Doğa


Toygun ATİLLA

Yanına oturdum. Bir süre birlikte sustuk.

“Bana 700 bin lira değer biçmişsiniz…”

Şaşırdım. Devam etti. “Duydum… Artık bana zarar verenlere büyük cezalar verecekmişsiniz.” Başını gökyüzüne kaldırdı. “Ama insanlar bana neden zarar versin ki?”

Cevap veremedim. Çünkü gerçekten bilmiyordum.

Denize baktı. Sanki konuştuğu ben değildim.

“Ben sizden hiçbir şey istemedim.

Ne evinizi…

Ne arabanızı…

Ne otelinizi…

Ben sadece doğduğum kumsalı istedim.

Bir gece…

Çocuklarımı bırakıp sessizce gitmek istedim.”

Bir martı kondu yanımıza. Yaşlı caretta ona döndü. “Kum Zambağı geldi mi?”

Martı sustu.

“Yine açmadı mı?”

Martı başını eğdi. Caretta hiçbir şey söylemedi.

Sadece denize bakıyordu, o sessizlikte anladım. Ölümü anlatmak için kelimeler gerekmiyordu ki...

“Eskiden burada Posidonia vardı.”

“Balık çocukları onun dallarında saklanırdı.”

“Şimdi denizin sesi bile değişti.”

Sonra bana döndü.

“Posidonia’yı gördün mü?”

“Hayır.” dedim.

“Ben de göremedim.”

Bir kayanın önünde durduk. Caretta uzun süre kayaya baktı.

“Burada bir dostum yaşardı.”

“Kim?” dedim. 

“Akdeniz Foku.” dedi. 

“Belki başka yere gitmiştir.”

Caretta gülümsedi. Acı bir gülümsemeydi. “İnsanlar hep bunu söylüyor. Başka yere gitmiştir…’

Yürümeye devam ettik. Bir otelin ışıkları denizin üzerine vuruyordu. Caretta gözlerini kıstı.

“Eskiden yıldızlar yolu gösterirdi, şimdi otellerin şıkları yıldızlardan daha parlak. Yavrularım bazen denizi değil otelleri deniz sanıyor.”

İlk kez utandım. Bir süre sonra bana döndü.

“Toygun…”

“Sen patronların hikâyelerini yazıyorsun. Bugün de benimkini yaz. Sana vasiyetim olsun. Senden bir ricam olacak ne olur beni yazarken acınacak bir canlı gibi anlatma.”

“Ben milyonlarca yıldır sizden önce de vardım. Ben ne misafirim ne ev sahibi... Ben bu evin hafızasıyım"  

“İnsanlar beni koruduklarını söylüyor ama ben kendim için üzülmüyorum. Ben her yıl biraz daha yalnız geliyorum. Dostlarım benden önce kayboluyor.”

Martılar…

Kum zambakları…

Deniz çayırları…

Akdeniz fokları…

Sessiz koylar…

Karanlık geceler…

Hepsi…

Birer birer.

Artık gün ağarmaya başlamıştı.

Denize dönmeden önce bana son kez baktı. “Patronlara şunu söyle Toygun…”

“İnsan yaptığı her binayla zenginleşmez.  Dokunmadığı bir koy, kesmediği bir ağaç, bozmadığı bir kumsal, çocuklarına bırakacağı en büyük servettir.”

Sonra sustu. Ben de sustum. Denize doğru yürüdü.

Arkasından seslendim.

“Seneye yine gelecek misin?”

Durdu, arkasını dönmedi.

“Eğer dostlarımı bulabilirsem…” dedi ve denize karıştı. 

patronlardunyasi.com