Ekonomi
Turhan Bozkurt'un yazısı
Ali Babacan'ın neoliberalliği
Ali Babacan, AKP tarafından son dakikada milletvekili adayı olarak gösterildi.
Zira AKP, 3 TL'yi aşan dolar krizini aşmak için yabancı yatırımcıyı ikna etmek ve para girişini hızlandırmak mecburiyetinde.
13 senelik iktidar elden gidiyor. 7 Haziran seçimlerindeki 10 puanlık düşüşün önüne geçilemedi. 1 Kasım'daki erken seçime kadar oylar daha da eriyecek. Buna mukabil yandaş anket şirketleri bile HDP'nin oyunun yüzde 11-12 bandında olduğunu söylüyor. HDP'nin barajı geçtiği senaryolar AKP'nin tek parti iktidarını mümkün kılmadığına göre, Babacan'ın aday gösterilmesinde ekonomik krizin payı büyük. Yerli ve yabancı sermayenin gönlünü alma misyonu yüklendi Babacan'a.
AKP'nin niyeti bu. Pekâlâ Ali Babacan, AKP'nin ölüm-kalım seçimi olarak gördüğü 1 Kasım'a kadar sermayenin gönlünü alabilecek mi? Artık çok geç. İki senedir yaşanan hukuksuzluklara dâir Babacan'ın tek cümlesi yok. Sermaye preslenirken ve yatırıma gelen kuruluşlar ‘darbeci dış mihraklar veya üst akıl' diye hedef gösterilirken suskun kaldı. Babacan daha evvel imza attığı güzel işleri kendi iradesi ile silip süpürdü.
Babacan, serbest piyasa ekonomisi ile bağdaşmayan işlemlere müdahale etmek yerine seyretti. ‘Gözünün üzerinde kaşın var' cezaları ile şirketlerin burnu sürtüldü. Okullar, dershaneler ve holdingler polis ordusu ile basıldı. Bank Asya 7 aydır TMSF işgali altında. AKP Milletvekili Abdurrahim Boynukalın'ın önderliğindeki vandallar, Hürriyet Gazetesi'nin cam çerçevesini indirdi. İshak Alaton, Cem Boyner, Aydın Doğan ve Mustafa Koç gibi önde gelen işadamları alenen tehdit edildi. TÜSİAD Yönetim Kurulu Üyesi Memduh Boydak uyduruk gerekçelerle gözaltına alındı. Bu esnada Babacan nerelerde idi?
Son hadiselerde milletvekilliği veya bakanlık gibi kendisini bağlayan resmî sıfatı da yoktu. Daha rahat konuşabilirdi. Konuşmadı. Tıpkı Kamu İhale Kanunu yandaş işadamları lehine kevgire çevrilirken yaptığı gibi başını yukarı kaldırdı, kayan yıldızları saymaya devam etti. Tehlike geçince sığınaktan çıktı, ahkâm kesti. Saray'ın Merkez Bankası Başkanı Erdem Başçı'yı itibarsızlaştırma teşebbüsüne de, BDDK'nın Bank Asya'da imza attığı skandallara da göz yumdu.
Babacan bunları içine sindirmiş olabilir. Lakin yatırımcı 2-3 senedir alacağını aldı. Türkiye, en riskli ülkelerin başında gösteriliyor. Yabancı yatırımlar yarı yarıya azaldı. 2,5 senede 11,3 milyar dolar yerli sermaye yurtdışına kaçtı. Dolar kurunun bir senede yüzde 50 artması düpedüz iflastır. Babacan, Başbakan Yardımcısı iken oldu bütün bunlar.
Hukuk güvenliğinin ortadan kalktığı, en hafif eleştiriye bile savcıların soruşturma açtığı, işadamlarının, gazetecilerin ve sanatçıların baskı altında tutulduğu bir memlekette fabrika açmanın ciğeri kediye emanet etmekten ne farkı var? Babacan'ın yıldızı çoktan söndü. Dünya Bankası heyetinin Saray'daki kabulünde verilen fotoğraf her şeyi hülasa ediyor. Heyetin karşısında müşavirler Yiğit Bulut ve Cemil Ertem ile Erdoğan'ın damadı Berat Albayrak oturdu. Hükümeti temsilen herhangi bir bakan yoktu o karede. Saray Türkiyesi'nde, Babacan'ın silik haline bile tahammül yok.
Gezi hadiseleri ile 17/25 Aralık yolsuzluk soruşturmalarından bu yana kredisi mum gibi eriyen Babacan'ın, itibar gördüğü günlere dönmeyi arzu ettiği anlaşılıyor. Geçen hafta aday gösterilmeden bir gün evvel yaptığı çıkış da bunun emaresi. Görevi bıraktığı için daha liberal olacağını belirtirken şu görüşleri ifade etmişti: “Büyüme kapsayıcı değildi. Parasal genişlemeden geliyordu, reformdan değil. Yeteri kadar dikkat gösterilmiyordu.”
“İtiraf gibi sözler.” deyip heyecana kapılmayın. Babacan'ın neoliberalliği de başlamadan bitti. Bu sözlerden bir gün sonra liberalizmi gömen AKP'nin lideri Davutoğlu'ndan gelen adaylık telefonu çaldığında kapandı o defter. Şaşırmadım. Yalnız yaşamayı ve bedel ödemeyi göze alamayan, hür olamaz.
Zaman