Halil KASAPOĞLU
Modern futbol, yalnızca sahada oynanan bir oyun değil.
Bugün FIFA, 200’den fazla üyesiyle birçok uluslararası organizasyondan daha geniş bir etki alanına sahip. Dünya Kupası ise sadece dünyanın en iyi takımının belirlendiği sportif bir organizasyon olmaktan çoktan çıktı.

Artık ülkelerin kendilerini dünyaya anlattığı, ekonomik güçlerini gösterdiği ve küresel ilişkilerini geliştirdiği en büyük platformlardan biri haline geldi.
Ancak futbolun bu kadar büyümesi beraberinde eski ama cevabı her geçen gün zorlaşan bir soruyu yeniden gündeme getiriyor:
Futbol siyasetten ne kadar uzak kalabilir?
INFANTINO'NUN ABD STRATEJİSİ
FIFA Başkanı Gianni Infantino’nun son yıllardaki hamlelerini anlamak için bakılması gereken ilk yer Amerika Birleşik Devletleri.
Dünyanın en büyük spor ekonomisine sahip olan ABD; NFL, NBA, MLB ve NHL gibi dev organizasyonlarla spor endüstrisinin merkezi konumunda bulunuyor. Ancak dünyanın en popüler oyunu olan futbol, uzun yıllar boyunca bu dev ekonominin merkezine yerleşemedi.
Infantino döneminde FIFA’nın en büyük hedeflerinden biri de bu tabloyu değiştirmek oldu.



2026 Dünya Kupası’nın ABD, Kanada ve Meksika ortaklığında düzenleniyor olması, aynı zamanda stratejik bir büyüme hamlesi.
48 takımlı yeni format, artan maç sayısı, daha fazla yayın geliri ve daha geniş ticari imkanlarla birlikte FIFA tarihinde yeni bir ekonomik dönemin kapısını açıldı.
Ancak ABD gibi büyük bir pazarda böyle bir organizasyonu gerçekleştirmek yalnızca futbol yönetimiyle mümkün değil.
Devlet desteği kaçınılmaz hale geliyor.
DEVLET BAŞKANLARI ARTIK OYUNUN BİR PARÇASI
Modern spor organizasyonlarında siyasi liderlerin rolü geçmişe kıyasla çok daha belirleyici.
Olimpiyatlardan Dünya Kupası’na kadar dev organizasyonların arkasında artık yalnızca federasyonlar değil; devletler, şehir yönetimleri ve siyasi otoriteler bulunuyor.
Güvenlik planlaması, ulaşım altyapısı, vize süreçleri, sınır geçişleri, stadyum yatırımları ve milyarlarca dolarlık organizasyon bütçeleri hükümetlerin aktif desteğini zorunlu kılıyor.
Bu nedenle FIFA başkanlarının devlet liderleriyle yakın ilişki kurması yeni bir durum değil.
Dünya Kupası tarihine baktığımızda da benzer örnekleri görüyoruz.

Ev sahibi ülkelerin liderleri her zaman organizasyonun en görünür aktörlerinden biri oldu. Turnuvalar, ülkeler için yalnızca futbol şöleni değil aynı zamanda diplomatik vitrin anlamına geldi.
Ancak burada hassas bir çizgi bulunuyor.
Kurumsal iş birliği nerede biter, siyasi destek nerede başlar?
Bugün FIFA Başkanı Gianni Infantino etrafında yaşanan tartışmanın merkezinde de tam olarak bu soru var.

TRUMP'A VERİLEN ÖDÜL VE TARAFSIZLIK TARTIŞMASI
Aralık 2025’te Washington DC’de gerçekleştirilen Dünya Kupası kura çekiminde ABD Başkanı Donald Trump, FIFA Barış Ödülü’nün ilk sahibi oldu. FIFA tarihinde ilk defa verilen bu ödül, futbol dünyasında önemli bir tartışmayı beraberinde getirdi.
FIFA’ya yapılan etik başvurusunda, Infantino’nun Trump’a yönelik açıklamalarının FIFA’nın siyasi tarafsızlık ilkesiyle bağdaşıp bağdaşmadığının incelenmesi talep edildi.
Daha sonra Avrupa Parlamentosu’nun 50 üyesi de FIFA’ya gönderdiği mektupla bu başvurunun değerlendirilmesi çağrısında bulundu.

Eleştirilerin temelinde ödülün kime verildiğinden çok FIFA Başkanı’nın bir siyasi lider hakkındaki kişisel ifadelerinin sınırı bulunuyor.
Çünkü FIFA’nın kendi düzenlemeleri açık bir prensip ortaya koyuyor:
FIFA siyasi ve dini konularda tarafsız kalmak zorunda.
Infantino’ya yöneltilen eleştiriler ise Trump’ın Nobel Barış Ödülü’nü hak ettiğine yönelik açıklamaları, siyasi gündemine ilişkin olumlu değerlendirmeleri ve Dünya Kupası sahnesinde verilen destek mesajlarının bu tarafsızlık sınırını aştığı iddiasına dayanıyor.
FUTBOL SİYASETTEN AYRI KALABİLİR Mİ?
Aslında futbol ve siyaset arasındaki ilişki yeni değil.
1934 Dünya Kupası’ndan Soğuk Savaş dönemindeki turnuvalara, yakın zamanda Rusya ve Katar organizasyonlarına kadar futbol her dönem küresel güç ilişkilerinin bir parçası oldu.
Ülkeler, Dünya Kupası’nı yalnızca kazanılacak bir kupa olarak değil, dünyaya verilecek büyük bir mesaj olarak gördü.

Bugün değişen şey ise toplumların ve kurumların beklentileri.
Artık büyük spor organizasyonlarından yalnızca kusursuz bir turnuva düzenlemesi beklenmiyor.
Şeffaflık, hesap verebilirlik ve kurumsal bağımsızlık da en az saha içindeki başarı kadar önemli görülüyor.
FIFA'NIN ASIL SINAVI
Infantino yönetimindeki FIFA’nın Amerika açılımı, ekonomik açıdan son derece anlaşılır bir strateji.
Dünyanın en büyük spor pazarında futbolu büyütmek, FIFA’nın gelecek vizyonunun merkezinde yer alıyor.
Ancak futbol büyüdükçe yönetilmesi gereken dengeler de büyüyor.
Bir tarafta devletlerle kurulması gereken diplomatik ilişkiler var.

Diğer tarafta ise futbolun herkese ait olduğu fikrini koruma zorunluluğu.
Çünkü FIFA’nın en büyük gücü yalnızca milyarlarca dolarlık yayın gelirleri veya dev sponsorluk anlaşmaları değil.
Dünyanın her köşesinden, farklı görüşlerden ve farklı kültürlerden insanları aynı oyunun etrafında buluşturabilmesi.
Modern futbolun yeni sınavı belki de tam olarak burada başlıyor:
Dünyanın en güçlü liderleriyle aynı masaya otururken, tüm dünyanın oyunu olarak kalabilmek.
patronlardunyasi.com