Bölgesel gerilimlerin, savaşların ve küresel belirsizliklerin arttığı bir dönemde öğrencilerin ve ailelerin eğitim tercihleri de değişiyor. Artık yalnızca akademik kalite değil; güvenlik, istikrar, öngörülebilirlik ve sosyal hayatın sürdürülebilirliği de eğitim kararı üzerinde belirleyici oluyor. Bu noktada Türkiye, özellikle yakın coğrafya için yalnızca güçlü bir eğitim ülkesi değil, aynı zamanda güvenli bir liman olarak öne çıkıyor. Türkiye’nin en güçlü öğrenci kaynağını yakın coğrafya Türki cumhuriyetler ve Afrika ülkeleri oluşturuyor. Hürriyet'in haberine göre, uluslararası öğrenci sayısı 2013’te 50 binin altındayken bugün 350 binin üzerinde. Bu tablo, Türkiye’nin özellikle son yıllarda yükseköğretimde güçlü bir çekim merkezi haline geldiğini gösteriyor. Türkiye’ye gelecek öğrencilere danışmanlık veren Study in Türkiye.com’un Direktörü Caner Otrakçı’ya göre bu başarı tesadüf değil, Türkiye’nin yıllar içinde inşa ettiği güçlü eğitim altyapısının doğal sonucu. Ancak Otrakçı’nın yabancı öğrencilerin Türk eğitim sisteminde kalış sürelerine ilişkin önemli bir uyarısı var:
KALIŞ SÜRELERİ 4 YILDAN 2 BUÇUK YILA DÜŞTÜ
Eskiden uluslararası öğrencinin lisans eğitiminin tamamını Türkiye’de geçirme eğilimi daha güçlüydü. Şimdi ise özellikle ikinci yılın sonu ile üçüncü yıl civarında alternatif arayışın arttığı görülüyor. Bu kırılmanın özellikle 2023 sonrası daha görünür hale geldiği söylenebilir. Çünkü aynı dönemde yaşam maliyetleri yükseldi, barınma baskısı arttı, alternatif ülkeler daha agresif imkanlarla pazara girdi ve öğrencilerin kararlarında yalnızca eğitime başlamak değil, o ülkede hayatı sürdürebilmek de belirleyici hale geldi.
MİSAFİRPERVERLİK DOĞRUDAN ETKİLİYOR
Bu azalma eğiliminin birkaç ana nedeni var. Bunlardan ilki, ekonomi ve toplam yaşam maliyeti. Öğrenci artık sadece okul ücretine bakmıyor; barınma, ulaşım, gündelik yaşam, sağlık, sosyal hayat ve şehirde sürdürülebilir bir yaşam kurup kuramayacağına da bakıyor. İkinci başlık misafirperverlik ve öğrenci deneyimi. Uluslararası öğrenci yalnızca diploma satın almıyor; güvenlik, aidiyet, rehberlik, sosyal kabul ve yaşam konforu da arıyor. Kendisini rahat, güvende ve kabul görmüş hissetmediği bir ülkede uzun süre kalmak istemiyor. Öte yandan öğrenciler artık mezuniyet sonrası iş imkanlarını, eğitim sırasında çalışma fırsatlarını ve daha kısa sürede iş hayatına geçiş ihtimalini de ciddi biçimde hesaba katıyor. Kararı belirleyen şey yalnızca eğitim kalitesi değil; eğitim sonrası hayatın ne kadar hızlı kurulabileceği de oluyor. Ancak misafirperverlik artık doğrudan kalıcılığı etkileyen bir unsur haline geldi.
YABANCI KARŞITLIĞI ALGISI
Sahada en belirgin soğumanın bazı Arap ülkelerinde, Afrika’nın bazı pazarlarında ve ekonomik hassasiyeti yüksek bölgelerde hissedildiği söylenebilir. Halkın, Arap bölgesine zaman zaman yükselen yabancı karşıtlığı algısı ve sosyal uyum endişeleri kararları etkileyebiliyor. Afrika’dakiler içinse özellikle vize süreçleri, bürokratik engeller ve kayıt sonrası yaşam koşullarına dair belirsizlikler öne çıkıyor. Bunun yanında öğrenciler artık yalnızca ‘hangi üniversiteye gideceğim’ diye bakmıyor, ‘orada kabul görecek miyim, hayatımı kurabilecek miyim, mezun olunca bir gelecek görebilecek miyim’ diye de düşünüyor. Bu yüzden soğuma çoğu zaman ülke isminden çok, o ülkeye giden öğrencinin karşılaştığı şartlarla açıklanıyor.
BAZI ÖĞRENCİLER İÇİN AVRUPA BASAMAĞI
Türkiye bazı öğrenciler için Avrupa’ya geçiş öncesinde daha erişilebilir bir başlangıç noktası olarak görülüyor. Bunun birkaç nedeni var. Başvuru ve kabul süreçlerinin görece daha hızlı ilerlemesi, ilk aşamada daha ulaşılabilir eğitim seçenekleri sunması, öğrencinin dilini ve akademik adaptasyonunu geliştirmesine imkan tanıması, ayrıca referans, not ortalaması ve uluslararası çevre oluşturma bakımından bir hazırlık zemini sunması. Bu yüzden Türkiye, bazı öğrenciler açısından Avrupa veya Kuzey Amerika’ya geçişte bir ara durak gibi işlev görebiliyor. Bu durum doğru stratejiyle avantaja da çevrilebilir. Çünkü Türkiye’de güçlü bir eğitim ve yaşam deneyimi sunulursa, ‘basamak’ algısı zaman içinde ‘nihai tercih’ algısına dönüşebilir. Yani mesele sadece öğrencinin Türkiye’de eğitime başlaması değil. Onu burada tutmak da çok önemli.”
BÜYÜK SIÇRAMA ALANI: ASYA
Caner Otrakçı’ya göre Malezya, Endonezya, Pakistan, Bangladeş, Hindistan, Çin ve Orta Asya ülkeleri, Türkiye’nin yeni dönemde daha güçlü öğrenci çekebileceği pazarlar arasında yer alıyor. Bu ülkelerde büyüyen genç nüfus, artan yurt dışı eğitim talebi ve Türkiye’ye yönelik kültürel ilgi, yeni bir fırsat alanı oluşturuyor. Türkiye’nin Avrupa ile Asya arasında konumlanan yapısı, farklı bütçelere hitap eden program seçenekleri, kampüs çeşitliliği ve kültürel uyum avantajı düşünüldüğünde; Asya açılımı yalnızca bir alternatif değil, Türkiye’nin uluslararası eğitimde yeni büyüme fırsatı olabilir. Bu yaklaşım, Türkiye’nin mevcut başarı hikâyesini daha geniş bir coğrafyaya yayma potansiyeli taşıyor.
patronlardunyasi.com