Toygun ATİLLA
Bayram sabahlarının garip bir hafızası var.
Çocukluğumu çıkarır getiriyor önüme…
Ütülü gömlekleri…
Kolonya kokusunu…
Mutfaktan gelen sesi…
Erkenden kalkmış annemi…
Bayram namazına gitmeden önce sessizce banyoda abdest alan babamı…
Sonra mı…
Sonra büyür insan…

Bayramlar değişir.
Bazı sandalyeler boş kalır.
Bazı telefonlar artık çalmaz.
O yüzden bayram sabahları biraz sevinç biraz da hüzün mü acaba?
Bugün bayram sabahı…
Ben yine çok eski bir sesi özleyerek uyandım.
Annemin mutfakta tabak yerleştirirken çıkardığı sesi, “haydi kalk baban bayram namazına gitmek için seni bekliyor” demesini
Tuhaf şey hafıza… İnsan yıllar içinde şehir değiştiriyor…
Ev değiştiriyor…
Masa değiştiriyor…
Hatta hayat değiştiriyor…
Ama bazı sesler beyninizin içinde hiç yaşlanmadan kalıyor.
Bayram sabahları biraz böyle benim için…
Bir koku gelir… Bir anda çocuk olurum…
Kolonya mesela… Bana çocukluğumu hatırlatır.

Yeni ütülenmiş gömlek… Babamın tıraş sonrası yüzü… Salonun ortasında duran şekerlik, annemin o telaşı… Türk kahvesi ile ağırlanan misafirler, mendilin içine sarılıp koyulan bayram harçlıkları…
Şimdi düşünüyorum da… Bir evin gerçek mimarı kimdir?
Babalar mı? Yoksa bayram sabahı herkesten önce kalkıp o eve “ruh” veren anneler mi?
Hayatım boyunca dünyanın en güzel şehirlerinde kahvaltılar yaptım. Paris’te kruvasan yedim… Monaco’da denize karşı sabahladım… Madrid sokaklarını arşınladım, Nice’de denize karşı gün batımını izledim…
Ama hiçbiri çocukluğumdaki bayram kahvaltısı kadar büyük görünmedi bana.
Neden mi? Bazı sofraların yemekle değil, duyguyla kurulduğunu fark ettim.
Galiba yaş aldıkça insan şunu daha iyi anlıyor, bayram dediğimiz şey aslında biraz hafıza…
Bir evin sesi… Bir annenin telaşı… Bir babanın sessizliği… Eksilen sandalyeler… Bir araya gelebilen insanlar…
Herkese kalbi eksilmeyen bir bayram diliyorum.
patronlardunyasi.com