Gündem


Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan 16'ncı kez Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'nda kürsüye çıktı. Erdoğan'ın BM'deki mesajları şöyle:

'FİLİSTİN HALKININ MÜCADELESİNİ DÜNYAYA DUYURMAYA DEVAM EDECEĞİZ'

"BM 81. Genel Kurulu'nun başta mazlumlar olmak üzere tüm insanlık için hayırlara vesile olmasını Rabbimden niyaz ediyorum.

10 yıla yakın süredir BM Genel Sekreterliği görevini tarafsızlıkla hepsinden önemlisi cesaretle yürüten kıymetli dostum Sayın Gterres'e teşekkürlerimizi iletiyorum. Öncelikle bir üzüntümü ifade etmek isterim. 

Üye ülkelerin kahir ekseriyetinin resmen tanıdığı Filistin Devletinin değerli başkanı Sayın Mahmud Abbas üst üste 2 yıldır bu salonda yer alamıyor. Filistinli kardeşlerimize yönelik bu haksızlık vicdanları yaralamaktadır. Bilinmesini isterim ki Sayın Abbas bizzat burada bulunamasa da bizler tıpkı geçen yıl olduğu gibi özgür ve egemen Filistin devletinin sesi olacak, Filistin halkının bu mücadelesini bu kürsüden dünyaya duyurmaya devam edeceğiz. 

Bugün bir kez daha Filistin devletini henüz tanımamış tüm ülkeleri bu kararını gözden geçirmeye davet ediyorum."

'GERİDE BIRAKTIĞIMIZ 12 AY, SON 30 YILIN EN KANLI DÖNEMLERİNDEN BİRİ'

"26 Haziran 1945 tarihinde BM anlaşması imzalanırken üye ülkeler büyük bir umutla şunları deklare etmişlerdi: Biz BM halkları bir insan ömrü içinde iki kez insanlığa tarif olunmaz acılar getiren savaş felaketinden gelecek kuşakları korumaya, temel insan haklarına, insan kişiliğinin onur ve değerine adaletin korunması ve anlaşmadan doğan yükümlülükler saygı gösterilmesi için gerekli koşulları oluşturmaya, iyi komşuluk anlayışı içinde birbirimizle barışık yaşamaya, uluslararası barış ve güvenliği korumak için güçlerimizi birleştirmeye karar verdik, demişlerdi. 

Anlaşmanın üzerinden 81 yılı aşkın süre geçti ama insanlık halen o günkü güçlü iradenin hayat bulacağı günleri hasretle bekliyor. Öyle çok uzağa gitmeye gerek yok. Sadece son bir yıldaki tabloya göz atmak kafidir. 

Geride bıraktığımız 12 ay 60'ı aşkın çatışma ve savaşla son 30 yılın en kanlı dönemlerinden biri olarak kayıtlara geçti. Gazze'den Ukrayna ve Rusya'ya, Myanmar'dan Darfur'a, İran'dan Lübnan'a, 250 bin insan hayatını kaybetti. Çok daha fazlası tarifsiz acılar yaşadı. Yüzbinlercesi doğduğu büyüdüğü toprakları terketmek zorunda kaldı. Yalnızca Gazze'de son 3 yılda çoğu çocuk ve kadın 74 bin kardeşimiz İsrail'in devlet terörünün kurbanı oldu. Gazze halkı halen yıkıntıların altında sevdiklerini arıyor. Eşlerinin, çocuklarının, anne babalarının naaşlarını çıkarıyor. İsrail'in saldırılarında ellerini ayaklarını kaybetmiş masum yavrular tahtadan yapılan protezlerle okullarına gitmeye, hayata tutunmaya çalışıyor."

'KALBİMLE KELAMIM ARASINA PERDE KOYMADAN BAZI GERÇEKLERİ İFADE EDECEĞİM'

"Evlatlarının ve torunlarının üzerine titreyen bir baba, bir dede olarak bu kürsüden bizim için vicdanımız parçalanarak şunu ifade etmek zorundayım. 

Gazze bugün sadece dünyanın en büyük çocuk kabristanı değildir. Aynı zamanda dünyada en yüksek çocuk ampute oranına sahip bölgedir. Gazze çağımızın en insanlık dışı, en utanç verici temerküz kampıdır. Başkan Trump'ın gayretleri ve bizim de dahil olduğumuz ülkelerin katkılarıyla varılan ateşkes sonrasında bile katledilen Gazzelilerin sayısı 1500 aşmıştır. 

Filistin direniş hareketi barış planının ikinci aşamasına geçişi kabul ettiği halde İsrail hükümeti işgali durdurmaya yanaşmıyor. Batı Şeria'da ise yerleşimci terörünün en ağır dönemi yaşanıyor. Kudüs'te Müslüman ve Hıristiyanların kutsal mekanlara erişimi engelleniyor. Hepimizin ortak girişimi yok edilmek isteniyor. 

Bugün kalbimle kelamım arasına yine perde koymadan bazı gerçekleri burada açık açık ifade edeceğim. Kimse kusura bakmasın, kimse gücenmesin, alınmasın. Bu Tayyip Erdoğan'ın şahsi meselesi değildir. Bu insani bir meseledir. Hepimiz için vicdani bir meseledir. Karşımızda öldürmeye doyamayan soykırımcı bir zihniyet var. Karşımızda son derece vahim bir tablo var. Yüreğinde insanlık olan yüreğinde merhamet, şefkat olan insaf ve vicdan sahibi hiç kimse bu tabloya gözlerini kapatamaz. 

Hepimizi sarsması gereken bu manzaranın bize anlattığı şudur. Bundan 81 yıl önce barış ve güvenliği korumak için kurulan BM teşkilatı bu görevini icra edemez hale gelmiş, daha doğrusu getirilmiştir."

'GÜVENLİK KONSEYİ MUTLAKA REFORME EDİLMELİDİR'

"Teşkilat kan kaybetmeye devam etmektedir. Filistin'de, Lübnan'da, Sudan'da ve diğer kriz bölgelerinde umutlarını BM'ye bağlamış olanlar derin bir hayal kırıklığı içindedir. Ama hatırlatmak isterim ki bir gün herkes insanlığın ortak vicdanına sığınmak zorunda kalacaktır. Bugün kendimizi güven içinde, refah içinde hissedebiliriz. Çatışma bölgelerinden, kriz bölgelerinden uzakta konfor içinde yaşayabiliriz. Fakat yarın ne olacağını, başımıza ne geleceğini hiçbirimiz bilemeyiz. Bunun için uluslararası sisteme duyulan güvenin yeniden tesisine odaklanan bu yılki genel kurul temasını fevkalade isabetli buluyorum. 

Burada şu hakikati çok net ifade etmek istiyorum. Eğer BM'ye olan güven gerçekten artırılmak isteniyorsa yapılması gerekenler bellidir. Gazze'de çocuklar güven içinde olacak, Filistinli yavrular gökyüzüne bakınca savaş uçakları değil özgürce süzülen uçurtmaları görecek. Lübnan'da çocuklar gecenin bir vaktinde bomba sesleriyle uyanmayacak. Asyalı emekçilerin alın teri, vahşi kapitalistler tarafından sömürülmeyecek, Afrikalı kardeşlerimiz geleceklerine en az müreffeh ülkelerin vatandaşları kadar güvenle bakacak, umutla bakacak. BM'ye güven ancak bu şekilde yeniden sağlanabilir. 

190'dan fazla ülkenin iradesinin 5 ülkenin keyfine bağlı olduğu bir yapı kabul edelim ki ne adildir ne de güveni tam manasıyla tesis edebilir. 

Güvenlik Konseyi, dünya 5'ten büyüktür ilkesine göre mutlaka reforme edilmelidir."

patronlardunyasi.com