Patronlar


Toygun ATİLLA 

#video_9739009#

O FOTOĞRAFIN BANA ANLATTIKLARI 

Bazı fotoğraflar bir kupayı değil, bir hayatı bir insanı değil, bir ülkeyi anlatır.
Kime neden sevindiğimizi…
Kimi neden kıskandığımızı…
Neden bazen başarıya alkış tutmak yerine aşağı çekmeye çalıştığımızı anlatır…

Dün gece İngiltere’den gelen bir fotoğrafa uzun uzun baktım. Tribünler… Kupa sevinci…

O fotoğrafın tam ortasındaki ise bir Türk Acun Ilcalı’ydı… 

Sonra aklıma Ertuğrul Özkök’ün şu cümlesi geldi: “Bu fotoğraf bir Türk başarı hikâyesidir…”

Haklıydı.

NETFLIX DİZİSİ OLACAK ÖYKÜ

Bana sorarsanız bu hikâye artık yalnızca televizyonculuk hikâyesi değil. Bu, Türkiye’den çıkıp dünyanın en sert rekabet alanlarından birinde oyun kurabilme hikâyesi…

Başka bir ülkede olsa bu hikâye çoktan Netflix dizisine dönüşürdü.

Senaryo fazlasıyla güçlüydü…

Annesini ve babasını trafik kazasında kaybetmiş bir genç düşünün… Hayatının en büyük travmasını daha yolun başında yaşayan bir insan…

Sonra motosiklet kazasında ölümden dönüyor…Sevdiklerini kaybediyor… Hayat boşluğunda savruluyor…

Bir gün ekranlarda “Acun Firarda…” Bir gün “Acun Yollarda…”

Sonra Televole koridorları…

Yıllar yıllar sonra…

İngiltere’de Premier League kapısına dayanan bir futbol kulübünün sahibi…

Sizce de film gibi değil mi ? 

BAŞARI HİKAYELERİNİN TÜRKİYE’DEKİ KARŞILIĞI

Ah ah…

Türkiye’de başarı hikâyeleriyle ilişkimiz hep problemli oldu.

Biz başarıya önce sevinmiyoruz.
Önce açık arıyoruz.

“Şununla niye fotoğrafı vardı…” “Bununla neden yakın oldu…” “Şu yapıyla ilişkisi olmuş…”

Kolay…

Çok kolay…

Peki o dönem o yapılar bu ülkenin içinde değil miydi?

Fethullahçılar da, Adnan Oktar’cılar da bir dönem bu ülkenin televizyonlarında, gazetelerinde, iş dünyasında, cemiyet hayatında meşru alan açılmış yapılardı.

Bugün bütün yükü yalnızca bireylerin omzuna yıkıp o dönemin sistemini hiç konuşmamak bana hep eksik geliyor.

Çünkü hayat steril laboratuvar ortamında yaşanmıyor.

İnsan bazen doğru insanlarla yürür… Bazen yanlış masalara oturur… Bazen hayatındaki büyük boşluklar onu yanlış ilişkilere sürükler…

Önemli olan yalnızca düşmek değildir.
Oradan nasıl çıktığındır.

İşte Acun Ilıcalı hikâyesinin gücü bence tam burada.

Bu hikâye, kusursuz insan hikâyesi değil. Ayağa kalkan insan hikâyesi.

Hem zaten…

Biz gerektiğinde eleştirmeyi de biliriz

Keşke deprem döneminde yardım sözü verip sonra ortadan kaybolan o yüzsüzlerin peşine herkes aynı cesaretle düşseydi. Bunların en başında da Acun Ilıcalı olsaydı…
Keşke sosyal medya linç enerjisinin birazı, kameralar önünde vicdan pazarlayıp sonra telefonlara çıkmayanlara gösterilseydi.
Keşke verilen sözleri unutanlar da bu kadar kolay unutulmasaydı. Acun Ilıcalı onları unutturmasaydı… Keşke… 

ACUN ILICALI’DA HİSSETTİĞİM VEFA DUYGUSU 

Ben Acun Ilıcalı ile hayatım boyunca hiç yüz yüze tanışmadım. Bir kahve içmişliğimiz yok.
Bir masada oturmuşluğumuz yok.

Nedense ona ve yanındaki arkadaşlarına uzaktan baktığımda onda eski usul bir vefa duygusu hissediyorum.

Belki yanılıyorumdur… Belki sadece sezgidir…

Bazı insanlar vardır… 

Başarıları büyüse bile bir fincan kahvenin hatırına inanır hissi verir.

Acun Ilıcalı bana biraz öyle geliyor.

Belki de onun insanlarda karşılık bulmasının nedeni tam olarak bu.

Çünkü insanlar kusursuz insanları değil… 

Düşüp yeniden ayağa kalkan insanları seviyor.

YENGEÇ SEPETİ 

Türkiye’de ise böyle durumlar bazen ilhamdan çok rahatsızlık yaratıyor. Yengeç sepeti psikolojisi tam da budur işte… Birisi yukarı çıkarken aşağı çekmeye çalışmak…

Oysa dün gece o fotoğrafa bakarken benim gördüğüm şey çok başkaydı. Bir Türk televizyoncusunun, İngiliz futbol ekonomisinin merkezinde kupa kaldırması…

Bu küçümsenecek bir şey değil.

Bu, “Acun Firarda” dan Premier League kapısına uzanan bir Türkiye hikâyesi…

Bence..

Bu hikâye gerçekten unutulmayacak kadar büyük bir hikâye.

patronlardunyasi.com