Toygun ATİLLA
Biliyorum, artık çoğunuz kitap okumuyorsunuz. Bizim nesli tenzih ediyorum. Onlar halen direnenlerden.
Cep telefonunda vakit geçirmek, sosyal medyada gezinmek, bir görüntüden diğerine geçmek insanlara kitap okumaktan daha eğlenceli geliyor.
Bilmiyorum, belki de gerçekten öyledir. Ben okumaya gayret gösterenlerdenim.
Bazen yeni çıkanları, bazen de yıllar önce okuyup kitaplığın bir köşesine bıraktıklarımı...
Geçen hafta Thomas Hobbes’un Leviathan’ını yeniden okudum. İlk kez yıllar önce okumuştum.
1651’de yayımlanmış bir kitap. Tam 375 yıl önce.
Bazı kitapları aslında ikinci kez okumuyorsunuz. Aynı kitabı, başka bir insan olarak okuyorsunuz.
İlk okuduğumda Leviathan benim için devlet, egemenlik, toplum sözleşmesi ve otorite üzerine yazılmış büyük bir siyaset felsefesi klasiğiydi.
Bu kez Güç kavramına takıldım.
Belki bunda yıllardır iş dünyasını, patronları, şirketleri, yükselişleri ve düşüşleri izliyor olmamın da payı vardır. Hobbes’un 375 yıl önce anlattığı güç ile bugün ekonomi sayfalarında gördüğümüz güç arasında düşündüğümüzden daha kısa bir mesafe var.
HOBBES’UN GÜÇ TARİFİ
Hobbes için güç yalnızca devletin, hükümdarın ya da ordunun sahip olduğu bir şey değil.
Servet, itibar, bilgi, dostlar ve ilişkiler güçtür.
Kısacası insanın gelecekte istediği bir şeyi elde etmesini sağlayabilecek araçların tamamı gücün parçasıdır.
Bugün listeye yenilerini ekleyebiliriz.

Teknoloji, enerji, veri, algoritma, çip, liman, havalimanı, dağıtım ağı...
375 yılda gücün araçları değişmiş ama Hobbes’un sorusu değişmemiş:
“Kim, neyi yapabilecek güce sahip?”
İşte bu soru beni doğrudan Türkiye’nin iş dünyasına götürdü.
EN ZENGİN KİM, EN GÜÇLÜ KİM?
Biz ekonomi gazetecileri rakamları severiz. En zenginler listesi çıkarırız. Şirketlerin piyasa değerlerini karşılaştırırız. Kimin serveti arttı, kiminki azaldı hesaplarız.
Leviathan’ı yeniden okuyunca şunu düşündüm.
Acaba yıllardır gücü ölçmek için serveti fazla mı kullanıyoruz?
Koç Holding’i düşünün. Otomotiv, enerji, finans, dayanıklı tüketim… Buradaki gücü yalnız şirketlerin değerlerini toplayarak ölçebilir miyiz?
Sabancı’nın bankacılık, enerji ve sanayideki varlığını yalnız bilançosundan okuyabilir miyiz?

Ya da Baykar’ı...
Bir teknoloji şirketinin geliştirdiği ürünün ülkenin savunma kapasitesi ve ihracatıyla kesiştiği noktada şirketin ekonomik değeri ile stratejik değeri artık aynı şey midir?

Bunları kimin daha güçlü olduğunu sıralamak için söylemiyorum.
Tam tersine.
Gücün tek bir cetvelle ölçülemeyeceğini anlatmak için söylüyorum.
BİLANÇODA GÖRÜNMEYEN DEĞER
Türk Hava Yolları buna güzel bir örnek.
THY’nin gelirini, kârını, filosunu, yolcu sayısını hesaplayabilirsiniz. İstanbul’u dünyanın dört bir yanına bağlayan uçuş ağının Türkiye’ye sağladığı stratejik değeri hangi bilanço kalemine yazacağız?
![]()
Turizm…
İhracat…
Kargo…
İstanbul’un küresel aktarma merkezi olması…
Bunların bir bölümü rakamlara girer ama tamamı girmez.
BOTAŞ’a da yalnız bilançosundan bakamazsınız. Boru hatlarına bakmanız gerekir.

Gazın nereden gelip nereye gittiğine bakmanız gerekir. Bir limanın değerini de yalnız yıllık kârıyla ölçemezsiniz.
Ekonomik güç, sahip olduğunuz paradan değil, kontrol ettiğiniz akıştan doğar.
Hobbes’un 375 yıl önce parayı devletin kanına benzetmesi bu nedenle bugün hâlâ şaşırtıcı derecede canlı bir metafor.
MİLYARDER NEDEN DURMAZ?
Kitapta beni düşündüren bir başka fikir de insanın bitmeyen güç arayışıydı.
Hobbes bunu basit bir açgözlülük meselesi olarak görmez. İnsan bazen daha fazlasını istediği için değil, elindekini koruyabilmek için daha fazla güce ihtiyaç duyar.
İş dünyasına bu gözle baktığınızda bazı hamleler başka türlü görünmeye başlıyor.
Bir şirket neden kendi sektöründe lider olmakla yetinmez?
Neden tedarikçisine yatırım yapar?
Neden enerjiye girer?
Neden teknoloji şirketi satın alır?
Neden dağıtım kanalını kontrol etmek ister?
Elbette hepsinin finansal gerekçeleri vardır.
Belki büyük holdingleri yalnız şirketler topluluğu olarak değil, birer güç mimarisi olarak okumak gerekir.
TÜRKİYE’NİN GÜÇ HARİTASI DEĞİŞİYOR

Üstelik bu mimari hızla değişiyor. Türkiye’de ekonomik güç denildiğinde eskiden akla büyük holdingler, bankalar, fabrikalar, enerji şirketleri gelirdi.
Bunlar hâlâ önemli.
Ama yanlarına yenileri ekleniyor.
Savunma teknolojileri.
Yazılım.
Fintek.
Veri merkezleri.
Yapay zekâ.
Enerji altyapısı.
Bugün bir şirketin sahip olduğu fabrika kadar, başkasının üretemediği teknoloji de önemli.
Bağımlılık da gücün ölçülerinden biridir. Buradan bakınca bir şirketi değerlendirirken sorulacak soru da değişiyor.
Kaç milyar dolarlık? yerine bazen şunu sormak gerekmiyor mu ?
“O şirket yarın ortadan kalksa ne aksar?”
Üretim mi?
Enerji mi?
Finansman mı?
Ulaşım mı?
Savunma mı?
Veri mi?
Yerine bir başkasını koymak ne kadar sürer?
Sanırım bir şirketin gerçek gücü biraz da bu soruların cevabında saklı.
HOBBES’UN GÖREMEDİĞİ LEVIATHAN
Hobbes’un Leviathan’ı devletti. 17’nci yüzyılda bundan daha büyük örgütlü bir güç düşünmek kolay değildi.
Bugün devlet hâlâ en büyük güç. Fakat artık sahnede yalnız değil. Dev teknoloji şirketleri var. Trilyonlarca doları yöneten fonlar var. Kritik enerji altyapılarını işleten şirketler var. Milyarlarca insanın verisine sahip platformlar var. Devletlerin bile ihtiyaç duyduğu teknolojileri üreten özel şirketler var.
“Leviathan hâlâ yalnızca devlet mi?”
Benim 2026’da sorum bu…
Bana göre çağımızın en önemli tartışmalarından biri burada başlayacak. Gücün merkezi değiştikçe onu denetleyecek kurumların da değişmesi gerekiyor.
Devleti hukuk sınırlar. Şirketi rekabet hukuku ve düzenleyici kurumlar. Piyasayı şeffaflık. Yöneticiyi yönetim kurulu ve ortaklar.
Peki veriyi kim sınırlayacak?
Algoritmayı kim denetleyecek?
Yapay zekânın gücü nerede başlayıp nerede bitecek?
Hobbes’un 375 yıl sonra cevap veremeyeceği sorular bunlar.
Beni o sorulara götüren ise onun kitabı…
KİTAP AYNIYDI
Geçen hafta Leviathan’ın son sayfasını kapattığımda yıllar önceki ilk okumamı düşündüm.
Kitap aynı kitaptı. Ben değişmiştim. Dünya ise çok daha fazla değişmişti. İlk okuduğumda Hobbes bana devleti anlatmıştı. Bu kez iş dünyasını da anlattı.
Türkiye’nin en zenginlerinin kim olduğunu biliyoruz. Peki Türkiye’nin en güçlüleri kim?
Belki Patronlar Dünyası olarak bir gün gerçekten bunun haritasını çıkarmalıyız.
Servete göre değil.
Bir şirketin ya da iş insanının ekonomide yarattığı etkiye, sahip olduğu teknolojiye, kontrol ettiği akışa, stratejik önemine ve yerine ne kadar kolay başka birinin konulabileceğine bakarak…
Çünkü Leviathan’ı ikinci kez okuduktan sonra benim için zenginlik ile güç arasındaki fark biraz daha berraklaştı.
Zenginlik, neye sahip olduğunuzdur. Güç ise sizde olan şeye başkalarının ne kadar ihtiyaç duyduğudur.
Büyük kitapların marifeti bence bu... 375 yıl öncesini anlatırken insanın başını sayfadan kaldırıp bugüne bakmasını sağlıyorlar.
patronlardunyasi.com