Elif Yıldız HARMANKAYA
Şimdi herkesin “skandal” diye okuduğu Bebek Oteli’nde, benim kuşağımın en saf hayalleri ve bu ülkenin en büyük iş ortaklıklarının sessiz hatırası var.
Müsaade ederseniz bugün; el değiştirdikten sonra tadilat maskesiyle tahliye edilen bir ruhun, tutulmayan “klasik” sözlerin ve bir kent belleğinin nasıl çökertildiğinin hikâyesini… Yani Bebek Otel’i bir de kendi gözümden anlatmak istiyorum.
1950’LERDEN GELEN İPEK DOKUSU
Bebek Otel, 1950’lerin ortasında tekstilci Muammer Karamanoğlu’nun vizyonuyla doğduğunda, aslında İstanbul’a bir “yaşam biçimi” armağan edilmişti. Bursa’nın ipek fabrikalarından gelen o rafine zevk, binanın her taşına işlenmişti. Orası sadece bir otel değil, İstanbul’un “old money” asaletinin, entelektüel sessizliğinin kalesiydi.
Göstermeden var olabilen, bağırmadan dikkat çeken bir zarafetti bu.
Güngör Su’nun nezaketiyle devleşen o ruh, on yıllar boyunca bu şehrin en seçkin sığınağı oldu.
RUHİ SU’NUN OĞLUNA EMANET EDİLEN MİRAS
Bursalı aileden sonra bayrak devredildi; mülkiyet Ruhi Su’nun oğluna geçti. Gerçek sahiplerinin Amerika’da olduğu söylense de işletme bu köklü mirasa uzun yıllar sadık kaldı.
Ruhi Su…
Bu ülkenin vicdanı, türkülerle yazılmış hafızası.
Onun adının dolaylı da olsa tapuda yer alması, binaya başka bir ağırlık katıyordu. O yıllarda Bebek Otel’in koridorlarında yürürken insan sesini kısar, masaya otururken üstünü başını düzeltirdi. Mekân insanı terbiye ederdi. Paranın henüz ruhu ezmediği, şatafatın zarafeti boğmadığı yıllardı.

TÜRKİYE’NİN KADERİNİN FISILDANDIĞI MASA
Otelin kalbi Ambassador Restaurant’ta atardı.
Orada konuşulanlar, Türkiye’nin kaderiydi.
Uzun yıllar çalıştığım Doğan Grubu’nun ve Türk basınının “Amiral Gemisi” Hürriyet Gazetesi’nin rotası işte o vakur masalarda çizildi. Aydın Doğan ile Erol Simavi’nin tarihi el sıkışması, sadece bir satışı değil; bir devrin iletişim dilini de belirledi.
Bebek Otel, gücü göstererek değil, saklayarak taşıyan bir yerdi.
BEBEK BAR, İSMAİL BEY VE YARIM KALAN KLASİK
Ve tabii ki Bebek Bar…
Sahi, o barın taburesinden kimler geldi, kimler geçti?
İsmail Bey’i tanımayan, onun bir bakışıyla ne içeceğinizi anlayan sezgisini bilmeyen var mıdır?
Onun elinden çıkan meşhur “Bebek Bar Tabağı”, benim kişisel hatıramdan çok öte, bir kuşağın ortak hafızasıydı.
O bar taburesinde Yaşar Kemal’in gür sesi, Sakıp Sabancı’nın enerjisi, Türkan Şoray’ın efsanevi bakışı yankılanırdı.
Benim içinse orası, evlilik teklifini aldığım yerdi.
Eşimle söz vermiştik:
“Her sene geleceğiz, bu bizim klasiğimiz olacak.”
Oysa 2019’da o kapıya kilit vurulduğunda, sadece bir işletme kapanmadı.
Bizim hafızamız da tahliye edildi.

BAZI RUHLAR TADİLAT KABUL ETMEZ
Otel, Muzaffer Yıldırım’a geçtiğinde “tadilat” dediler.
Ama biz biliyorduk… Bazı ruhlar tadilat kabul etmez.
Bina parlatıldı ama duvarlardaki entelektüel derinlik dozerlerle sökülüp atıldı. Eskiden fısıldayan teras, artık yeni paranın şatafatıyla bağırmaya başladı.
Tadilat diye yıkılan bina değil; bir kültürdü.
PUDRA ŞEKERİ VE ÇİFTE STANDART
Şimdi gelinen noktaya bakın…
Hürriyet’in satışının mühürlendiği odalar, bugün emniyet şeritleriyle, uyuşturucu baskınlarıyla anılıyor. İnsan bunu kabullenemiyor.
Benzer manzaralar siyasi güce yakın çevrelerde yaşandığında, o beyaz tozların adı bir gecede “pudra şekerine” dönüşüverdi.
Bazıları için hoşgörüyle örtülen o “pudra”, Bebek’in orta yerinde bir semtin hafızasını kirletirken suç da oldu.
İşte Türkiye’nin özeti:
Her yere sızan o çürüme ve herkese eşit işlemeyen o meşhur çifte standart.
Benim için Bebek Otel —birçoğumuz için olduğu gibi— sadece Boğaz kıyısında bir bina değil; hayatımın en özel anılarını saklayan vakur bir tanıktı.

O İSTANBUL ARTIK YOK
31 Ocak 2019... Bebek esnafı dostlarımızla, gözlerimiz dolu dolu, gülümsemeye çalışarak çekildiğimiz o veda fotoğrafındaki İstanbul…
İşte o İstanbul artık yok.
Otel yerinde duruyor olabilir.
Ama o karedeki soylu, zarif İstanbul çoktan bu limanı terk etti.
Geriye soğuk polis bantları ve içimizde çöken bir şehrin hatırası kaldı.
patronlardunyasi.com