Türk futbolunun ve Beşiktaş’ın unutulmaz Onursal Başkanı Süleyman Seba’nın 1984 yılından vefatına kadar ikamet ettiği Akaretler Dibekçi Sokak’taki Mutlu Apartmanı’nda bulunan dairesi satışa sunuldu. Milliyet Skorer yazarı Attila Gökçe, siyah-beyazlıların müze, şampiyonluklar ve tarihi tesis hamlelerinin ilk fikirlerinin filizlendiği bu 2+1 mütevazı evin önemine dikkat çekerek Beşiktaş yönetimine, camianın önde gelen isimlerine ve taraftarlara çağrıda bulundu. Gökçe, Seba’nın hatırasını korumak adına bu özel mekânın Beşiktaş Kulübü ya da camianın hayırsever bir mensubu tarafından satın alınarak, Onursal Başkan’ın kişisel eşyaları ve duruşunu simgeleyen belgelerle donatılmış bir "Süleyman Seba Müze Evi" haline getirilmesi gerektiğini belirtti. İşte o yazı:

Süleyman Seba, başkan seçildikten sonra (1984) işyerine ve kulübe yakın olan Akaretler Dibekçi sokaktaki Mutlu Apartmanı’nda (2+1) 100 metrekarelik bir daire satın alarak yaşamının önemli yıllarını orada geçirdi. O evde merhum başkanı ziyaret edip konuştum, kendi eliyle pişirip nezaketle ikram ettiği kahvesini içtim. Çocukluk, futbolculuk, gençlik ve yöneticilik anılarını merak ve heyecanla dinledim.
Kazandığı kupaların sembolleri, plaketler, en başta İslam Çupi ağabeyimizin Milliyet’te yazdığı muhteşem Seba yazısının hattat elinden çıkıp duvarda yer alan “anıtsal” kopyasını da gördüm. Binden fazla fotoğraf, çekmecelerde hiç kullanmadan “anı olarak” sakladığı 200’e yakın limitsiz kredi kartını gösterip “Benden zengin olanı var mı?” diyerek kasıldığı eğlenceli anlar da yaşadım.

Kabataş Lisesi ve İÜ Edebiyat Fakültesi mezunuydu. Okumaya ve not tutarak yazmaya meraklıydı. Akşamları parası varsa dostlarıyla birlikte sohbet yemekleri yer, daraldığı zaman evde iki yumurta kırarak “kifaf-ı nefs”le hayata devam ederdi. Karşı kapı komşusu merhume Zahide Hanım kardeşi gibiydi. Zaman zaman evi temizletir, Başkan’ın konforunu sağlardı.
Anılardan günümüze dönersek... İstanbul 33. Sulh Hukuk Mahkemesi’nde veraset ve intikal davası açarak mirasçı olduklarını iddia eden ana-kız (B.S.O. ve E.O.) dedelerinin Abhazya’dan aynı yıllarda Adapazarı’na göç ettiğini ve akraba olduklarını öne sürdüler. Mahkeme, yargılama süreci sonunda “akrabalık bağının olmadığına” karar verdi. İstanbul 7. Asliye Hukuk Mahkemesi ise daireyi kamu adına sahiplenmesi gereken Hazine’nin başvurusunu incelemeye başladı. Seba’nın ruhsatlı silahları da vardı. Bunlar “adli emanete” verildi. Dairenin bakımı, temizliği ve bazı hatıra eşyasının kulüp binasında kurulmakta olan müzeye aktarılması sürecinde de “anahtar”, eski kaptan Tayfur Havutçu’ya teslim edildi.

Divan Kurulu Başkanı Ahmet Ürkmezgil’in üstlendiği Süleyman Seba Müzesi’nin kuruluş hazırlıklarında, mahkeme ve savcılığın izniyle ihtiyaç duyulan materyaller ya da kopyaları kulübe taşınıyor.
Hukukçu dostum Başar Yaltı’ya sordum. Yargı kararlarının kesinleşmesinden sonra daire Hazine’ye intikal ederse, böyle varlıkların satışı mümkün olabiliyor. Haydi, şöyle bitireyim: Efendim, Seba’nın hayatındaki en değerli varlığı Beşiktaş’tı. Eşi, çocukları ve ailesi Beşiktaş’tı. O dairenin, hukuka ve yasalara uygun biçimde Beşiktaş Jimnastik Kulübü’ne satılmasını öneriyorum.
patronlardunyasi.com