Feramuz ERDİN
Türk mühendisler bir süredir dünyadaki mevcut teknolojileri alıp, daha da geliştirerek savunma sanayiine uyguluyor. Daha önce Japonya da benzeri bir sanayileşme hamlesi başlatmış ve bunda çok başarılı olmuştu. Bugün günlük hayatımızda kullanılan birçok Japon ürünü, Japon mühendislerin mevcut teknolojileri geliştirme ve ihtiyaca göre değiştirmedeki becerileri sayesinde hayat bulmuştu. Aradaki tek fark, ABD’nin bu süreci destekliyor oluşuydu. Şimdi artık Türkiye’de de BAYKAR, Aselsan, Roketsan, TEI ve MSB ARGE ve daha birçok özel firma hızla yerli ve yenilikçi savunma ürünlerini sahaya sürüyor.
#video_9737071#
YILDIRIMHAN OYUNU DEĞİŞTİRDİ
Bu yılki SAHA etkinliğinde prototipi sergilenen Yıldırımhan Kıtalar Arası Balistik Füzesi, hipersonik özelliği ile açıkçası herkesi hayrete düşürdü. Savunma hizmetlerinde kullanılabilmesi için biraz daha zamana ve kesintisiz çalışmaya ihtiyaç olsa da sadece projenin vizyonu bile dünyayı şaşırtmaya yetti. 6 bin km menzile sahip olacağı belirtilen dört motorlu balistik füzenin en verimli anında 25 mach hızına ulaşacağı belirtildi.

Türkiye’de halihazırda her biri 150 ile 2 bin km arasında menzillere sahip Yıldırım, Bora, Tayfun ve Cenk sınıfı füzeler bulunuyor. Yıldırımhan projesi hayata geçtiğinde 6 bin kilometre menzile ulaşılmasıyla birlikte Türkiye’nin bölgesel caydırıcılığının katlanarak artması bekleniyor.

YUNANİSTAN, GKRY VE İSRAİL YAKINLAŞMASI
Bir süredir Türk kamuoyuna yansıyan bilgilere göre Yunanistan ile ittifakını geliştiren İsrail’in, yine AB üyesi olan ancak Yunanistan’ın uydusu olarak bilinen Güney Kıbrıs Rum Yönetimi toprakları üzerinde hakimiyet kurmaya başladığı gözlemleniyor. Gayrimenkul satın alımları ile başlayan sürecin, topluca köy arazisi satışına kadar ulaştığı belirtiliyor. Sosyal medyaya yansıyan bilgilere göre, bölgede yaşayan Rum vatandaşları bu bölgelere alınmadığı gibi, Rum polisi de İsrail tarafından satın alınan o bölgelerde bir yetkilerinin olmadığını beyan ediyor. İsrail’in, Yunanistan ve GKRY üzerinden Doğu Akdeniz’de hakimiyet kurma planlarının kendi savunma derinliğini sağlamanın yanında, hangi ülkeyi çepeçevre abluka altına almaya çalıştığını da apaçık ortadadır!

NATO’NUN GELECEĞİNDEKİ BELİRSİZLİK
ABD Başkanı Donald Trump’ın işbaşına geldiği zaman yaptığı ilk açıklamalardan birisi de AB’yi savunmak için NATO şemsiyesi altında artık daha fazla para harcamak istemediklerini beyan etmesiydi. Trump’ın Avrupa Birliği’ne başının çaresine bakmasını söylemesinin hemen ardından Avrupa genelinde bir silahlanma ve savunma hazırlıkları yarışı başlamıştı. Burada dikkat çeken bir durum ise Avrupa Birliği’nin savunması için ekmek – su gibi ihtiyaç duyduğu ve üyelik başvurusu devam eden Türkiye’yi, düşman sınıfının içinde, Rusya ve Çin ile birlikte konumlandırmasıydı! Savunma sanayiinde bağımsızlık hareketini uzun yıllar önce başlatan ve önemli bir mesafe kat eden Türkiye ile iş birliği fırsatını değerlendirmek yerine doğrudan İsrail’e yanaşmaları ise gelecekte yaşanabilecekler için açıkça bir işaretti.
NÜKLEER SAVAŞIN AYAK SESLERİ
İran üzerinde istediği başarıyı sağlayamayan ABD Başkanı Donald Trump’ın İran’ı bugünlerde tekrar nükleer silah kullanmakla tehdit etmesi açıkçası yakın gelecekte yaşanması muhtemel bir felaketin habercisidir. Aynı şekilde Rusya’nın da 9 Mayıs’ta Moskova’da yapılacak askeri kutlamalara SİHA’larla saldıracağını beyan eden Ukrayna’ya karşı nükleer saldırı seçeneğini doğrudan masaya koyması bir başka endişe konusudur. Bugün olmasa bile yakın bir gelecekte daha da kuvvetlenecek olan nükleer savaş ihtimaline karşı Türkiye’nin nükleer silah sahibi olarak belli bir caydırıcılık seviyesine ulaşmış olması gerekmektedir. Halihazırda bir NATO üyesi olarak bu konuda hangi alternatifler kullanılabilir, işte sorunun düğümlendiği ve alternatiflerin değerlendirildiği nokta da burasıdır?
patronlardunyasi.com