Toygun ATİLLA
Dün Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek kısa ama Türkiye ekonomisinin son beş yılını özetleyen önemli bir açıklama yaptı: “Kur Korumalı Mevduat’tan çıkış sürecini başarıyla tamamladık.”
KKM bakiyesi artık sıfırlanmıştı.
Bugün en azından iktidara yakın gazetelerde manşet olur diye düşünmüştüm ama yanılmışım.
Haber son derece sıradan bir ekonomi haberi geldi, geçti.
Bence çok önemli bir haberdi. Biraz sizlere nereden nereye geldiğimizi, Türk ekonomisinin KKM belasına nasıl saplandığını ve nasıl kurtulduğunu anlatmak istiyorum.

KKM ARTIK YOK
Bir dönem 143 milyar dolara kadar ulaşan, Hazine’nin ve Merkez Bankası’nın üzerinde devasa bir kur riski oluşturan sistem artık yok.
İyi haber.
Hatta çok iyi haber.
Ancak insan ister istemez soruyor: “Sahi biz KKM’ye neden girmiştik?”
Bu sorunun cevabını vermeden KKM’den çıkışın anlamını da tam olarak anlayamayız.
YANGIN 2021’DE BAŞLADI
Takvimleri biraz geriye saralım.
2021 yılının eylül ayında Merkez Bankası politika faizi yüzde 19 seviyesindeydi. Ardından faiz indirimleri başladı.
Politika faizi birkaç ay içerisinde yüzde 14’e kadar indirildi. Türk Lirası hızla değer kaybetmeye başladı.
Dolar 2021 yılının eylül ayında 8 lira civarındayken 20 Aralık’ta 18 lirayı geçti. Türkiye ekonomisinde alarm zilleri çalıyordu.
İşte Kur Korumalı Mevduat böyle bir ortamda doğdu. 21 Aralık 2021’de sistem açıklandı.
Mantığı basitti, vatandaşa denildi ki; “Paranı dövize götürme. Türk Lirası’nda tut. Eğer kurdan dolayı zarar edersen aradaki farkı devlet karşılayacak.”
Bir başka ifadeyle devlet, döviz riskini vatandaşın üzerinden alıp kendi bilançosuna taşıdı. O gece dolar sert biçimde geriledi. Herkes rahatladı. Yangın söndürülmüş gibi görünüyordu.
Aslında yangının üzerine büyük bir battaniye örtülmüştü. Ateş oradaydı.

FATURA DEVLETE GEÇTİ
KKM büyüdü. Büyüdü, büyüdü…
Ağustos 2023’te yaklaşık 143 milyar dolarlık büyüklüğe ulaştı.
Düşünün…
Türkiye Cumhuriyeti’nin üzerinde kur hareketlerine bağlı yaklaşık 143 milyar dolarlık bir koşullu yükümlülük oluşmuştu.
Kur yükseldikçe faturanın bir bölümü kamuya yazılıyordu. Üstelik mesele yalnızca doğrudan yapılan ödemeler değildi.
Sistem para politikasını karmaşıklaştırıyor, Merkez Bankası bilançosunda risk yaratıyor, bankacılık sistemini çok sayıda düzenlemeyle KKM’nin etrafında yaşamaya zorluyordu.
Hazine’den KKM için 2022 ve 2023 yıllarında yapılan doğrudan ödemeler yaklaşık 152 milyar liraya ulaştı.
Merkez Bankası tarafındaki maliyet ise çok daha büyük oldu. Ancak burada bir parantez açmak gerekiyor.
Merkez Bankası’nın sonraki yıllarda açıkladığı yüz milyarlarca liralık zararların tamamını KKM’ye yazmak doğru değil. KKM bu zararlarda önemli unsurlardan biriydi ama tek neden değildi.
Dolayısıyla bugün KKM’nin Türkiye’ye maliyetini tek bir rakama indirgemek kolay değil.
Bildiğimiz bir şey ise, Türkiye çok büyük bir kur riskini kamu bilançosuna taşımıştı.
SONRA İTFAİYE GELDİ
4 Haziran 2023.
Ekonomi yönetiminin başına Mehmet Şimşek getirildi.
Şimşek’in ilk mesajlarından biri aslında yeni dönemin özeti gibiydi: “Türkiye’nin rasyonel bir zemine dönme dışında bir seçeneği kalmamıştır.”
Bu cümle çok önemliydi.
Yalnızca gelecekte ne yapılacağını söylemiyor, dolaylı biçimde geçmişte yapılanların da muhasebesini yapıyordu.
Faiz politikası değişti, Merkez Bankası yeniden sıkı para politikasına geçti.
Ekonomi yönetimi önünde KKM gibi devasa bir sorun buldu.
143 milyar dolarlık bir sistemi bir gecede kapatılması ise imkânsızdı. Söndürmeye çalıştığınız yangını yeniden büyütebilme ihtimali vardı.
KKM’den çıkacak paranın dövize yönelmesi kur üzerinde yeni bir şok yaratabilirdi. Bu nedenle Şimşek ve Merkez Bankası yangını yavaş yavaş soğutarak söndürme yöntemini seçti.
143 MİLYAR DOLARDAN SIFIRA
Ağustos 2023’te KKM 143 milyar dolar civarındaydı. 2024 sonunda 32,6 milyar dolara düştü. 2025 sonunda 200 milyon dolar civarına kadar geriledi.
Dün ise sıfırlandı. Türkiye artık KKM taşımıyor. Bu küçümsenecek bir başarı değildi.
143 milyar dolarlık bir mekanizmayı döviz piyasasında büyük bir kırılma yaratmadan tasfiye etmek ciddi bir ekonomi yönetimi operasyonuydu.
Yine de Türkiye’de dün sıradan bir ekonomi haberi muamelesi gördü. Manşet olmak bir yana 1'inci sayfalarda bile yoktu.

ÖNCE EVİ YAKTIK, SONRA SÖNDÜRDÜK
Bütün bu hikâyeyi düşünürken gözümün önüne tuhaf bir sahne geliyor.
Bir ev düşünün.
Önce yanlış kararlarla o evin içinde yangın çıkarıyoruz. Alevler büyüyünce panikliyoruz.
Yangının diğer odalara sıçramaması için pahalı bir söndürme sistemi kuruyoruz. Sonra o sistemin kendisinin de eve zarar vermeye başladığını görüyoruz.
Bu kez itfaiyeyi değiştiriyoruz.
Yeni ekip geliyor.
Üç yıl boyunca uğraşıyor.
Sonunda dün kapıya çıkıp diyor ki:
“Yangını söndürdük.”
Doğru.
Söndürdüler.
Bunun hakkını teslim etmek gerekiyor.
Mehmet Şimşek ve ekonomi yönetimi KKM gibi son derece riskli bir mekanizmadan Türkiye’yi kontrollü biçimde çıkardı.
İnsan yine de düşünmeden edemiyor:
Bu yangın neden çıktı?
Öyle ya, KKM gökten inmedi.
Türkiye’nin başına başka bir ülke tarafından bela edilmedi. Bir küresel kriz ürünü de değildi.
Türkiye’nin kendi ekonomi politikalarının sonucunda ortaya çıkan kur krizine karşı geliştirdiğimiz bir savunma mekanizmasıydı.
Yani önce problemi yarattık.
Sonra problemin çözümünü icat ettik.
Sonra o çözümün yarattığı problemleri çözmek için yıllarca uğraştık. Dün itibarıyla başladığımız yere yani Normal mevduat sistemine döndük.
PEKİ BİZE NE KALDI?
Ekonomide yanlış kararların faturası kaybolmuyor.
Birileri mutlaka ödüyor.
Hazine, Merkez Bankası, şirketler ama en sonunda o para dönüp dolaşıp vatandaşın cebinden çıkıyor.
Türkiye KKM’den kurtuldu. Bence sevinmeliyiz.
Üzerimizden ciddi bir koşullu yükümlülük ve finansal risk kalktı. Mehmet Şimşek’in hakkını da teslim etmeliyiz. 143 milyar dolardan sıfıra giden yolu kazasız tamamlamak önemliydi.
KKM’nin mezar taşına yalnızca “Başarıyla sona erdirildi” cümlesini yazarsak ise eksik bırakırız.
Bence altına “Bir daha aynı evi yakmamak şartıyla…” cümlesini de eklemek gerekiyor.
patronlardunyasi.com