortadan kaldırabiliyordu.
Adaletin sınırları, hayvanın insana ne kadar faydalı ya da zararlı görüldüğüne göre değişebiliyordu.

BU KEZ SANIK DEĞİL, İNSAN
Gelelim günümüze... Belki dikkatinizi çekmiştir ya da haberiniz bile yoktur.
İspanya ve Portekiz kıyılarında son yıllarda orkaların yelkenli teknelere yaklaşması, dümenlere vurması ve bazı teknelere ciddi zarar vermesi tartışılıyor.
23 Temmuz 2026’da İspanya’nın kuzeybatı kıyılarında Idem adlı yelkenli tekne, orkalarla yaşanan bir karşılaşmanın ardından battı. Teknede bulunan iki kişi kurtarıldı. Aynı gün bölgede başka teknelerle ilgili karşılaşmalar da kaydedildi.
Bilim insanları bu davranışın nedenini anlamaya çalışıyor.
Orkaların dümenleri hedef almasının oyunla, sosyal öğrenmeyle veya geçmişte yaşanan olumsuz bir karşılaşmayla ilişkili olabileceği tartışılıyor.
Özellikle bir orkanın geliştirdiği davranışın diğerlerine yayılması üzerinde duruluyor.
Ancak bilim dünyası, orkaların insanlardan intikam almak için hareket ettiğini kanıtlamış değil.
İşte Olga Tokarczuk'un romanını okurken bu olay da aklıma geldi.
Bir hayvan, kendisine zarar veren bir dünyaya karşı geliştirdiği davranışlarla bizim düzenimizi altüst ederse ne yaparız?
Önce ona saldırgan deriz. Sonra tehlikeli ilan ederiz. Ardından onu uzaklaştırmanın, kontrol altına almanın veya cezalandırmanın yollarını ararız.
Peki, o hayvanın yaşam alanını kim daralttı?
Denizleri kim gürültüyle, atıklarla ve yoğun insan faaliyetiyle doldurdu?
Doğal yaşam alanlarına müdahale eden insanın sorumluluğunu hangi mahkemede arayacağız?
Bu sorular, orkaların tekneye neden vurduğunu açıklayan bilimsel cevapların yerine geçemez.
Ama doğayla ilişkimizin muhasebesini yapmamız için yeterli.

İNSANIN ADALETİ KİMİ KORUYOR?
Tokarczuk’un romanında hayvanların intikamı, insanın kendisini dünyanın tek sahibi ve tek adalet dağıtıcısı sanmasına yöneltilmiş edebî bir itirazdı.
Gerçek dünyada orkaların dümenlere vurması, bu itirazın bir yansıması mıydı?
Elbette bilemeyiz...
Ama düşünüp duruyorum:
Hayvanlar bir gün adaleti bizden istemek zorunda kalırsa, biz kendi adalet sınavımızdan geçebilecek miyiz?
patronlardunyasi.com