Toygun ATİLLA
Ayşe Boyner’in Instagram hesabında paylaştığı fotoğraflara baktım.
Sarı plastik kasalar…
Dallardan yeni toplanmış zeytinler…
Toprağa düşen yapraklar…
#video_9756563#
Birbirine yardım eden insanlar…
Cunda’nın ekim güneşi.

Ne bir kırmızı halı var fotoğraflarda ne de pahalı davetlerin alışıldık gösterişi.
Oysa fotoğraflardaki insanlar, Türkiye’nin en tanınmış iş ailelerinden birinin üyeleri.
Boynerler
Bu kez hikâyenin merkezinde bir mağaza, bir marka ya da milyarlarca liralık ticaret yok.
Bir zeytin ağacı var.

İKİ AİLEYİ BİRLEŞTİREN ADA
Aslında bu fotoğrafların hikâyesi 14 yıl önce başlıyor.
Yıl 2012.
Yer Cunda.
Cem Boyner’in kızı Emine Boyner, Ayvalıklı zeytinyağı üreticisi Ali Kürşat ile evleniyor.
Yaklaşık 600 davetlinin katıldığı düğünde Türkiye’nin önde gelen iş ailelerinden isimler buluşuyor.
Bir tarafta Türk perakendeciliğinin en tanınmış ailelerinden Boynerler.
Diğer tarafta hayatını zeytin ağaçlarının arasında kurmuş Kürşat ailesi.
Sonra hayat, her evlilikte olduğu gibi kendi yolunu çiziyor.
Emine Boyner ile Ali Kürşat’ın yolları ayrılıyor.
Ama hikâye orada bitmiyor
Yıllar sonra yeniden bir araya geliyor ve ikinci kez evleniyorlar.
Bazen hayat da zeytin ağacına benziyor.
Bir mevsim yaprak döküyor, başka bir mevsim yeniden meyve veriyor.

BİR VALİZİN İÇİNDE GELEN HİKÂYE
Kürşat ailesinin hikâyesi ise bu evlilikten çok daha eski.
1923 yılına, büyük mübadeleye uzanıyor.
Girit’ten Ayvalık’a gelen insanların hikâyesine.
Arkalarında bir hayat bırakıp başka bir kıyıda yeni bir hayat kuran insanların…
Mübadele yalnızca insanların yer değiştirmesi değildi.
Diller, yemekler, alışkanlıklar, hatıralar da Ege’nin iki yakası arasında taşındı.
Ve elbette zeytin kültürü.

Kürşat ailesi de köklerini bu tarihe dayandırıyor.
Ailenin sonraki kuşaklarından Fatma ve Mustafa Kürşat, Fransa’daki eğitimlerinin ardından 1976’da Ayvalık’a yerleşiyor.
1996 yılında kendi zeytinyağı markalarını kuruyorlar.
Bugün Ali ve Zeynep Kürşat da bu aile geleneğini sürdürüyor.
Düşünüyorum da…
Bir zamanlar Girit’ten Ayvalık’a uzanan bu hikâye, yıllar sonra Türkiye’nin en tanınmış iş ailelerinden biriyle akrabalığa dönüşüyor.
Tarih bazen hiç beklemediğimiz insanları aynı sofrada buluşturuyor.

ZEYTİN KASALARININ BAŞINDA
Ayşe Boyner’in paylaştığı fotoğraflara yeniden dönüyorum.
Birinde zeytinler ayıklanıyor.
Bir diğerinde hasat edilen ürünler sarı kasalara dolduruluyor.
Sonra zeytinler sıkılıyor.
Altın sarısı zeytinyağı bir şişeye akıyor.
Ve sonunda sofraya zeytin ezmeleri geliyor.
Boyner, fotoğrafların altına yalnızca üç kelime yazmış:
“Harvest time of year.”

Hasat zamanı.
Fotoğraflarda Kürşat Zeytinyağları’nın adı da var.
Böylece iki ailenin yıllara yayılan hikâyesi, bir hasat gününün görüntülerinde yeniden karşımıza çıkıyor.
ZEYTİN AĞACI BAZI ŞEYLERİ BİZDEN İYİ BİLİYOR
İş dünyasında başarıyı çoğu zaman rakamlarla ölçüyoruz.
Şirketlerin cirolarıyla.
Mağaza sayılarıyla.
Yatırımlarla.
Büyüme oranlarıyla.
Oysa zeytin ağacının başka bir hesabı var.
Acele etmiyor.
Bir bilanço dönemine göre yaşamıyor.
İyi yılları da kötü yılları da görüyor.
Kökleri toprağın altında kalırken dalları her yıl yeniden gökyüzüne uzanıyor.
Belki de bu yüzden Akdeniz’in en eski kültürlerinde barışın, bereketin ve sürekliliğin simgesi olmuş.
Ayşe Boyner’in fotoğraflarında beni etkileyen de bu.

Türkiye’nin büyük servetlerinden birini yaratan ailenin üyeleri, bir günlüğüne de olsa zeytinin etrafında buluşmuş.
Bir zamanlar yüzlerce davetlinin katıldığı düğünle başlayan iki ailenin hikâyesi, bugün birkaç zeytin kasasının başında devam ediyor.
İnsanlar servetlerini çocuklarına bırakır.
Zeytin ağaçları ise gölgelerini hiç tanımadıkları insanlara.
Zeytin ağaçlarının gölgesi bu topraklardan hiç eksik olmasın…
patronlardunyasi.com