Eyüp SERBEST
ABD'nin Tennessee eyaletinde yaklaşık 30 yıldır idam edilmeyi bekleyen Christa Gail Pike'ın infazı, tarihin en sıra dışı idam vakalarından birine dönüştü.
1995 yılında 19 yaşındaki Colleen Slemmer'i öldürmekten suçlu bulunan ve 1996'da idama mahkûm edilen Pike'ın cezası zehirli iğneyle infaz edilmek istendi.
50 yaşındaki Pike'a ilaç verildi ancak beklenen olmadı. İlk dozdan sonra ölmeyen Pike'a ikinci doz uygulandı. Buna rağmen kalbi atmaya, nefes almaya devam etti. İnfazı izleyen gazeteciler Pike'ın zaman zaman horladığını bile aktardı.
Müdahalenin ardından infaz durduruldu ve Pike hastaneye götürüldü. Tennessee Valisi Bill Lee de olayın ardından eyalette yıl sonuna kadar yapılması planlanan infazları durdurdu ve bağımsız soruşturma başlatılacağını açıkladı.
DARAĞACININ KAPAĞI ÜÇ KEZ AÇILMADI
Olay dünyanın gündeminde ilk sıralarda yer aldı. Ancak Pike'ın ölümden dönmesi şaşırtıcı olsa da tarihte bir ilk değil.
Mesela İngiltere'nin en ünlü başarısız infazlarından biri 1885 yılında yaşandı.
John Henry George Lee, işvereni Emma Keyse'i öldürmekten suçlu bulunmuş ve idama mahkûm edilmişti.
23 Şubat 1885 günü Exeter Hapishanesi'nde darağacına çıkarıldı. Cellat James Berry hazırlıklarını yaptı, Lee'nin boynuna ip geçirildi ve mekanizma çalıştırıldı.
Ancak mahkûmun ayaklarının altındaki kapak açılmadı.
Lee darağacından indirildi. Mekanizma kontrol edildi ve sorunsuz çalıştığı görüldü.
Lee yeniden darağacına çıkarıldı.
Kapak yine açılmadı.
Bir kez daha kontrol edilen mekanizma Lee olmadan çalışıyor, Lee üzerine çıktığında ise açılmıyordu. Üçüncü denemede de aynı şey yaşanınca infazdan vazgeçildi. Olayın ardından İçişleri Bakanı Sir William Harcourt, Lee'nin idam cezasını ömür boyu hapse çevirdi.
Lee artık İngiltere'de başka bir isimle tanınıyordu:
Asılamayan Adam…
ASILDI, TABUTA KONULDU, YAŞADIĞI FARK EDİLDİ
Bu olaydan 235 yıl önce yine İngiltere'de bundan da inanılmaz bir olay yaşanmıştı.
22 yaşındaki hizmetçi Anne Greene, 1650 yılında çocuk öldürmek suçundan idama mahkûm edildi.
14 Aralık 1650'de Oxford'da darağacına çıkarıldı ve asıldı. Yaklaşık yarım saat sonra ipten indirildi.
Öldüğü düşünülüyordu.
Greene'in cesedi tabuta konuldu ve anatomik inceleme için doktorlara teslim edildi. Ancak tabut açıldığında Greene'in hâlâ yaşam belirtileri gösterdiği fark edildi.
Oxfordlu doktorlar genç kadını hayata döndürmek için müdahaleye başladı. Greene birkaç gün içinde toparlandı ve tamamen iyileşti. Olay dönemin İngiltere'sinde öylesine büyük yankı yarattı ki 1651'de yaşananları anlatan Newes from the Dead adlı bir eser bile yayımlandı.
Greene daha sonra affedildi.
Üstelik hayatına devam etti, evlendi ve üç çocuk sahibi oldu.
OTOPSİDEN ÖNCE UYANDI
Benzer bir olay yine İngiltere'den…
16 yaşındaki William Duell, tecavüz ve cinayetten suçlu bulunarak idama mahkûm edildi.
24 Kasım 1740'ta Londra'da yaklaşık 22 dakika boyunca darağacında asılı kaldı.
Öldüğü kabul edilen Duell'in cesedi, dönemin uygulaması gereği anatomik inceleme ve teşrih için Surgeons' Hall'a götürüldü.
Ancak doktorlar cesedi incelemeye hazırlanırken Duell'in hâlâ yaşadığını fark etti.
Müdahale edildi ve genç mahkûm yeniden kendine geldi.
Duell tekrar Newgate Hapishanesi'ne götürüldü. İdam cezası daha sonra sürgün cezasına çevrildi ve İngiltere'den gönderildi.
OSMANLI'NIN CELLATLARINI KOÇU ANLATIYOR
Bizdeki hikâyeler ise İngiltere'dekileri aratmayacak türden.
Eski İstanbul'un gündelik hayatını, kabadayılarını, tulumbacılarını, meyhanelerini ve bugün unutulmuş yüzlerce hikâyesini kayıt altına alan tarihçi Reşat Ekrem Koçu, Tarihimizde Garip Vakalar adlı eserinde Osmanlı'nın cellatlarına da geniş yer ayırıyor.
Koçu'nun aktardığına göre Osmanlı Devleti'nin resmî bir cellat teşkilatı vardı. Cellatbaşı ve emrindeki cellatlar, Bostancıbaşı Ağa'ya bağlıydı. İdam hükmü Bostancıbaşı'na veriliyor, hüküm onun emriyle yerine getiriliyordu. İdam edilecek kişi önemli bir devlet adamıysa Bostancıbaşı da infaz sırasında bizzat bulunuyordu.
Siyasi mahkûmlar çoğunlukla yağlı kementle boğuluyor, bazı infazların ardından kesilen başlar ibret amacıyla sergileniyordu.
Fakat Bostancıbaşı'nın eline düşen herkes ölmüyordu.
Ve bunlardan birinin hikâyesi, Osmanlı'nın en ilginç idamdan kurtuluş anlatılarından birine dönüştü.
BALIKHANE'DE ÖLÜMÜ BEKLEDİ
1822 yılında Sadrazamlıktan azledilen Hacı Salih Paşa, Topkapı Sarayı'nın korkulan yerlerinden Balıkhane Kasrı'na kapatıldı.
Balıkhane sıradan bir hapishane değildi. Padişahın gazabına uğrayan üst düzey devlet adamları burada haklarında verilecek son kararı bekliyordu. “Balıkhane'ye götürün” sözü, dönemin devlet adamları için neredeyse ölüm haberi anlamına geliyordu.
Hacı Salih Paşa da burada idamını bekledi.
Ancak ölmedi.
Hakkındaki ölüm cezasından kurtuldu, Gelibolu'ya sürgüne gönderildi. Daha sonra affedilerek devlet hizmetine geri döndü ve kariyerini Şam Valiliği'ne kadar taşıdı.
Dönemin infaz sistemini anlatan Reşat Ekrem Koçu'nun eserlerinde de Bostancıbaşı hapsinden sağ çıkmanın son derece istisnai olduğu vurgulanıyor. Tarihimizde Garip Vakalarda Koçu, cellatların Bostancıbaşı'nın emrinde bulunduğunu ve önemli kişilerin infazlarında Bostancıbaşı'nın bizzat hazır bulunduğunu anlatıyor.
CELLADINI GEÇERSEN HAYATTASIN
Hacı Salih Paşa'nın ölümden kurtuluşu zaman içinde çok daha renkli bir anlatıyla ün kazandı.
Osmanlı sarayında idama mahkûm edilen bazı yüksek rütbeli devlet adamlarına son bir şans verildiği, mahkûmun Bostancıbaşı ile yarıştırıldığı anlatılıyordu.
Yarış Topkapı Sarayı'ndan başlıyor, hedef Balıkhane tarafındaki kapı oluyordu.
Kural basitti:
Mahkûm önce varırsa yaşayacak, Bostancıbaşı önce varırsa ölecekti.
Bu geleneğin en meşhur kahramanı olarak da Hacı Salih Paşa'nın adı anlatılageldi. Rivayete göre Paşa kendisini öldürecek Bostancıbaşı'nı koşuda geçti ve böylece idamdan kurtuldu.
Sonrası ise hikâyeyi daha da ilginç hale getiriyor.
İdamını bekleyen adam önce sürgüne gönderildi, ardından affedildi, yeniden devlet görevine döndü ve sonunda Şam'a vali oldu.
Ancak bu olayda tarih ile rivayeti iyi ayırmamız lazım.
Hacı Salih Paşa'nın 1822'de azledildiği, Balıkhane'de tutulduğu, idam edilmekten kurtulduğu ve daha sonra yeniden devlet görevine döndüğü tarihsel anlatılarda yer alıyor. Buna karşılık Paşa'nın özgürlüğünü gerçekten Bostancıbaşı'yı koşuda yenerek kazandığını kesin olarak ortaya koyan birincil Osmanlı belgesi sınırlı.
Ama iki asırdır anlatılan hikâye değişmedi:
Celladından hızlı koştu, ölümden kurtuldu.
patronlardunyasi.com