Patronlar


Necla DALAN

Güllaç Ramazan sofralarının gülüdür. Çok güzel bir tatlı olmasına rağmen nedense Ramazan dışında sofralarda kendine pek yer bulamaz. Ben güllaç sevenlerdenim. Gül kokusu, sütlü dokusu çocukluğuma götürür beni nedense… 

Bu satırları neden mi yazdım?

Sosyal iş ağında gezinirken bir vefat ilanı gördüm. İlan adı güllaçla özdeşleşen, 1881’den beri güllaç üreten Saffet Abdullah Güllaçları’nın dördüncü nesil temsilcisi Erdal Arseven’e aitti. Çocukluğumuzda da bu marka girerdi evlerimize… Türkiye’de 100 yılı deviren şirket çok fazla olmadığı için hemen şirketi ve tarihçesini merak ettim.

JAPONYA’YA GÜLLAÇ GÖNDERİYOR

Önce günümüzden biraz bilgi vereyim. Vefat eden Erdal Arseven ve Gürsel Arseve’in yönettiği şirket, Türkiye’de güllaç pazarının yüzde 65’ine hâkim. Almanya, Fransa, Singapur, Dubai ve Japonya'ya ihracat yapılıyor. 

Gelelim tarihçesine… Web sitelerindeki bilgiye göre Saffet Abdullah markasının hikâyesi, Abdullah Efendi’nin Osmanlı-Rus savaşı nedeniyle Kırım’dan İstanbul’a gelerek Bekir Efendi adında yaşlı bir güllaç ustası ile beraber Topkapı sarayında güllaç dökmesiyle başlar. 

KIRIM’DAN SARAYIN GÜLLAÇÇILIĞINA UZANAN HİKAYE

Bekir Efendi’nin vefatından sonra Abdullah Efendi, 1881 yılında Büyük Saray Meydanı’nda un ve nişasta yapımı için değirmen, güllaç dökmek içinse kömür ocaklarının yapımını tamamlar. Şimdiki Zeytinburnu ve Edirnekapı bölgesinde yetiştirdiği buğday ve mısırları kullanarak değirmeninde ve taş dibeklerde un ve nişasta yapar. Kömür ateşinde ısıttığı tavalarda tek başına saraya güllaç dökmeye devam ederek “Saray’ın Güllaççısı” unvanını alır.

1900 yılında Eminönü’nde Mısır Çarşısı yanında, bir girişi Eminönü meydanına diğer girişi Taşçılar caddesine açılan Nafia Han’da dönemin ticari kayıtlarında No: 3’te “Uncu Abdullah” olarak kayıtlı dükkânında güllaç, mısır ve buğday unu ve nişasta gibi ürünlerinin satışına başlar ve yaklaşık 40 yıl süreyle işini başarı ile devam ettirir.

AT ARABASINI VE UNLARINI MİLLİ MÜCADELENİN EMRİNE VERDİ

1921’de “Tekâlif-i Milliye Emirleri” çerçevesinde, bu kararlara katılım için Abdullah Efendi değirmenini ve at arabasında kullandığı atlarını, at arabasını un ve gerekli malzemeyi Millî Mücadele’nin emrine verir. Zor şartlar altında eşi Haşime Hanım ve en küçük oğlu Saffet ile ticari faaliyetini sürdürerek mücadeleye devam eder.

Birinci Dünya Savaşı sebebiyle ülkenin ekonomik durumu ve piyasalar çok zor şartlar altındadır. Saffet Efendi (sonradan soyadı kanunu çıkınca Arseven soyadını alır) bu şartlar altında işini ve baba mesleği güllaç üretimini Sur İçi’nde Şehremini/Büyük Saray Meydanı’nda devam ettirir. 1930 yılında Eminönü Asma Altı Caddesi’nde daha merkezi konumlu bir dükkân satın alarak iş yerini buraya taşır.

MARSHALL YARDIMI VE İSTİMLAK YILLARI

1956-57 yıllarında o bölgede Amerikan Marshall yardımları olarak bilinen finansal destek sonucu başlatılan büyük istimlak hareketi nedeniyle iş yerleri istimlak edilir. Geçici bir süre için yakındaki henüz istimlak edilmemiş olan İplikçi Ferit Altıoğlu Hanı’na taşınan Saffet Arseven 1,5 yıl sonra yine istimlak nedeniyle buradan da ayrılmak zorunda kalır.

1959 yılında işletme İstanbul Ticaret Odası’na kaydolur ve “Saffet Kollektif Şirketi-Saffet Arseven ve Oğulları” adını alır. Saffet Efendi, 1969 yılında iş hayatından ayrılır ve iki oğlu, Yalçın ve İlhan Arseven işleri devralır. 

İki kardeş satış faaliyetlerinin devamı için Eminönü Gıda Sitesi Tuzcular Sokak’a taşınırlar. Eminönü’nde Zindan Han’ın yanındaki bu dükkân 1984 yılında istimlak edilince, yaklaşık 1,5 yıl süreyle birçok esnaf gibi üretim dışındaki satış faaliyetlerini açık alanda sürdürmek zorunda kalırlar. 1986 yılı başlarında İstanbul/Rami Gıda Sitesi olur yeni adresleri… 

1980’Lİ YILLAR, DÖRDÜNCÜ KUŞAK GÖREVDE

1980’li yıllardan itibaren firma faaliyet ve yönetimine dördüncü kuşak olan ve çocukluk çağlarından beri güllaç üretimi ve satışı ile iştigal ederek aynı zamanda yükseköğrenimlerini de tamamlayan Gürsel ve Erdal Arseven katılır.

Bu katılım ile işletmenin tüm faaliyetlerinde modernleşme ve entegrasyon süreci ivme kazanır, kurumsallaşma ve dışa açılma artar.
2010 yılında Bursa-Orhangazi, Marzim Fabrikası’nın yapımına başlanır ve 2016 yılında faaliyete alınır.

KASTAMONULU USTA SAYESİNDE SARAYA GİRDİ

15’inci yüzyılın ortalarına kadar Osmanlı’da halk, mısır nişastasından yufkalar açar ve bu yufkaları saklarmış ve bu yufkalar havayla temas halinde olduğu için zamanla kururmuş. Halk da kuruyan bu yufkaları süt ve şekerle ıslatıp yermiş. Zamanla içine gül suyunun eklenmesiyle “güllü aş” ismini almış. İlerleyen zamanda tatlının adı “güllaç” a dönüşmüş.

Güllaç saraya ilk kez 1489’da girmiş. Kastamonulu Ali Usta’nın, elinde kalan kuru yufkaları, saray görevlilerinin Kastamonu gezisi sırasında şekerli sütle ıslatıp ikram etmesiyle Osmanlı sarayına girmiş ve sarayın gözbebeği olmuş. Ali Usta bir ferman ile saraya getirilmiş ve Tatlıcıbaşı yapılmış. 
Osmanlı sarayının sofralarından eksik edilmeyen güllaç tatlısının yaprakları Osmanlı döneminde kömür ocaklarında sac tavalarda yapılırmış. Kamıştan yapılan sırt küfeleriyle de paşa konaklarına taşınmış. Bazı kaynaklarda Kanuni Sultan Süleyman’ın çocukları için düzenlediği sünnet törenlerinde ikram ettiği de yer alır.

patronlardunyasi.com