Gündem


Toygun ATİLLA

Bugün AK Parti 25 yaşında.

Çeyrek asır…

Bir siyasi parti için çok uzun, bir siyasetçinin aynı hareketin tartışmasız lideri olarak kalması için ise olağanüstü uzun bir süre.

14 Ağustos 2001’e dönelim.

Türkiye henüz Şubat 2001 ekonomik krizinin yaralarını sarıyordu.

Recep Tayyip Erdoğan ise İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı yapmış, cezaevine girmiş, siyasi yasak yaşamış bir siyasetçiydi.

AK Parti’yi kurdu.

Sadece 15 ay sonra, 3 Kasım 2002’de sandık geldi.

AK Parti yüzde 34,3 oyla 363 milletvekili çıkardı.

Tek başına iktidar oldu.

Erdoğan siyasi yasağı nedeniyle milletvekili değildi. Abdullah Gül başbakan oldu.

Yasağın kaldırılmasının ardından Erdoğan 2003’te Siirt’te yenilenen seçimde milletvekili seçildi ve 14 Mart 2003’te başbakanlık koltuğuna oturdu.

Bugünden geriye baktığımızda o koltuğun yalnızca bir hükümet değişikliğine değil, Türkiye siyasetinde çok uzun bir dönemin başlangıcına dönüştüğünü biliyoruz.

YEDİ GENEL SEÇİMİN YEDİSİNDE DE BİRİNCİ

Önce rakamları masaya koyalım.

AK Parti 2002 milletvekili seçiminde yüzde 34,3 oy aldı.

2007’de yüzde 46,6.

2011’de yüzde 49,8.

7 Haziran 2015’te yüzde 40,9.

1 Kasım 2015’te yüzde 49,5.

2018’de yaklaşık yüzde 42,6.

2023’te yüzde 35,6.

Yedi milletvekili genel seçimi…

Yedisinde de Türkiye’nin birinci partisi.

7 Haziran 2015 bunun önemli istisnasını da gösteriyor: AK Parti yine birinciydi ama ilk kez tek başına hükümet kuracak Meclis çoğunluğunu kaybetti. Beş ay sonra yenilenen seçimde oyunu yaklaşık dokuz puan artırarak yeniden tek başına iktidar çoğunluğunu elde etti. 

Erdoğan’ın doğrudan kendi adıyla girdiği Cumhurbaşkanlığı seçimleri de ayrı bir tablo.

2014: yüzde 51,79.

2018: yüzde 52,59.

2023 ise çok daha zorlu geçti.

İlk turda yüzde 50’yi aşamadı.

İkinci turda Kemal Kılıçdaroğlu karşısında yüzde 52,18 oyla yeniden Cumhurbaşkanı seçildi.

Üstelik 2023 seçimi, Türkiye’nin tarihinin en yıkıcı depremlerinden birinden yalnızca üç buçuk ay sonra ve ağır bir hayat pahalılığı ortamında yapıldı.

Bu nedenle Erdoğan’ın siyasi kariyerini anlatırken kullanılması gereken cümle bana göre “Hiç seçim kaybetmedi” değil.

Çünkü doğru değil.

Daha çarpıcı gerçek ise, Erdoğan kaybettiği seçimlerden sonra da siyasi merkezi kaybetmedi.

İKİ BÜYÜK UYARI: 2019 VE 2024

2019 yerel seçimlerinde AK Parti İstanbul’u kaybetti.

Hem de Erdoğan’ın siyasi kariyerinin başladığı şehri.

Ankara da kaybedildi.

2024 yerel seçimleri ise daha büyük bir kırılmaydı.

AK Parti kuruluşundan bu yana ilk kez ülke genelindeki bir seçimde ikinci parti konumuna geriledi.

Erdoğan sonucu reddetmedi.

Partisinin istediği neticeyi alamadığını kabul etti ve seçmenin mesajının değerlendirileceğini söyledi.

25 yıllık Erdoğan hikayesini anlamak isteyenlerin bence özellikle buraya bakması gerekiyor.

25 YILDA SADECE SANDIK DEĞİŞMEDİ

AK Parti’nin 25 yılını yalnızca seçim sonuçlarından okursak eksik kalır.

Bu süre içinde Türkiye fiziksel olarak da büyük ölçüde değişti.

Marmaray…

Yavuz Sultan Selim Köprüsü…

Osmangazi Köprüsü…

Avrasya Tüneli…

İstanbul Havalimanı…

Yüksek hızlı tren hatları…

Şehir hastaneleri…

Bölünmüş yollar…

TOKİ konutları…

Bunların bazıları yıllardır tartışılıyor.

Maliyetleri, finansman modelleri, kamu-özel işbirliği sözleşmeleri de eleştirildi.

Bunların hepsi gazeteciliğin ve siyasetin tartışma alanıdır.

Ancak bunları yaparken, Türkiye’nin 2002’deki fiziki altyapısıyla 2026’daki altyapısı aynı olmadığını atlamamız gerekiyor. 

En önemlisi seçmen bunun önemli bölümünü Erdoğan ile özdeşleştirdi.

SAVUNMA SANAYİİNDEKİ RAKAM ÇOK ÇARPICI

25 yılın en görünür değişimlerinden biri savunma sanayiinde yaşandı.

Savunma Sanayii Başkanlığı’nın verilerine göre 2002’de Türkiye’nin savunma ve havacılık ihracatı yalnızca 248 milyon dolardı.

2025’te?

10 milyar 54 milyon dolar.

Yaklaşık 40 kat.

2002’de yürütülen savunma projesi sayısı 62’ydi.

Bugün 1.400’ün üzerinde.

Projelerin toplam hacmi yaklaşık 5,5 milyar dolardan, ihale sürecindekiler dahil 100 milyar doların üzerine çıktı.

2002’de dünyanın en büyük savunma şirketleri listesinde Türkiye’den şirket bulunmazken 2025 listesinde ASELSAN, TUSAŞ, ROKETSAN, ASFAT ve MKE yer aldı. 

İHA’lar, SİHA’lar, TCG Anadolu, milli savaş uçağı KAAN ve füze sistemleri artık yalnızca savunma politikası değil, Türkiye’nin ihracat ve dış politika araçlarının da bir parçası.

Bu dönüşüm Erdoğan döneminin hanesine yazılması gereken en somut değişimlerden biri.

EKONOMİNİN İKİ AYRI ERDOĞAN DÖNEMİ VAR

Ekonomide ise tek bir Erdoğan döneminden söz etmek bana göre mümkün değil.

En az iki ayrı dönem var.

İlk yıllarda AK Parti, 2001 krizinden sonra oluşturulan ekonomik programın, bankacılık reformlarının, mali disiplinin ve AB üyelik perspektifinin üzerine geldi.

Dünya ekonomisindeki elverişli konjonktür de Türkiye’nin önünü açtı.

Yabancı sermaye geldi.

Enflasyon düştü.

Faizler geriledi.

Bankacılık sistemi güçlendi.

Türkiye 2005’te Avrupa Birliği ile tam üyelik müzakerelerine başladı. Bugün o müzakereler 2018’den beri fiilen durmuş durumda.

Türkiye’nin IMF’ye kalan borcunun son taksiti de 2013’te ödendi.

2000’lerin ilk on yılı AK Parti’nin en güçlü ekonomik hikayesini yarattı.

Yeni bir muhafazakar orta sınıf büyüdü.

Anadolu şirketleri ölçek kazandı.

Ev, otomobil ve tüketim imkanlarına ulaşan kitle genişledi.

Erdoğan’ın seçim başarısını yalnızca kimlik siyasetiyle açıklamak bu nedenle büyük hata olur.

İlk dönem Erdoğan seçmeninin önemli bölümü cebindeki değişimi de gördü.

SONRA TABLO DEĞİŞTİ

Özellikle 2018’den itibaren ekonomi Erdoğan iktidarının en zor başlığına dönüştü.

Kur şokları…

Yüksek enflasyon…

Kira ve konut fiyatları…

Gıda fiyatları…

Hayat pahalılığı…

Emeklilerin ve ücretlilerin satın alma gücü…

2025 sonunda yıllık tüketici enflasyonu TÜİK’e göre yüzde 30,89 oldu. Bir yıl önce yüzde 44,38, 2023 sonunda ise yüzde 64,77’ydi. Yani dezenflasyon başlamış olsa bile fiyat seviyesindeki yükseliş toplumun en önemli sorunlarından biri olmayı sürdürüyor.

Erdoğan’ın 25 yıllık ekonomik öyküsünün en büyük paradoksu da burada.

İktidarının ilk dönemindeki en büyük siyasi sermayelerinden biri ekonomiydi. Son dönemindeki en büyük siyasi sınavlarından biri de yine ekonomi oldu.

BİR BAŞKA TÜRKİYE DOĞDU

Ancak değişim yalnızca ekonomide değildi.

Başörtüsü Türkiye’nin en sert siyasi meselelerinden biriydi.

Üniversitelerde, kamuda, Meclis’te yıllarca tartışıldı.

Bugün o yasakların önemli bölümü artık Türkiye’nin gündeminde değil.

Asker-siyaset ilişkisi köklü biçimde değişti.

Bir zamanlar hükümetlerin üzerinde büyük siyasi ağırlığı bulunan askeri vesayet düzeni geriledi.

Cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesi kabul edildi.

Ardından 2017 referandumu geldi.

2018’den itibaren Türkiye parlamenter sistemden Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ne geçti.

Bu değişikliklerin destekçileri bunları demokratikleşme ve yönetimde etkinlik olarak okudu.

Eleştirenler ise kuvvetler ayrılığı, yargı bağımsızlığı, kurumların gücü ve denge-denetleme mekanizmalarının zayıfladığını savundu.

Bu tartışma bugün de bitmiş değil.

Sonucu hangi taraftan değerlendirirsek değerlendirelim Erdoğan yalnızca Türkiye’yi yöneten siyasetçi olmadı, Türkiye’nin yönetim modelini değiştiren siyasetçi oldu. Bu gerçek hiç değişmedi

25 YILA KAÇ KRİZ SIĞDI?

Sonra takvime bakıyorum.

2007 Cumhurbaşkanlığı krizi ve e-muhtıra…

2008’de AK Parti hakkında açılan kapatma davası…

2008 küresel ekonomik krizi…

2013 Gezi olayları…

17-25 Aralık…

Çözüm süreci ve ardından yeniden başlayan terör…

Suriye iç savaşı…

Milyonlarca Suriyelinin Türkiye’ye gelişi…

15 Temmuz 2016 darbe girişimi…

2018 kur krizi…

Pandemi…

Rusya-Ukrayna savaşı…

6 Şubat 2023 depremleri…

Ve ağır enflasyon.

Normal bir demokraside bunların birkaç tanesi bile bir siyasi liderin kariyerini bitirebilir.

Erdoğan bunların tamamından çıktı.

Aynı Erdoğan olarak mı?

Hayır.

ERDOĞAN DA DEĞİŞTİ

Bence 25 yılı anlamanın kilit noktalarından biri bu.

2002’nin Erdoğan’ı ile 2026’nın Erdoğan’ı aynı siyasi çizgide değil.

İlk yıllarında Avrupa Birliği üyeliği, reformlar, liberal ekonomi ve Batı sermayesi çok daha güçlü referanslardı.

Sonraki yıllarda güvenlik, milli savunma, stratejik özerklik, güçlü devlet ve daha milliyetçi bir siyasi dil öne çıktı.

Bir zamanların en sert siyasi rakiplerinden MHP, Cumhur İttifakı’yla Erdoğan’ın en önemli ortağı oldu.

Kürt sorununda açılım ve çözüm sürecini deneyen de Erdoğan’dı, sürecin çöküşünden sonra çok daha güvenlik merkezli politika izleyen de.

Bu değişimleri tutarsızlık olarak okuyanlar var.

Ben siyasi dayanıklılık açısından Erdoğan'ı değişen seçmeni çok iyi okuyan bir siyasetçi olarak görüyorum. 

Gerektiğinde siyasi pozisyonunu yeniden kurabiliyor.

İşin ilginci, bunu kendi tabanını tamamen kaybetmeden yapabiliyor.

Bu, siyaset sanatında az rastlanan bir özellik.

DIŞ POLİTİKADA DA BAŞKA BİR TÜRKİYE

25 yıl önce Türkiye’nin dış politikasının ana ekseni Avrupa Birliği ve ABD ilişkileriydi.

Bugün çok daha karmaşık bir Türkiye var.

NATO üyesi.

AB’ye aday.

Aynı zamanda Rusya ile yoğun ilişki kuruyor.

Ukrayna’ya destek verirken Moskova ile konuşabiliyor.

Karadeniz Tahıl Girişimi’nde arabuluculuk yaptı.

Azerbaycan’a Karabağ savaşında güçlü destek verdi.

Libya’da askeri ve siyasi aktör oldu.

Afrika’daki diplomatik ve ticari varlığını genişletti.

Körfez ülkeleriyle bir dönem yaşanan sert gerilimlerin ardından yeniden yakın ilişkiler kurdu.

Bu politikanın yanlışları ve maliyetleri elbette tartışılabilir.

Suriye politikası ve göç bunun en ağır tartışma başlıklarından biri oldu.

Göç İdaresi’nin verileri bile meselenin Türkiye açısından ne kadar büyük olduğunu gösteriyor; Suriye’deki rejim değişikliğinin ardından yüz binlerce kişinin gönüllü geri dönüş süreci başladı. 

2026 Türkiye’sinin 2002 Türkiye’sinden dış politikada daha fazla inisiyatif almaya çalışan bir ülke olduğu da açık.

RAKİPLER GELDİ GEÇTİ

Şimdi Erdoğan’ın karşısında ya da yanında siyaset yapan isimleri düşünelim.

Bülent Ecevit…

Deniz Baykal…

Necmettin Erbakan…

Tansu Çiller…

Mesut Yılmaz…

Kemal Kılıçdaroğlu…

Muharrem İnce…

Meral Akşener…

Ahmet Davutoğlu…

Ali Babacan…

Abdullah Gül…

Bazıları siyasetten çekildi.

Bazıları Erdoğan’ın yol arkadaşıyken rakibi oldu.

Bazıları parti kurdu.

Bazıları Cumhurbaşkanlığı için karşısına çıktı.

Devlet Bahçeli ise bir dönem Erdoğan’ın en sert rakiplerinden biriyken yıllar sonra en önemli siyasi ortağı haline geldi.

Amerika’da başkanlar değişti.

Avrupa’da başbakanlar, cumhurbaşkanları değişti.

Türkiye’nin çevresindeki rejimler bile değişti.

Erdoğan kaldı.

PEKİ NASIL?

Bence 25. yıl yazısının asıl sorusu bu.

Erdoğan bunu nasıl yaptı?

Tek bir cevabı yok.

Muhafazakâr seçmenle kurduğu güçlü kimlik bağı var.

Sosyal politikalar var.

Altyapı yatırımları var.

Ekonominin çok güçlü olduğu ilk on yıl var.

Partisinin Türkiye’nin hemen her ilçesine ulaşan örgütü var.

Kriz zamanlarında seçmenini konsolide edebilme kabiliyeti var.

Güçlü iletişim yeteneği var.

Belki de hepsinden önemlisi, Erdoğan seçmeni küçümsemiyor.

Kendi seçmeninin neye kızdığını, neden korktuğunu, ne istediğini takip ediyor.

Bazen rakiplerinden önce fark ediyor.

2024 yerel seçimi bunun tersinin de mümkün olduğunu gösterdi.

Ekonomik sıkıntı özellikle emekliler ve dar gelirliler üzerinde ağırlaştığında seçmen AK Parti’ye mesaj verdi.

Demek ki Erdoğan-seçmen ilişkisinde de açık çek yok.

Bu gerçek, Erdoğan’ın aldığı oyların değerini azaltmıyor.

Tam tersine artırıyor.

Bütün bunların sonunda tekrar tekrar sandığa gitmek ve yeniden çoğunluğu sağlayabilmek gerekiyor.

ERDOĞAN’I SADECE SEVENLERİ ÜZERİNDEN OKUMAK YETMEZ

Bana göre Erdoğan’ın Türkiye siyaseti üzerindeki asıl etkisi burada.

25 yıldır yalnızca kendisine oy verenlerin siyasi davranışını belirlemiyor.

Kendisine oy vermeyenlerin siyasi davranışını da belirliyor.

Muhalefetin aday tercihinden ittifaklarına…

Siyasi söyleminden seçim stratejisine kadar Türkiye’de siyaset uzun yıllardır Erdoğan’a göre pozisyon alıyor.

Yanında.

Ya da karşısında.

Bir siyasetçinin bir ülkenin siyasi eksenine dönüşmesi zaten tam olarak budur.

25 YILIN SONUNDA

Bugün Ankara’da AK Parti’nin 25 yılı anlatılacak.

Yollar anlatılacak.

Köprüler anlatılacak.

Hastaneler, havalimanları, savunma sanayii anlatılacak.

Muhalefet ise başka bir 25 yıl anlatacak.

Enflasyonu…

Hukuku…

Kurumları…

Eğitimi…

Gelir dağılımını

Sonra... 

Sonrasında bakalım AK Parti'nin 30. yılında ne konuşacağız, ne yazacağız. Onu da zaman gösterecek.

patronlardunyasi.com