Doğu’nun en sert ayazlarından biri karşılıyor ziyaretçiyi Kars’ta. Ancak birkaç adım sonra anlaşılıyor ki bu şehir yalnızca soğukla değil, katman katman birikmiş kültürüyle de çarpıyor insanı. ‘93 Harbi’nin ardından Rusların yeniden kurduğu kent dokusu, Anadolu’da eşi benzeri olmayan bir mimari hafıza bırakmış. Düz kesişen caddeler, bazalt taşından yapılmış yapılar ve Baltık kentlerini hatırlatan cepheler… Akşam olduğunda ise taş binaların arasından müzik yükseliyor. Bir restoranda otururken kapıdan içeri giren Kafkas dansçıları, ardından sazını alıp gelen âşıklar ya da akordeonuyla masalar arasında dolaşan müzisyenler, bu kentin kültürünün yaşamaya devam ettiğini hatırlatıyor. Gündelik hayatın içinde karşınıza çıkan tarih; kaleleri, müzeleri, anıtları ve ören yerleriyle ziyaretçilerini bekliyor.
KEŞİF ROTASI
Kars’ı anlamak yalnızca taş yapılara bakmakla mümkün değil; bu coğrafya aynı zamanda tadıyla konuşuyor. Peynir Müzesi’nde anlatı bir üretim tezgâhında değil, endemik çiçeklerin sergilendiği bir odada başlıyor. Çünkü burada peynirin hikâyesi sütle değil, hayvanların otladığı yüksek yayla bitkileriyle başlıyor. O aromatik bitkiler süte, süt peynire, peynir de Kars mutfağının karakterine dönüşüyor. Gravyer, kaşar, çeçil gibi bilinen çeşitlerin yanı sıra yalnızca evlerde yapılan ve ticarete dahi girmeyen yerel üretimler de anlatının parçası. Kars yolculuğunun bir diğer durağı Sarıkamış. Osmanlı’nın I. Dünya Savaşı sırasında 22 Aralık 1914 - 15 Ocak 1915 arasında yürüttüğü Sarıkamış Harekâtı’nda hayatını kaybeden askerlerin anısına, Allahuekber Dağları eteklerinde bir anma alanı oluşturulmuş. Burada yükselen dikilitaş ve iki asker figüründen oluşan anıt, bugün on binlerce askerin kaybını ve onları hatırlamanın sessizliğini simgeliyor. Kentte keşif rotası elbette bunlarla sınırlı değil; Fethiye Camii, Kafkasya Cephesi Harp Tarihi Müzesi ve Tabyalar, Kars Kalesi, Katerina Köşkü ile Av Müzesi de mutlaka görülmesi gereken duraklar arasında yer alıyor.
KUZEYE DOĞRU GİDELİM
Kars’ın ardından rotayı kuzeye çevirince bu kez Ardahan karşılıyor ziyaretçiyi. Kent merkezindeki Ardahan Kalesi, şehrin en eski tanıklarından biri olarak ovaya hâkim bir noktada yükselirken; yılın büyük bölümünde buzla kaplanan Çıldır Gölü Doğu Anadolu’nun en etkileyici doğal manzaralarından birini oluşturuyor. Kentte ayrıca Baltık etkili mimarisiyle dikkat çeken Ardahan Kongre Binası, Millî Mücadele sürecinde alınan yerel kararlarla bölgenin direniş hattının şekillendiği önemli yapılardan biri kabul ediliyor. Ardahan’ın özgün duraklarından Ardahan Arı Müzesi, Kafkas arısının üretim döngüsünü, yayla florasından sofralara gelen bala kadar ayrıntılı biçimde anlatıyor.
PAYLAŞILAMAYAN TARİH: ANİ
Kent merkezinden yaklaşık 45 kilometre sonra manzara aniden değişiyor. Geniş bir platoda tarihi yıkıntılar, derin bir yarık ve o yarığın öte yakasında başka bir ülke. Ani, Türkiye ile Ermenistan’ı ayıran Arpaçay Vadisi’nin kenarında, neredeyse sınır çizgisiyle iç içe duran 5 bin yıllık bir kent. Yaklaşık 85-100 hektarlık devasa bir alana yayılan bu yerleşim binlerce yıllık tarihine rağmen bugünkü görünümüyle bir Orta Çağ başkenti. Kamsarakanlılar adlı yerel bir sülalenin hüküm sürdüğü Ani, daha sonra Bagratlıların eline geçmiş; Bizans’ın işgal girişimlerinden geçen kent uzun dönemler çatışma ve dönüşüm yaşamış; 16 Ağustos 1064’te Selçuklu egemenliğine girmiş. Bugün sessiz duran taş yapılar, aslında tam da bu nedenle paylaşılamayan bir geçmişin izlerini taşıyor. Ermeniler ve Gürcüler için kutsal kabul edilen bu şehir, Anadolu tarihinin erken dönemine dair tartışmaların da merkezinde yer alıyor. “1001 kiliseli şehir” sözü, kentin yoğun kilise mimarisi vurgusuna işaret ediyor; ancak kazı başkanı Doç. Dr. Muhammet Arslan’ın da işaret ettiği gibi Ani, Anadolu tarihine bakışta önemli bir eşik sayılıyor Kazılar hâlâ sürüyor ve sadece tek bir noktada değil; farklı alanlarda eş zamanlı yürütülen çalışmalar kent dokusunu katman katman açığa çıkarıyor. Doç. Dr. Muhammet Arslan ve ekibinin her sezon ortaya çıkardığı ayrıntılar, Ani’yi “tamamlanmış” bir örenyeri olmaktan çıkarıp hâlâ konuşan, hikâyesini söylemeye devam eden bir arkeolojik peyzaj hâline getiriyor.
patronlardunnyasi.com