Burak ARTUNER
Büyük Taarruz 27 Ağustos 1922 tarihinde başladıktan dört gün sonra 31 Ağustos sabahı Yunan ordularının yarı mevcudu yok edilmiş ve ya da esir alınmıştı. Savaş malzemelerinin tümünü kaybetmiş Yunan Ordusu'nun kalıntıları, İzmir'e doğru kaçarken, gittikçe vahşileşmiş, geçtiği her yeri yakıp yıkıyor, kadınlara tecavüz ediyor, çoluk çocuk demeden sivilleri öldürüyor ve büyük bir barbarlık örneği sergiliyordu.
Ünlü tarihçi Lord Kinross "Atatürk- Bir Milletin Yeniden Doğuşu" adlı eserinde bundan sonrasını şöyle aktarıyor:
Savaşın nasıl geliştiği üzerinde, zafer kesinleşinceye kadar, ne İstanbul ne de Ankara'da pek bir şey öğrenebilmişti. Güvenlik önlemlerini hâlå elden bırakmayan Mustafa Kemal, yalnızca birtakım ileri harekâtlardan söz eden kısa, günlük bildirilerle yetiniyor, bunların kapsamını açıklamıyordu, 'Maksadımız, durumu elden geldiği kadar cihandan gizlemekti,' der. Gerçekten de, saldırı başladıktan on gün sonra Rauf Bey, Müttefiklerden eski mütareke görüşmelerini bir parça daha ileri götüren bir nota almış ve talimat istemek için Mustafa Kemal'e başvurmuştu. Gazi, artık orada Anadolu sorunu diye bir şey kalmadığını ve yalnızca Trakya'yı ilgilendiren bir mütarekeyi tartışmaya hazır olduğunu bildirerek karşılık verdi.
ZAFER HABERİ GEÇ ULAŞTI
(…) Savaşın fiilen kazanılmış olduğu ikinci gün, bildiri yayınlanmamıştı. Arkadan, epey gecikmiş olarak Afyon'un kurtulduğu öğrenildi. Bunun üzerine halk, sokaklara döküldü; Türk milleti ordu ve Gazi şerefine gösteriler yapılmaya, havaya sevinçle silahlar atılmaya başlandı. Ankara bundan sonra artık her şeyin düzeldiğini anlamış oldu.
(…) İstanbul'da ise, olayların sonucuna pek o kadar güvenilmiyordu. (…) Çoklarına, Anadolu'da başlayan saldırı, delice bir iş gibi geliyordu. Savaş üzerinde tek bilgi kaynağı, resmi Yunan bildirileriydi. Bunlar da Türk başarılarını önemsiz şeyler gibi gösteriyor, Türkler geri çekiliyorlarmış izlenimi vermeye çalışıyordu. Yunanlılar, şehrin kulüplerinde, Mustafa Kemal'in ezilmesi şerefine şampanya patlatıyorlardı. Esir düştüğü söylentisi bile çıkmıştı. Yollarda ve akşamları boğaz vapurlarında, Türklerin suratı bir karış asıktı.
Türk başarısına dair güvenilir kaynaklardan haber alındıktan sonra bile, gazeteler, halk inanmayacak diye bunları sakınarak yayınladılar. Sonra bir gün, gerçeğin, en iyimser haberleri bile geride bırakmış olduğu anlaşıldı. Esir düşen Mustafa Kemal değil, Yunan komutanıydı. Yunan orduları yenilmiş, darmadağın kaçmaya başlamışlardı.
Mustafa Kemal Paşa'nın konuk olduğu, "Hayatımın en mutlu gecesini geçirdim" dediği İzmir'in adı sonradan Kemalpaşa olarak değişecek Nif kasabasındaki küçük ev.
HALK GAZETELERİN ÖNÜNE AKIN ETTİ
Ertesi gün gazeteler haberi vermeye başlayınca, kapılarının önünde öylesine bir kalabalık toplandı ki, gazeteleri pencerelerden sokağa fırlatmak zorunda kaldılar.
KÖYLÜLER ETRAFINI SARDI: BAKIN GAZİ KEMAL!
Mustafa Kemal, Uşak'taki karargahını İzmir'e Nif'e (Kemalpaşa) tam zamanında geldi. Arabası, hemen köylüler tarafından sarılmıştı. Gözlüklerini çıkarıp bir sigara yaktı. Bu sıra da ona doğru ağır ağır ilerleyen bir adam, gözlerinin içine baktı, cebinden buruşmuş bir resim çıkardı, resmi iyice süzdü, sonra gözlerini yine ona çevirdi. Tamam, sensin!' diye haykırdı. Halka dönerek: 'Bakın,' dedi. "Gazi Mustafa Kemal!"
Gazi kendisine hazırlanan karargaha girdi. Venizelos'un duvarda asılı duran resmini küçümseyerek görmezlikten geldi. Yabancı konsoloslar görünürde yoktu. Ankara ve İstanbul yoluyla gönderilen mesajı vaktinde alamamışlardı. Gazi'nin öncüleri, İzmir'e girmek üzereydiler. Akdeniz'e varmışlardı.
Mustafa Kemal ertesi gün, ordunun ardından şehre girecekti.
Mustafa Kemal Paşa, Kocatepe'de
"İÇKİ GETİRDİLER, İÇMEDİ"
Bu akşam daha sonra Kemalpaşa adını alacak olan Nif'te kendini rahatlamış ve neşeli hissediyordu. Nedir bu?' diye bağırdı. 'İzmir'e girdiğimiz akşamdır bu. Bu kadar sessiz mi olacağız? Kendimiz şarkı söyleyelim bari.
Bir kadeh içki getirmişlerdi, istemedi. 'İş ve içki bir arada olmaz" dedi. Saldırı başladığından beri ağzına bir damla içki koymamış amacını elde edinceye kadar da koymayacaktı. Yanındaki subaylarla birlikte, yalnız kahve ile coşarak, Venizelos'un resmi altında zaferi kutlamak için şarkı söylemeye başladı.
Kurtuluş Savaşı kahramanları Mehmetçikler
"HESABIMDA BİR GÜNLÜK YANLIŞ YAPMIŞIM..."
Zaferi kazanması için on beş gün yetmişti. Sonunda Ankara'ya döndüğü vakit arkadaşlarından özür diledi: 'Kusura bakmayın. İnsan bazen hesabında yanılabilir. Tahminimde bir günlük bir yanlış yapmışım."
"TÜM HAYATIMDA SEVİNÇLE GEÇİRDİĞİM BİR GECE VARDIR...
Kemalpaşa’ya 12 Ekim 1925 yaptığı gezi sırasında Türk Ocağı’nda konuşmasında, Niş'teki o geceyi şöyle aktarır: “Bütün hayatımda sevinçle geçirdiğim bir gece vardır. O gece, ordumuzun İzmir’e girdiği günün burada geçirdiğim gecesidir. O vakit buradan geçerken bu muhterem halkın gördüğü zulüm ve teâddîye rağmen resmimi koyunlarından çıkararak beni tanıdıklarını ve otomobilime atılarak kucakladıklarını unutamam. Bugün o hatırayı yaşıyorum, bahtiyârım.”
patronlardunyasi.com