Gündem


Burak ARTUNER 

Çünkü satılık olan yalnızca üç dönümlük bir Boğaz yalısı değil.

Orada bir denizcilik tarihi yatıyor.

BİR PATRON VARDI, SERVETİNİ DONANMAYA VERDİ

Yağcızade Şefik Bey, Osmanlı'nın denizlerde güç kaybettiği bir dönemde “seyirci kalmayalım” diyen tüccarlardan biriydi.

Karşıda Yunan, servetinin çoğunu Osmanlı'dan elde eden ama Yunan milliyetçiliğine kanan ünlü iş adamı Georgos Averof sayesinde  Averof Zırlısı'na sahip olmuştu.   

Yunan Donanmasının 1900'lerin başında aldığı Averof Zırhlısı

Bu dengeleri değiştiriyordu. 

Bir girişimci bir patron çıktı, milli düşüncelerle harekete geçti. 

Donanmaya yeni gemiler kazandırmak istiyordu. 

Hedeflediğini de yaptı. 

1909'da onun girişimiyle Donanma Cemiyeti kuruldu.

Amaç açıktı: Osmanlı donanmasının güçlendirilmesi için halkın ve varlıklı kesimlerin desteğini toplamak.

Öyle bugünkü gibi devlet bütçesinden milyarlarca liralık savunma harcamalarının yapıldığı bir dönemden söz etmiyoruz.

Halktan para toplanıyor, kadınlar ziynet eşyalarını veriyor, tüccarlar servetlerini ortaya koyuyor ve bir millet kendi donanmasını güçlendirmek için adeta seferber oluyordu.

Donanma İane Madalyası... Yağcızade Şefik Bey'in kurulmasına öncülük ettiği Donanma Cemiyeti'ne yardım yapanlara veriliyordu.

Bu kampanyanın en sembolik sonuçlarından biri Muâvenet-i Millîye oldu.

Geminin adı bile mesajdı:

Millî yardım...

Yani “Bu gemi milletin desteğiyle var.”

Dönemin önemli patronu Yağcızade Şefik Bey'in adı da bu büyük donanma seferberliğinin merkezinde yer aldı.

Averof'a karşı Almanya'dan Barbaros Hayreddin ve Turgut Reis zırhlıları da alındı. 

Denge kurulmaya çalışıldı. 

Averof'a karşı alınan Barbaros Hayreddin zırhlısı.

ŞİMDİ O YALI 55 MİLYON DOLAR

İşte bugün bütün bu hikâyenin ortasında o tarihi yalı yeniden karşımıza çıkıyor.

Bugün Genel Yayın Yönetmenimiz Toygun Atilla, detaylarıyla yazdı. 

1905 yılında inşa edilen Yağcı Hacı Şefik Bey Yalısı, daha sonra Faruk Yalçın tarafından satın alındı.

Yalçın, 1989'da kapsamlı bir restorasyon yaptırdı ve yaşamının sonuna kadar burada oturdu.

Yalı da zaman içinde onun adıyla anılmaya başladı.

Faruk Yalçın, kızı Süreyya Yalçın'ın düğününde.

Şimdi mirasçıları tarafından satışa çıkarılmış durumda.

İlk istenen rakamın 70 milyon dolar olduğu, alıcı çıkmayınca fiyatın 55 milyon dolara indirildiği bildiriliyor.

Bugünkü kurla yaklaşık 2,6 milyar lira...

Üç dönümlük arazi...

58 metrelik rıhtım...

Boğaz'ın eşsiz manzarası...

PİYASA DEĞERİNDEN FARKLI BİR DEĞERİ VAR 

Elbette bunların hepsinin bir piyasa değeri var.

Ama bazı yapıların piyasa değerinden başka bir de hafıza değeri vardır.

Bence bu yalı tam olarak böyle bir yer.

FARUK YALÇIN'DAN AZİZ YILDIRIM'A

Hikâyeyi daha da ilginç hale getiren ise aile bağlantısı.

Faruk Yalçın, Aziz Yıldırım'ın dayısıydı.

Ve bugün Aziz Yıldırım'ın sahibi olduğu Dearsan, Türkiye'nin askeri gemi üreticileri arasında yer alıyor.

Yani bir tarafta bir asır önce donanmanın güçlenmesi için servetini ortaya koyan Yağcızade Şefik Bey...

Yağcızade Şefik Bey.

Sonra onun adını taşıyan tarihi yalı...

Yalının son sahiplerinden Faruk Yalçın...

Ve bugün aynı aileden gelen Aziz Yıldırım...

Bu kez gemiler hazır.

Ama artık Osmanlı donanması için değil, Türkiye'nin tersanelerinden dünyanın farklı ülkelerine ihraç edilmek üzere...

GEMİLER BU KEZ TÜRKİYE'DEN DÜNYAYA GİDİYOR

Bir asır önce Osmanlı donanması için gemi almak üzere para veren bir ailenin hikâyesi, bugün Türkiye'den başka ülkelere askeri gemi ihraç eden bir tersaneyle devam ediyor.

Bundan daha güzel bir aile tesadüfü olur mu?

YALININ KADERİ NE OLACAK?

İşte benim asıl merak ettiğim nokta burası.

55 milyon dolar...

Bir yatırımcı için müthiş bir gayrimenkul.

Bir koleksiyoner için eşsiz bir Boğaz mülkü.

Bir yabancı yatırımcı için İstanbul'un en değerli tarihi yapılarından biri...

Ama Türkiye için?

Bir denizcilik hafızası.

O PATRONUN VE DONANMA CEMİYETİNİN HİKAYESİ ANLATILSA...

Ben olsam bu yalının satışı gündeme geldiğinde yalnızca “Kim alacak?” diye bakmam.

“Türkiye bunu nasıl koruyabilir?” diye bakarım.

Çünkü burası bir müze olabilir.

Bir Türk denizcilik tarihi merkezi olabilir.

Donanma Cemiyeti'nin hikâyesi burada anlatılabilir.

Muâvenet-i Millîye'nin öyküsü burada yaşatılabilir.

Averof'a karşı alınan gemilerden biri Muavenet-i Milliye.

Osmanlı'dan Cumhuriyet'e Türk denizciliğinin dönüşümü burada sergilenebilir.

Hatta bugün Türkiye'nin ürettiği ve ihraç ettiği modern savaş gemilerinin hikâyesi bile bu tarihi mekânda anlatılabilir.

AZİZ YILDIRIM'IN MİSYONU 

Elbette farkındayım, 55 milyon dolar küçük bir para değil.

Donanmanın bütçesi var.

Kamu kaynaklarının nasıl kullanılacağına dair binlerce öncelik var.

Ama bazen bir binayı satın almak, bir binayı değil bir hafızayı satın almaktır.

Dönemin ünlü patronu Yağcızade Şefik Bey'in zamanında yaptığı da aslında buydu.

O gün kendi servetini deniz gücüne yatırdı.

Bugün onun adını taşıyan yalı satılıyor.

Ve aynı aileden gelen Aziz Yıldırım'ın şirketi dünyanın farklı ülkelerine savaş gemileri ihraç ediyor.

Tarih bazen insanın karşısına öyle bir tablo çıkarıyor ki, başlık kendiliğinden geliyor:

KEŞKE O YALIYI DONANMA ALSA!

Çünkü Boğaz'da bir yalı daha el değiştirebilir.

Ama o yalı, doğru ellerde, Türkiye'nin denizcilik hafızasının yaşayan bir parçasına dönüşebilir.

Ve belki bir gün o yalının kapısından içeri giren çocuklar, Şefik Bey'in hikâyesini dinleyip dışarı çıktıklarında Boğaz'da ilerleyen bir Türk savaş gemisini görürler.

İşte o zaman...

Bir asır önce verilen bir paranın, bir asır sonra hâlâ denize baktığını hissederler.

İLGİLİ HABER

55 milyon dolara satışa çıkartılan boğazdaki Faruk Yalçın Yalısı'nın 150 yıllık hikayesi

patronlardunyasi.com