Toygun ATİLLA
Aziz Yıldırım ne diyor: “Yeni doğan çocuklar Fenerbahçeli olmuyor. Yıllardır şampiyonluk görmüyor.”
O cümle beni yıllar öncesine götürdü.
Bizler de şampiyonluk görmeden Galatasaraylı olan çocuklardık.
Hem de nasıl…
PARAMIZ YOK, BİLETİMİZ YOK AMA SAHADAYIZ
9 Kasım 1988.
Galatasaray-Neuchâtel Xamax maçı. Tüyü bitmemiş gençleriz. Para yok, bilet yok ama maça gitmemiz lazım.
Mahalleden arkadaşım Eyüp maçlarda top toplayıcı.

“Eyüp, beni içeri sokar mısın?” dedim.
Sağ olsun, bana bir kolluk ayarladı. O zamanlar şimdiki gibi her şey kontrol altında değil, stadyumlarda önlemler gevşek.
O gün Ali Sami Yen’e seyirci olarak değil, sahada top toplayıcı gibi girdim. Hayatım boyunca unutamayacağım bir güne tanıklık ettim.
Galatasaray, ilk maçta 3-0 yenildiği Neuchâtel Xamax’ı 5-0 yendi. Biz de maçtan önce Eyüp’le futbolcuların çıkış tünelinde fotoğraf çektirdik.
Bugün hala o fotoğrafa baktığımda yalnızca gençliğimi görmüyorum. Galatasaraylılığımın nereden başladığını da görüyorum.
MEZUNİYET BALOSU MU, ŞAMPİYONLUK MAÇI MI?
Lise son sınıftayız.
Galatasaray 14 yıllık şampiyonluk hasretini bitirecek. Eskişehirspor’u yenersek şampiyonuz.
Heyhat, gelin görün ki aynı gün bizim mezuniyet balomuz var.
Normal bir lise öğrencisi ne yapar?
Bilmiyorum.
Biz normal değildik.
Hakan ve Serkan Çağlar kardeşlerle sabahın köründe Ali Sami Yen’in yolunu tuttuk.
Mezuniyet balosuna gitmedik.
Tribüne gittik.

“14 senelik bu sene bitsin artık bu sene…”
Galatasaray maçı 2-1 kazandı.
14 yıl bitti.
Biz mezuniyet balomuzu kaçırdık ama Galatasaray’ın şampiyonluğunu gördük.
Pişman mıyım?
Bir saniye bile değilim.
NAMAĞLUP AMA İKİNCİ
Bir başka sezon…
Beşiktaş’la şampiyonluk için çekişiyoruz.
Yine çocuğuz.
Sabahın köründe maça gidiyoruz.
Daha stada girmeden Beşiktaşlı taraftarlardan dayağımızı da yedik.

İlk yarıyı 1-0 önde kapattık.
Sonra maç 1-1 oldu.
O sezon Galatasaray ligi namağlup tamamladı ama şampiyon olamadı.
Futbolun bazen ne kadar acımasız olduğunu da herhalde ilk o yıllarda öğrendik.
“OLMASA DA 9-10, HIZLI BUGÜN TRABZON”
Bir başka şampiyonluk yarışı…
Son maçta Sarıyer’le oynuyoruz.
Bizim farklı kazanmamız, Beşiktaş’ın da Trabzonspor karşısında puan kaybetmesi gerekiyor.
Tribünde matematik hesabı yapıyoruz.
Sekiz mi lazım, dokuz mu?
O gün tribünün ürettiği tezahüratı hâlâ hatırlıyorum:
“Olmasa da 9-10, hızlı bugün Trabzon… Şampiyonsun şampiyon haydi bastır Cim Bom Bom”
Bir yandan Galatasaray’ı izliyoruz, bir yandan kulağımız Trabzon’dan gelecek haberde.
Cep telefonu yok.
Sosyal medya yok.
Anlık skor uygulaması yok.
Tribünden tribüne yayılan haber var.
Ve çocukluk heyecanı.
SONRA HAGI GELDİ
Yıllar geçti.
Biz de büyüdük.
Hürriyet’ten arkadaşım Veysi Şahin’le hemen her hafta maçlara gitmeye başladık.
Hagi’nin yılları…

Galatasaray’ın Türkiye sınırlarını aştığı, Avrupa’nın büyükleriyle aynı masaya oturduğu dönem.
Çocukluğumuzda 14 yıl şampiyonluk bekleyen bizler, artık şampiyonlukları arka arkaya yaşayan bir kuşağa dönüşmüştük.
Bir Denizlispor maçı hatırlıyorum.
Yine Hürriyet'ten kardeşlerim Taner Yener ve Selçuk Yaşar’la birlikte tribündeyiz.
Bir gözümüz sahada, kulağımız Fenerbahçe maçında.

Ve sonunda şampiyonluk geliyor.
İnsan bazen tuttuğu takımla birlikte büyüyor.
Bizim kuşağın Galatasaray hikâyesi biraz böyle.
BİZ HAYDARPAŞA LİSELİYDİK
Şimdi gelelim bütün bunları neden anlattığıma.
Biz Haydarpaşa Liseliydik.
Ama Galatasaray Liseliler kadar Galatasaraylıydık.
Önce bunun bilinmesini isterim.

Galatasaray’ın tarihinde Galatasaray Lisesi’nin yerini tartışacak değilim.
Tam tersine.
O gelenek, o kültür, o eğitim anlayışı ve kulüple okul arasındaki tarihsel bağ Galatasaray’ı Türkiye’deki diğer spor kulüplerinden ayıran en önemli özelliklerden biridir.
Hatta yıllarca Galatasaray’ın Türkiye’nin en kurumsal spor yapılarından biri olduğunu düşündüm.
Mektepli-mektepsiz tartışmalarına rağmen…
Liseli-lisesiz kavgalarına rağmen…
Bitmeyen genel kurul çekişmelerine rağmen…
Bütün bunların üzerinde bir Galatasaray aklı olduğuna inanıyorum ve o aklın da Galatasaray Liselilik'ten geldiğini çok iyi biliyorum.
Bugün ise maalesef aynı güveni taşımıyorum.
TESTİ KIRILMADAN SÖYLÜYORUM
Son altı aydır yazdıklarımın temelinde bu var.
Galatasaray kötü futbol oynuyor diye yazmıyorum.
Bir maç kaybetti diye hiç yazmıyorum.
Bir başkanı, yöneticiyi ya da teknik direktörü kişisel olarak hedef almak için de yazmıyorum.
Ben testi kırılmadan önce söylüyorum.
Çünkü mesele skor değil.
Mesele Galatasaray’ın yıllar içinde oluşturduğu kurumsal reflekslerin, davranış kodlarının ve kendi kendini denetleme kabiliyetinin aşınması.
Galatasaray’ın gücü yalnızca sahadaki 11 futbolcudan gelmedi.
İtibarından geldi.
Kurumlarının ağırlığından geldi.
Kendi içindeki denge ve denetim mekanizmasından geldi.
Galatasaray adının insanlarda yarattığı güvenden geldi.
İşte benim kaygım bununla ilgili.
ÇORUM BERABERLİĞİNDEN GEMİLERİ YAKMAYIN
Dün Çorumspor’la berabere kalındı diye de sakın gemileri yakmayın.
Hatta bunu yaparsanız Çorumspor’a haksızlık edersiniz.

Ben Çorumspor’un bu sezonun sürpriz takımlarından biri olacağını düşünüyorum.
Kadrosuyla, yönetim anlayışıyla, sahadaki organizasyonuyla ciddiye alınması gereken bir takım.
Dolayısıyla benim meselem Çorumspor beraberliği değil.
Bugün kazanırsınız, yarın kaybedersiniz.
Mayısta şampiyon da olabilirsiniz.
Bazı şeylerin ise kupası yoktur.
Mesala, kurumsal itibarın...
Onu kaybettiğinizde ertesi sezon transfer yapıp geri alamazsınız.

TÜM SNOPLUĞUNUZA RAĞMEN…
Belki bazı Galatasaray Liseliler bütün bunları okurken hafifçe gülümseyecek.
“Haydarpaşalı bize Galatasaraylılığı mı anlatıyor?” diyecek.
Desinler.
Ben de onlara 1988’de Neuchâtel Xamax maçına girebilmek için top toplayıcı kolluğu takan o çocuğun fotoğrafını gösteririm.
Mezuniyet balosuna gitmeyip Ali Sami Yen’e koşan üç liseliyi anlatırım.
Stadın önünde dayak yiyip yine tribüne giren çocukları anlatırım.
Radyodan rakibin maçını dinleyerek şampiyonluk beklediğimiz günleri anlatırım.
Çünkü kulüpler yalnızca tüzüklerle yaşamaz.
Hafızayla yaşar.
Kültürle yaşar.
Kuşaktan kuşağa aktarılan aidiyetle yaşar.
Bazen dışarıdan görünen bir çatlağı, içeridekiler alıştıkları için fark etmeyebilir.

O nedenle son altı aydır yazıyorum.
Kızarak değil.
Galatasaray kaybetsin diye hiç değil.
Tam tersine.
Biz Haydarpaşa Liseliydik.
Galatasaray Liseliler kadar Galatasaraylıydık.
Hatta yönetimi de başkanı da siz seçin hepsi mektepli olsun. İnanın bunu canı gönünden söylüyorum. Olması gerekenin de bu olduğuna inanıyorum.
Çünkü, biz Haydarpaşa Liseliydik.
Galatasaray Liseliler kadar Galatasaraylıydık.
Ve bütün snopluğunuza rağmen o parçalı formayı en az sizin kadar sevdik.
patronlardunyasi.com