Patronlar


Toygun ATİLLA 

#video_9739914#

İpek Kıraç’ın bugün paylaştığı iki fotoğrafa uzun uzun baktım.

Fotoğraflarda Suna Kıraç vardı. 

Birinde çalışma masasının başında oturuyor. Arkasında Atatürk portresi, yüzünde her zamanki sakin kararlılık…

Diğerinde ise küçücük İpek’i kucağına almış bir anne var.

Bir fotoğraf Türkiye’nin en etkili iş kadınlarından birini anlatıyor, diğeri ise sadece bir anneyi…

Lütfen siz de bakın o fotoğraflara ne dediğimi anlayacaksınız. Bir annenin değişen yüz ifadesini, yüzüne yansıyan o ışıltıyı, huzuru, mutluluğu... Anneliği...

Belki de Suna Kıraç’ın bütün hikâyesi tam olarak bu iki kare arasında saklı diye düşündüm kendi kendime.  Çünkü o hayatı boyunca iki büyük sorumluluğu aynı anda taşımaya çalıştı.

Bir ülkeye karşı sorumluluğunu, bir evlada karşı sevgisini…

Türkiye iş dünyası onu çoğu zaman Koç Holding’in efsane yöneticilerinden biri olarak hatırlıyor.

Vehbi Koç’un kızı…

Rahmi Koç’un kardeşi…

İnan Kıraç’ın eşi…

Koç Holding’in uzun yıllar yönetim kurulu üyesi… Bence bunların hiçbiri tek başına Suna Kıraç’ı anlatmaya yetmez. 

Bazı insanlar soyadlarından daha büyük işler yaparlar. Suna Kıraç da aile soyadından daha büyük şeylere imza atmış biriydi. 

Türkiye’de kadınların iş hayatında bugünkü kadar görünür olmadığı yıllarda yönetim masasında oturdu.

Karar verdi, yön verdi, söz söyledi.

Bunu yaparken “kadın yönetici” olarak değil, “iyi yönetici” olarak anılmayı tercih etti.

Benimse bugün İpek Kıraç'ın paylaştığı o fotoğraflara bakarken aklıma ne holdingler ne de yönetim kurulları geliyor.

Bir annenin kızına bıraktığı görünmez miras geliyor benim aklıma..

İpek Kıraç ile Suna Kıraç arasındaki ilişki sıradan bir anne-kız hikâyesi değildi.

Suna Kıraç, İpek’i sadece büyütmedi. Onu seçti. Onu hayatının merkezine koydu. Onu sevgisiyle, ilgisiyle ve emeğiyle yeniden var etti.

Belki de bu yüzden İpek Kıraç’ın yıllardır annesinden bahsederken kullandığı her cümlede yalnızca özlem değil, büyük bir hayranlık da hissediliyor.

Bugün paylaşılan o fotoğrafta küçük bir kız çocuğunu kucağında tutan bir anne görüyoruz. Bence o fotoğrafın görünmeyen tarafında başka bir şey daha var.

Bir ömür sürecek bağlılık…

Birbirine duyulan büyük sevgi… 

Ölümün bile eksiltemediği bir anne-kız bağı…

Tüm bunlara bakarken başka bir şey daha düşünüyorum. 

Suna Kıraç'ın asıl mirası şirket bilançolarında değildi. Keşke başkalarına da örnek olabilseydi. 

Suna Kıraç'ın asıl mirası, insanlarda, çocuklarda, hayata dokunan projelerdeydi. Belki de en çok eğitimdeydi.

Türkiye Eğitim Gönüllüleri Vakfı’nın kuruluşunda ortaya koyduğu vizyonun arkasında, "Bir ülkenin kaderi çocuklarının aldığı eğitim kadar güçlüdür" fikri vardı. 

Bugün Türkiye’nin dört bir yanında yüz binlerce çocuk TEGV sayesinde eğitim desteği aldıysa… Birçok çocuk ilk kez kitapla, bilgisayarla, bilimle, sanatla tanıştıysa…

Orada Suna Kıraç’ın imzası vardır. İşte bu yüzden bugün TEGV’in paylaştığı o cümle çok anlamlı: “Ömrümden uzun ideallerim var.”

İpek Kıraç bugün annesini anarken şu cümleyi yazdı: “İyi ki doğdun güzel annem… Sen doğdun, bizler seni ölümsüzleştirmeye devam edeceğiz.”

İpek Kıraç böyle yazdı ama bence Suna Kıraç, çocukların geleceğine yatırım yaptığı gün zaten ölümsüzleşmişti. Eğitimin bir ülkenin kaderi olduğuna inandığı gün tarihe imza atmıştı. 

Belki bugün Suna Kıraç’ın en büyük mirası Koç Holding’deki kararları değildir. Belki en büyük mirası TEGV de değildir. Belki en büyük mirası, yıllar sonra bile annesinin fotoğrafına bakarken gözleri dolan bir kız evlat bırakabilmiş olmasıdır.

Bugün doğum gününde onu yalnızca ailesi değil, Türkiye de özlemle anıyor.

Patronlar Dünyası olarak bir anneyi, bir eğitim neferini, Türkiye'nin geleceğini çocuklarda, eğitim de gören Suna Kıraç'ı özlemle anıyor, doğum gününü kutluyoruz.

patronlardunyasi.com