Patronlar


Toygun ATİLLA

Biliyorum bir çoğunuz havuza baktığınızda tatili görüyorsunuz. Şimdi bahsedeceğim havuzda ise yaz tatili yok. 

Üsküdar’daki Araştırma Geliştirme Eğitim ve Uygulama Merkezi Lisesi’nin havuzundan bahsediyorum. 

Bugün Hürriyet'ten Melike Çalkap'ın haberinde okudum. Zonguldak, Düzce, Çanakkale ve Çorum’dan İstanbul’a gelip yatılı okuyan beş genç, sabahın erken saatlerinde suya bir oyuncak değil, kendi geliştirdikleri insansız su altı aracını indiriyormuş. 

Bu beş liseli, okullar 26 Haziran’da kapandıktan sonra yalnızca iki haftalığına evlerine gitmiş, ardından yeniden yurda, atölyeye ve havuz başına dönmüşler. 

Bunun nedeni de, önlerinde TEKNOFEST 2026 İnsansız Su Altı Sistemleri Yarışması olmasıymış. 

GARİPÇE’DE MODEL UÇAK, ÜSKÜDAR’DA SU ALTI ARACI

Bu haber beni o kadar heyecanlandırdı ki...

Şubat ayında PD Dergi için Selçuk Bayraktar’la yaptığım ve dört saate yakın süren röportajda buldum bir anda kendimi. 

Selçuk Bayraktar, küçük yaşlardan itibaren babası Özdemir Bayraktar’ın kurduğu atölyede çalıştıklarını anlatmıştı. Torna, freze ve tesviye tezgahlarının arasında, kendi ifadesiyle “yağın pasın içinde” geçen yıllar…

Bir de Garipçe’de uçurulan model uçaklar vardı.

Babasının yurt dışından getirdiği model uçak, sekiz yaşındayken babasıyla Samandıra’da bindiği küçük uçaklar ve daha sonra robotik ile model havacılığa dönüşen bir çocukluk merakı…

“Havacılık öyle girdi kanıma” demişti.

Röportajımız sırasında yaptığımız sohbetler sırasında ben olumsuzluklardan yana dert yanarken o geleceğe umutla bakıyordu. Hatta Türk gençlerine olan güvenini TEKNOFEST'in yarattığı enerjiden bahsederken gözleri parlıyordu. 

Bugün Üsküdar’daki havuzda çalışan beş gencin hikâyesini okuyunca o sohbete gittim.  

Biri gökyüzüne, diğeri suyun altına bakıyor.

Ancak başlangıç yöntemleri birbirine benziyor. Merak etmek, elini kirletmek, takım kurmak, prototip üretmek, denemek, hatayı görmek ve yeniden başlamak. Selçuk Bayraktar’ın Türk gençliği açısından asıl rol modeli olduğu yer de tam burası.

KOPYALANMASI GEREKEN SOYADI DEĞİL, YÖNTEMİ

Selçuk Bayraktar’a siyaseten yakın ya da uzak durabilirsiniz. Bu, demokratik bir toplumda son derece doğaldır. Ancak mühendisliği, teknoloji geliştirmeyi ve atölyede çalışmayı gençler için görünür bir başarı modeline dönüştürmesinin etkisini görmezden gelemeyiz.

Bir ülkenin çocuklarının önüne yalnızca futbolcu, pop yıldızı ya da sosyal medya fenomeni değil, mühendis, bilim insanı ve teknoloji girişimcisi de rol model olarak çıkmalıdır.

Bayraktar’la 2023’te TEKNOFEST alanında yaptığımız röportajda söylediği bir cümle bugün ARGEM havuzunda karşılığını buluyor: “Bir işi yapabilmek için önce onu yapabileceğine inanmak lazım.”

O röportajda TEKNOFEST’in, yıllardır kuşaktan kuşağa aktarılan “Biz yapamayız” duygusunu, onun ifadesiyle “öğrenilmiş çaresizliği” yıkmak için düzenlendiğini anlatmıştı. Şubat ayındaki son söyleşimizde ise TEKNOFEST’i “sessiz devrim”, bir dostunun tanımıyla “özgüven devrimi” diye tarif etti.

İşte Asterias takımının da asıl değeri burada. Bu beş genç henüz bir şirket kurmadı. Bir ihracat sözleşmesine imza atmadı. Bilançolarında ciro, kâr ya da pazar payı yok.

O gençlerin, hepsinden önce gelmesi gereken “Ben de yapabilirim” özgüvenleri yani sermayeleri var. 

ROL MODEL YETMEZ, EKOSİSTEM GEREKİR

Yalnızca bir rol model göstermekle binlerce teknoloji girişimcisi yetişmez. ARGEM örneği bunu da anlatıyor.

2017’de özel yetenekli öğrenciler için tam zamanlı ve yatılı bir eğitim modeli olarak kurulan okul; atölyesi, havuzu, öğretmenleri ve proje temelli eğitim düzeniyle bu çocukların merakını somut bir ürüne çevirebilecekleri ortamı sağlıyor.

Rol model çocuğa “Yapabilirsin” der.

Ekosistem ise ona atölye, malzeme, öğretmen, mentor, zaman ve hata yapma hakkı verir.

Bu nedenle Selçuk Bayraktar modelini yalnızca bir kişinin başarı öyküsü olarak okumak eksik kalır. Modelin gerçek karşılığı, merakı projeye, projeyi prototipe, prototipi de sürdürülebilir bir teknoloji ekosistemine dönüştürebilmekten geçiyor. Türkiye’nin ihtiyacı beş, elli ya da beş yüz Selçuk Bayraktar kopyası değil. Kendi alanını seçebilen, kendi fikrini geliştiren ve gerektiğinde kendisinden önce gelenleri aşabilen binlerce özgün gençler olduğunu düşünüyorum. 

BUGÜNÜN PATRONLARINA DÜŞEN

Bana göre, yarının teknoloji patronları yalnızca aile şirketlerinden ya da devralınan sermayeden çıkmayacak. Bir bölümü okul laboratuvarlarından, robotik takımlarından, yazılım kulüplerinden ve bugün Asterias’ın test edildiği bu havuzlardan çıkacak.

Bugünün iş dünyasına düşen görev de bu gençleri yalnızca başarı kazandıktan sonra alkışlamak değil. Finalden önce malzeme sağlamak, fotoğraf vermek yerine mentorluk yapmak, bir günlük burs yerine uzun vadeli eğitim desteği sunmak, iyi fikirleri sabırlı sermayeyle buluşturmak gerekiyor.

Türkiye’nin yeni teknoloji şirketleri, daha tabelaları asılmadan çok önce böyle yerlerde kurulmaya başlıyor.

Asterias yarışmada derece alır mı, bilmiyorum.

Fakat bu gençler yaz tatillerini hidrodinamik, elektronik, yazılım ve test süreçleriyle geçirdi. Birlikte çalışmayı, rapor yazmayı, süreyle yarışmayı ve yaptıkları aracın sorumluluğunu üstlenmeyi öğrendi.

Bir yarışmanın ödülü bir kez kazanılır. “Ben yapabilirim” duygusu ise bir ömrün yönünü değiştirebilir. Yanılıyor muyum?

patronlardunyasi.com

İLGİLİ HABER

Selçuk Bayraktar, Türkiye'de yazılı basınla ilk kapsamlı söyleşisini PD Dergi'yle gerçekleştirdi, hayatı, kavgası, ailesi ve gelecek vizyonunu anlattı