Spor


Necla DALAN

Galatasaray’ın en kıdemli üyesi Ali Fuat Diriker, 5 Ekim’de hayatını kaybetti. 1918 doğumlu olan Diriker’in cenaze töreni bugün Barbaros Hayrettin Paşa Camii’nde kılınan öğle namazının ardından Zincirlikuyu Mezarlığı’nda toprağa verildi.

Diriker için Ali Sami Yen Spor Kompleksi RAMS Park’ta bir tören düzenlendi. Törende konuşan Galatasaray Başkanı Dursun Özbek, Diriker’in Galatasaray’a olan bağlılığını ve desteğini vurguladı. Oğlu Ahmet Diriker, babasının Mekteb-i Sultani’ye ve kulübe karşı duyduğu vefayı ve sınırlı imkânlarına rağmen sunduğu hizmetleri anlattı.

“ATATÜRK’ÜN LİSEYE GELDİĞİ GÜN BİZİM İÇİN BAYRAMDI”

Galatasaray’ın en kıdemli üyesi Ali Fuat Diriker’in vefat haberi de cenaze töreni de ağırlıklı olarak spor medyasında yer aldı. Oysa Ali Fuat Diriker, sadece spor sayfalarına haber olacak bir isim değil…

İTÜ’nün 80 yıllık mezunu olan Diriker, Çanakkale ve Kurtuluş Savaşı komutanlarından General Ahmet Nuri Diriker’in oğluydu. Mustafa Kemal Atatürk’ü Galatasaray Lisesi’ni ziyaretinde karşılayan öğrencilerden biriydi…

O günü bir belgeselde şöyle anlattı:

“Şansımız vardı ki altıncı sınıfa geçtiğimiz vakit Atatürk üçüncü kez lisemizi ziyaret etti. Onu Galatasaray’ın giriş bahçesinde karşıladık. Sonra sınıfları ziyaret etti. Bizim için büyük bayramdı Atatürk’ün lisemizi ziyareti.”

Aynı belgeselde Atatürk’ün vefatıyla ilgili de şu sözleri dikkat çekiyor:

“Herkes ağlıyordu, biliyor musunuz… Herkes matemliydi çünkü büyük bir önderi kaybetmiştik. Onu kaybetmenin büyük acısını hissetti millet.”

GÜNDÜZ KILIÇ VE EŞFAK AYKAÇ’IN SINIF ARKADAŞI

Diriker’in hayat hikâyesi İzmir’de başladı. Babasının görevi sebebiyle ilkokulu farklı şehirlerde okudu. 1928 yılında Galatasaray Lisesi’ne girdi. Gündüz Kılıç ve Eşfak Aykaç’ın sınıf arkadaşı olan Diriker, 1935 yılında Galatasaray Spor Kulübü’nün 1947 numaralı üyesi oldu.

1939 yılında Galatasaray Lisesi’nden mezun oldu. O dönemde sınavla öğrenci alınan iki okul vardı: İstanbul’daki Yüksek Mühendis Mektebi (İTÜ) ve Ankara’daki Mülkiye. Her iki okulun giriş imtihanları aynı tarihe denk gelince Yüksek Mühendis Mektebi’ni seçti. Sınavda 18’inci olarak parasız yatılı birinci sınıfa girdi.

Mezun olduktan sonra Sümerbank’ta, Azot Sanayii’nde başmühendis olarak çalıştı. 1956 yılında kendi şirketini kurarak iş hayatına atıldı. İş Bankası, ODTÜ ve özel firmaların binalarını inşa etti. Karayolu, otoyol, baraj, içme suyu ve kanalizasyon, arıtma tesisi projelerini hayata geçirdi. Türkiye’ye ilk kule vincini getirdi ve inşaatlarda kullandı.

FENERBAHÇE’NİN EFSANE BAŞKANI FARUK ILGAZ’LA DA YAKIN ARKADAŞTI

Okulda arkadaşları arasında Fenerbahçeliler daha çoktu. Bir röportajında, “Hepsiyle yakın arkadaştım. Bunların arasında daha sonra Fenerbahçe’de ‘efsane başkan’ olan Faruk Ilgaz da vardı” diyor.

İsmet Paşa’nın oğlu Ömer İnönü de sınıf arkadaşlarındandı. Yine sınıf arkadaşlarından Ahmet Topuz, Demokrat Parti Antalya listesinden en genç milletvekili oldu. Diriker, arkadaşını şöyle anlatıyor:

“ODTÜ’nün kurulmasına yardım etti, Başbakan Menderes’ten destek sağladı. İhtilal esnasında da Yassıada’ya gönderildi.”

İŞ DÜNYASININ ÖNEMLİ İSİMLERİYLE DOLU BİR GEÇMİŞ

Ata İnşaat’ın kurucusu ve Ömer Üründül’ün babası Sedat Üründül de sınıf arkadaşlarındandı. Bülent Demirel Ytong fabrikalarını kurdu. Diğer arkadaşlarını ise şöyle anlatıyor:

“Eniştem Ispartalı Ömer Lütfü Akad, Yüksek Mühendis Mektebi mezunlarındandı. Yapı Kredi’yi ve şeker fabrikalarını kuran Kâzım Taşkent yakın arkadaşıydı. Süleyman Demirel de kendisini takdir ederdi.

İş Bankası’nın önce genel müdür yardımcısı, daha sonra genel müdürü olan, ardından Akbank’ın kuruculuğunu üstlenen ve daha sonra Ticaret Bakanı olan Ahmet Dallı’yla dostluğumuz vardı. Kendisi ben Sümerbank’tayken, İş Bankası’nın Sümerbank’la ortak olarak yapmış olduğu İplik Dokuma Fabrikası’nın başına beni getirmiş, oradaki başarımın neticesinde İş Bankası’nın Ankara dışındaki şube binalarının yapımını bana vermişti.

Başbakan Yardımcısı Ekrem Alican aile dostumuzdu. Paris’te şehit edilen büyükelçimiz İsmail Erez sınıf arkadaşımdı. ODTÜ’nün ve Karayolları’nın kurucularından Vecdi Diker yakın arkadaşım ve iş ortağımdı.

Çok kabiliyetli bir kişi olduğu için Amerika’da Maryland Eyaleti Karayolları Genel Müdürlüğü’ne kadar yükselen Orhan Bayçu, Galatasaray ve Teknik Üniversite’den arkadaşımdı. İsmet İnönü’nün damadı Metin Toker’le Ankara Galatasaray Birliği dolayısıyla arkadaşlığımız vardı.”

BABASI KURTULUŞ SAVAŞI KAHRAMANLARINDAN

Biraz da Diriker’in babasından söz edeyim. Ahmet Nuri Diriker, 1876 yılında Rusçuk’ta dünyaya geldi. 93 Harbi yüzünden ailesiyle beraber 1877 yılında İstanbul’a göç etti. Savaşın bitiminin ardından Rusçuk’a geri dönerek burada rüştiyeye başladı. 14 yaşındayken Kuleli Askerî Lisesi’ne kaydoldu. 1894’te Harbiye’ye kaydoldu. 1897 tarihinde teğmen rütbesiyle mezun oldu.

1896’da Selanik’te bulunan 3. Ordu karargâhına gönderildi. Osmanlı-Yunan Savaşı’nda (1897) görev aldı. Dömeke kasabasına ilk giren bölüğün komutanı oldu.

1909 yılında Kıdemli Yüzbaşı rütbesiyle Hareket Ordusu’na katılmak için İstanbul’a tayin edildi. 1915 yılında Yarbay Kâzım Bey (Karabekir) komutasındaki 14. Tümen’e bağlı olan 42. Alay komutanlığına atanarak Çanakkale Cephesi’ne gönderildi. Çanakkale’de beş buçuk ay boyunca Seddülbahir Cephesi’nde, Kerevizdere’de Fransız kuvvetlerine karşı savaştı. 6-13 Ağustos Seddülbahir Muharebesi’nde alay, Fransız kuvvetlerinin ilerlemesine engel oldu.

AZRAİL’İN BORU ÇALDIĞI YERDEKİ ZABİT

1916 yılında 42. Alay, birkaç küçük birlik eklenerek Nuri Bey Müfrezesi adıyla Medine’ye gönderildi. Fahrettin Paşa (Türkkan) komutasındaki Hicaz Seferi Kuvvetleri’ne katıldı. Aylarca açlık ve susuzlukla mücadele ederken Medine Müdafaası’nda İngiliz ve Arap kuvvetlerine karşı savaştı.

Korgeneral Fahrettin Türkkan, 1930 yılında Ahmet Nuri Bey’den şu şekilde söz edecekti:

“Nuri Paşa, Azrail’in boru çaldığı yerlerde gayet değerli bir zâbittir.”

1917 ve 1921 yılları arasında gizli görevle bulunduğu İstanbul ve İzmir’den Anadolu’ya gizlice askerî malzeme sevk edilmesini sağladı. 1921 yılında Kuvâ-yi Milliye’nin emriyle gizlice İstanbul’dan Ankara’ya geçti. Önce 23. Tümen, daha sonra 18. Tümen komutan vekilliğine atandı. Sakarya Meydan Muharebesi’nde 23. Tümen komutan vekilliğinde bulundu. Ekim 1921’de albaylığa terfi etti ve 8. Tümen komutan vekilliğine atandı.

Kurtuluş Savaşı’nın ardından Anadolu’da çeşitli askerî görevlerde bulundu. Ağustos 1929’da generalliğe terfi etti. 1931 yılına kadar askerlik görevini sürdürdü. 1931 yılında emekli oldu. 28 Kasım 1951 tarihinde İstanbul’da öldü.

BİRİKTİRDİĞİ PARAYI İKİ ZIRHLI İÇİN AÇILAN KAMPANYAYA BAĞIŞLADI

Ali Fuat Diriker, Kocaeli Aydınlar Ocağı’nda Oğuz Çetinoğlu’na verdiği röportajda babasını şöyle anlattı:

“Babam, Balkanlar’dan Yemen’e, Çanakkale’den Medine’ye ve Kurtuluş Savaşı’na kadar cepheden cepheye koşan iyi bir asker ve kumandandı. Bütün askerlik hayatı harplerde, cephelerde çok zor şartlarda geçmesine rağmen, babam yaptıklarıyla asla övünmez, kendini ön plana çıkartmaya çalışmazdı.

Bana anlattığına göre 1897 Yunan Harbi’nde Dömeke’de bir Yunan fırıncının ve ele geçen esirlerin öldürülmesine mâni olmuş. Çanakkale Savaşı’nda ise cepheden kaçmak isteyen bir neferi kurşuna dizilmekten kurtarmıştı. Bu asker daha sonra büyük kahramanlıklar göstermiş ve öyle ki Kâzım Karabekir askere madalya vermiş.

Babam bana ve ablalarıma çok düşkündü. Ablalarım evlendikten sonra dahi kısıtlı emekli maaşından onlara yardım ederdi. Daima yanlarında olmaya çalışırdı. Binbaşı iken biriktirdiği bütün parasını hükümetin İngiltere’ye ısmarladığı iki zırhlı için açılan bağış kampanyasına vermiş ve bir madalya almıştı. Netice itibarıyla çetin şartlarda bile insanî değerlerini bilen, alçak gönüllü bir insandı.”

patronlardunyasi.com